Bu yıl 23. kez yollara çıkan “Gezici Festival”, sinemaseverlere yine yepyeni filmleri buluşturmaya hazırlanıyor. Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre’nin yıllardır sürdürmek için her yıl kurdukları ekiplerle hazırladığı festival, bu sene de bir hayli yoğun bir programa sahip. Ankara’da düzenlenen film festivallerine karşı her zaman büyük bir sempatim var. Çünkü burada, festivaller kendi içinde butik ama o kadar coşkusu yüksek bir şekilde gerçekleşiyor ki, içine girmemek için kendini zor tutar hale gelip bir an önce başlaması için gün saymaya başlıyorsun. 23. yılda neler olduğunu merak edenler için, festivalin sanat yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu ile konuştuk. Ayrıca çok merak ettiğim bir şey olan Kavaklıdere Sineması muammasını da sordum, onunla da ilgili söyleyecekleri var Boyacıoğlu’nun…

“YOL filminin restore edilmiş hali seçkide yer alıyor.”

Bu sene Gezici Festival’de sinemaseverleri nasıl filmler bekliyor?

Bu benim hayatımda yaptığım 40’ıncı festival. Gezici Festival’i 23 yıldan bu yana yapıyoruz. Bizim her sene, filmleri seçerken daha seçici olma ve kaliteyi daha yüksek tutma şanslarımız oluyor. 50-100 tane uzun metraj, ya da 200 tane kısa metraj film gösterme gibi derdimiz olmuyor. Her sene olduğu gibi küçük bir programımız var. Türkiye 2017 ve Dünya Sineması bölümleri devam ediyor. “Kısa İyidir” bölümü yine ikiye ayrıldı ve birçok milletten kısa metraj yer alacak. Çocuk filmleri bölümünde ise Kanada yapımı 6 film olacak. Seçilen filmler de genelde yurtiçi ve yurtdışı birçok festivalde ödül almış yapımlar oluyor.

Her sene farklı bölümler görmeye alıştık Gezici’de. “Kaderini Bilseydin Yine de Yaşar Mıydın?”,”Sessiz Divalar” ve “Hollymood” kulağa enteresan geliyor…

Her sene farklı bir şey koymayı seviyoruz festivale. Bu yıl İtalyanlarla ilgili 1960’lı yılların filmlerini içeren “İtalyan Usulü Komedi” bölümümüz var. Bu filmler restore edilmiş halleriyle seçkide yer alıyor.

“Sessiz Divalar: Zamansız ve İsyankar” bölümünde sessiz sinema döneminden iki filmimiz var. 1915 yapımı Filibus: Göklerin Gizemli Korsanı ve 1924 yapımı İspanyol Dansçı filmleri gösterilecek ve Baba Zula grubu onlara canlı müzik yapacak.

Dennis Villeneuve’nin iki filmi var bu bölümde, “Kaderini Bilseydin Yine de Yaşar Mıydın?” başlığı altında. Onunla yapılan bir söyleşide sorulan bir soru bu. O da bunu açıklamış. Çünkü insanların kaderleriyle ilgili filmler yapıyor.

Holywood’da, “Hollymood” adında canlı sinema diye bir yeni tabir var. Genelde klasik filmleri görüntülerinden oluşturulan bir film arkaya yansıtılırken, sahnede bir pandomim sanatçısı ona eşlik eden hareketler yaparak filmin içine giriyor. Biraz “Kahire’nin Mor Gülü” hikayesi gibi bir şey.

Ayrıca bu yılın sürprizi, Şerif Gören ve Yılmaz Güney imzalı “Yol” filminin restore edilmiş hali seçkide yer alıyor.

Gezici’de her yıl görsel sanatlar üzerine etkinlikler olur. Bu sene bu konuda bir hayli yoğunluk var sanırım. Neler yapılacak?

İsrail’den görsel bir sanatçımız var, adı “Guy Ben Ner”. Geçen yıl Venedik Bienali’nde İsrail’i temsil etmişti. Onun videoart etkinliği var, 5 film gösterimi yapacak. Gösterimin ardından söyleşisi olacak. Melis Golar’ın küratörlüğünü yaptığı “Keşke Başka Yerde Olsaydım” isimli sergi de, film gösterimlerimizin yapıldığı Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki Füreya Koral Sergi Salonu’nda yer alacak.

“Ercan Kesal, çok ciddi bir çalışma yaptı.”

Gezici’nin değişmez bölümlerinden bir tanesi de bir sinema adamının oluşturduğu seçki oluyor. Geçen yıl yönetmen Reha Erdem yapmıştı. Bu sene de “Adalet ve Vicdan” bölümüyle Ercan Kesal seçkisini izleyeceğiz…

Her yıl bir dostumuzdan rica ediyoruz, en sevdiğin filmler seç diyoruz. Bu yıl da sevgili Ercan Kesal’dan rica ettik. 12 Kızgın Adam, Öldürme Üzerine Kısa Bir Film ve The Salesman filmlerini seçti. Ercan bir yandan dizide oynadığı için yoğundu, biraz zaman istedi. Ama bu konuda çok ciddi bir çalışma yaptı. Katalog için de “Adalet ve Vicdan” adıyla hazırladığı çok güzel bir yazı yazdı. İzleyiciler izlemedilerse sinema perdesinde bunu kaçırmamalı…

Türkiye 2017 de yer alan filmleri, İstanbul ve Adana Film Festivalleri’nden bu yana görüyoruz. Çok olmasına rağmen seçkide 4 tanesi var. Onların seçimi nasıl oldu?

Yılın genelde sonunda yaptığımız için festivali, yeni ve izleyenlerin çok görmemiş olduğu filmler seçmeye dikkat ediyoruz. Çünkü bazısı Ankara’da, İstanbul’da gösterilmiş ya da vizyona girmiş filmler oluyor. Yılbaşından bu yana olan bir filmi gösterdiğimizde, dolaptan yemeği alıp ısıtmaya benziyor. Daha, Körfez, İşe Yarar Bir Şey ve Sarı Sıcak, yılın yarısında karşımıza çıkan filmler ve vizyonları da yaklaşıyor. Mesela İşe Yarar Bir Şey, 1 ay önce vizyona girdi ve festivalleri dolaşıyor. Fakat filmin seansına bilet kalmadı. Zeki Demirkubuz’un filmleri de vizyon sonrası genelde festivalde oluyor, ama gösterime Zeki gelecek dendiğinde salonda yer kalmıyor. Ayrıca kendisi Sinop ve Kastamonu’da bizimle olacak. Zeki Demirkubuz sevenler çok, sürekli soruyorlar gelecek mi festivale diye.

“Sinop’un güzel bir ambiyansı var.”

Bu yıl, uzun zaman sonra Sinop’a gidiyorsunuz…

Sinop’u çok seviyoruz. Geçtiğimiz yıllarda birtakım sıkıntılardan dolayı gidemedik. Çok sevdiğimiz bir kent, izleyicisi de çok güzel. Güzel bir ambiyansı olan bir yer. Geçen günlerde nihayet bir sinema açıldı. Deniz Sineması vardı, orayı biri alıp restore ettirmiş ve 105 koltuklu bir sinema olmuş orada. Kastamonu da keza çok güzel. Orası da festivalin uğrak duraklarından oldu. 300 kişilik salonda 500 kişi oluyor ve yer kalmıyor. Bazı festivallerin izleyicisi olmuyor, bunu anlayamıyorum. Ciddi bir flustrasyon. İzleyicinin olmaması, çok acı oluyor. Yapanların ruhsal durumlarını merak ediyorum. Festivalcilik adına bir dosya hazırlamak lazım galiba.

Festivale Büyükelçiliklerin, bakanlıkların, belediyelerin vs de desteği oluyor…

Birinci planda Kültür Bakanlığı’nın büyük desteği var festivale. Çankaya Belediyesi sağ olsun salonunu veriyor ve bu bize ucuz bilet satma şansını veriyor. Festivale genelde öğrenciler ve üst yaş sınırındaki kişiler geliyor. Onlara da pahalı bilet satmak doğru olmuyor. Sinop ve Kastamonu gösterimler zaten ücretsiz oluyor. Ve biz oraya DCP makinası ve ses düzeneği getiriyoruz. Alman Goethe – Institut’ta da gösterimlerimiz gerçekleşiyor. ABD, Hollanda, Kanada, İsrail ve Avusturya Büyükelçiliklerinin de bir takım katkıları oluyor. Bizim için önemli.

“Kavaklıdere, Batı ve Menekşe Sinemalarının bomboş duruyor ve işlemiyor olması çok acı.”

Sizi yakalamışken bunu sormayı çok istiyorum. Sinop’ta sinema açıldığından söz ettik. Kars’ta açıldı. Sinema olmayan kentlere sinema yavaş yavaş gidiyor. Büyükşehirlerdeki bağımsız sinemaların kapanma haline gelmesi çok acı, Beyoğlu Sineması bu dertten kurtuldu. Ama Ankara’da eskiden festivallerin durağı olan “Kavaklıdere Sineması” yıllardır kilitli ve tabelası da hala asılı bir şekilde duruyor Batı sineması keza öyle. “Kavaklıdere Sineması” hakkında bir girişim hiç oldu mu sizin tarafınızdan?

Kavaklıdere Sineması maalesef açılamaz. Çünkü sinema mekanının sahibi, mekanına aşık. Biz 6 yıl önce Ankara Film Festivali, Sevda Canalp Kültür Sanat, Uçan Süpürge, Devlet Tiyatroları vs. Ankara’da festival yapan ekipler olarak bakanlığa gittik. “Biz bir mekan istiyoruz ve o mekanı bir kültür merkezine dönüştürmek istiyoruz. Ve yaptığımız festivalleri o kültür merkezinde gerçekleştirmek istiyoruz.” diye bir talepte bulunduk. O dönemin genel müdürü bu konu ile çok ilgilendi ve Kavaklıdere Sineması’nı önerdi. Sinemanın mal sahibi ile bir araya gelindi. Bizim yanımızda kendisine yıllık kira olarak 150.000 lirayı bakanlığın ödeyeceği söylendi. Hatta hep birlikte Kavaklıdere Kültür Derneği kurulma aşamasına gelindi. Daha sonra mal sahibi meblayı yükseltti, KDV ekledi vs. Ve tüm planlar alt üst oldu. Batı Sineması da öyle, boş bir şekilde yerinde duruyor. Kavaklıdere’yi almak için uğraşanlar maalesef eli boş dönüyor. Şu saatten sonra zaten çok kötü durumda, uzunca bir süre yenilenmesi gerek. Tabelası da hala duruyor, yıllardır biri belki gelir alır diye düşünüyorlar sanırım. Oranın boş durması, mal sahibi için çok önemli değil. Başka geçim kaynakları var. Ama Kavaklıdere, Batı ve Menekşe Sinemalarının bomboş duruyor ve işlemiyor olması çok acı…