Geçtiğimiz hafta Taksim’de meydana gelen patlamayla hepimiz sarsılmışken, bitmek bilmeyen umutsuz bir şeyleri dile getirmektense derdimize derman olmasa da umut verici bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Egemen Özkan tarafından çevirisi yapılan, Sivil İtaatsizlik & İlkesiz Hayat, Henry David Thoreau’nun iki uzun denemesinden oluşan bir kitap. Dilimizde pek çok kere basılmış olan bu kitap, “ ‘En iyi hükümet en az hükmedendir’ şiarını gönülden benimsemiş biriyimdir ve bunun daha hızlı, daha sistematik bir şekilde hayata geçirildiğini görmek isterim.”* diye başlar. Daha önce adını pek çok kez duyduğum ancak yeni okuma fırsatı bulduğum bu kitabı eminim henüz keşfetmemiş nice okur vardır. Daha önce okumuş olanlar da, bu yazıdan keyif alabilirler. Ne de olsa bazı kitaplar, üstüne söz söylenmesini de yazılmasını da konuşulmasını da tekrar okunmayı da fazlasıyla hak eder.

Yıllardır devam eden mevzu

İnsanlar aslında ne isterler? Ne istemelidirler? Neden istemelidirler? Neyi istemelidirler? Ve tabii ki aklın yolu birken insanlar gezegene, insanın daha rahat, üretken, mutlu, kaliteli ve verimli yaşaması için olması gerekenlere dair neden düşünce üretmezler ve üretilen düşüncelerdense bildikleri gibi yaşamayı yeğlerler? Yılların iktidar ve yönetim biçimleri aynı zamanda “bir grup”un çıkarlarına hizmet ettiğinden mi bu böyle olur? Tüm bunlar böyle olduğu için mi güzide gezegenimizin can sıkıcı mevzularını duymaya devam ederiz ve tüm bunlara dair bir bakış açısı oluşturmaya çalışırız? Sivil İtaatsizlik & İlkesiz Hayat, benzer sorulardan beslense de okura verdiği ilk fikir olumsuz durumlara dair rahatsızlık duyan ilk ya da tek kişi olmadığı gerçeğidir. Yazar kitabı kendi pratikleri içinden örse de onun pratiklerini ya da fikirlerini de besleyen başkaları ve başka durumlar da olmuştur. Doğal olarak Sivil İtaatsizlik  & İlkesiz Hayat kitabı da okuruna bir fikirler ağı sunarken benzer sorunları düşünen insanları besler.

Henry David Thoeau

Henry David Thoreau, yaşadığı yıllar Amerikası’ndaki çeşitli durumlara insani bir bakış getirmeye çalışan entelektüellerden birisidir. Kitabın arka kapağında şu şekilde tanıtılır: 

“19. yüzyılın en büyük entelektüellerinden, kölelik karşıtı, çevreci ve vergi direnişçisi olan Henry David Thoreau, sivil itaatsizlik terimini siyasi literatüre sokan ilk kişidir. Sivil İtaatsizlik’teki düşünceleriyle Mahatma Gandi ve Martin Luther King gibi büyük siyasi figürlerin fikirlerini etkilemiştir.”*

Bu son derece çarpıcı tanıtım bile bahsi geçen kişilere ilgi duyan okurun dikkatini çekecektir. Beni kitaba yöneltenin de bu tanıtım olduğunu belirtmek isterim.

Okurun seyri

Kitap, yazarın içinde bulunduğu dönemde Amerikan devletine ve halkın çeşitli tavırlarına yönelik eleştirileri kapsıyor.

“Benim kavgam uzaktaki düşmanla değil, uzaktakilerle işbirliği yapan ve onların işlerini gören, kendi memleketimdeki düşmanlarla. Onlar olmasa uzaktaki düşmanlardan da bir zarar gelmez. Kitlelerin hazır olmadığını söylemeye alışmışız ama gelişim yavaş çünkü sayıca az olanlar sayıca fazla olanlardan maddi anlamda daha akıllı veya daha iyi değil. Çoğunluğun sizin kadar iyi olması bir yerlerde mutlak iyiliğin olması kadar önemli değildir çünkü bu iyilik bütün öbeği mayalayacaktır. İlke olarak köleliğe ve savaşa karşı olduğu halde bunlara bir son vermek için hiçbir şey yapmayan; kendilerini Washington ve Franklin’in çocukları olarak gördükleri halde ne yapacaklarını bilmediklerini söyleyerek hiçbir şey yapmadan elleri ceplerinde oturan; hatta serbest ticaret meselesini özgürlük meselesinin önüne koyup, akşam yemeği üzerine sakin sakin cari fiyatları ve Meksika’dan gelen son haberleri okuduktan sonra bunları düşünerek uyuyakalabilen binlerce insan var.”*

Yazarın bu tespiti, günümüzde hemen her ülkeye ve dahası yaşamın içindeki binlerce olaya uyarlanabilir duruyor. Hele günümüzde gezegenin vahşet ve kirlilik kusan binlerce olayına ekran karşısında yemeğini yerken hiç istifini bozmadan bakan kalabalığını düşününce kitabın yazıldığı zamandan günümüze değişmeyen şeyler size de tortu bırakacaksa hemen yazarın başka bir cümlesini aktarmak isterim:

Görüyorum ki bu güya saygıdeğer kişi anında konum değiştirmiş, ülkesi ondan ümidi keseceği yerde o ülkesinden ümidi kesiyor.”* 

Ümit kesmeden devam etmek isteyenler için de şöyle diyor yazar Sivil İtaatsizlik denemesinde, “… sizden başkalarına yapılan adaletsizliğe aracı olmanızı bekleyen bir yapısı varsa, derim ki çiğneyin o yasayı. Hayatınız o makineyi durduracak bir karşı sürtünme olsun. Benim yapmam gereken şey, ne olursa olsun o kınadığım haksızlığa alet olmamaktır.”* 

Ve bunu destekleyecek aşağıdaki savı sunuyor:

Ben bu dünyaya burayı daha yaşanılır bir yer yapmak için değil, iyi kötü burada yaşamak için geldim. İnsanın elinden her şey gelmez ama bazı şeyler gelebilir; fakat insanın elinden her şeyin gelmemesi yanlış şeyler yapmasını da gerektirmez.”*

Ve tüm bunların nedenine dair şunu belirtiyor:

Ben toplum makinesinin başarılı bir şekilde çalışmasından sorumlu değilim. Ben mühendis çocuğu değilim. Bir meşe palamuduyla bir ceviz yan yana düşerse biri diğerine yer açmak için atıl kalmaz; her ikisi de kendi yasalarına itaat ederek filizlenir, gelişir ve biri tesadüfen diğerinin güneşini engelleyip onu alt edene kadar, büyüyebildiğince büyür. Bitkiler doğalarına göre yaşayamazlarsa ölürler; insanlar da öyle.”* 

İlkesizlik

Toplumların işleyişinde belki herkesin kafasına takılabilecek meselelerle meşgul olan yazar, İlkesizlik denemesinde şöyle bir tespitte bulunuyor.

Bir insan gününün yarısını ağaç sevgisiyle ormanda yürüyerek geçirse, işsiz güçsüz addedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ama günün tamamını bir vurguncu olarak, o ağaçları kesip biçerek ve toprağı vakitsizce kelleştirerek geçirirse çalışkan ve girişimci biri olarak saygı görür.”*

Evet bazen çalışkan ve girişimci olmamak daha iyi duruyor. Tümüyle katıldığım şu dileği dillendirerek yazımı bitirmek ve sizi kitapla baş başa bırakmak istiyorum:

Dolayısıyla hayatımız topyekûn bir unutuş değil, aynı zamanda asla, hele ki uyanık olduğumuz saatlerde hiç bilincinde olmamamız gereken bir hatırlayış aslında. Neden hep kâbuslarımızı anlatmak üzere, hazımsızlar olarak buluşuyoruz? Bazen de birbirimizi o şahane sabahta kutlamak üzere, hazımlılar olarak buluşalım. Herhalde hiç olmayacak bir talepte bulunmuyorumdur.” 

Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.

*Alıntılar: Henry David Thoreau, Sivil İtaatsizlik & İlkesiz Hayat, Çeviren: Egemen Özkan, İthaki Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2019 Orjinal Adı: Civil Disobedience & Life Without Principle kitabından yapılmıştır. s.9, arka kapak, s.15, s.17, ss.20-21,  s. 21, s.28, s.45, s.69