Özellikle son on yılda, 7 Haziran dışındaki tüm seçimlerin sonrasında ülkede bir kesim ”yenilgi” ve ”Peki şimdi ne yapacağız” ruh haline girdi. Referandum sonrası da büyük beklentinin gerçekleşmemesinden dolayı hayır cephesinin sol ve Kemalist tandanslı bölümünde aynı ruh hali var. Bunu aşmak için bu kez belki ”İşimizi yapmaya,sevdiklerimize tutunmaya” devam etmekten daha da fazla yapmamız gereken şey olacak.

Referandum sonuçlandı. Özellikle YSK kaynaklı nedenlerle seçimin adil gerçekleştirilmediğine dair görüş hayır diyen kesimde hakim. Referandumda oylarının çalındığını hisseden insanlar birkaç gündür sokaklarda bu sonuçlara itirazlarını dillendirip haklarını arıyorlar.

Diğer yandan, hayır diyen insanların büyük bir bölümünde ise daha önceki seçimlerde de görülen bir ruh hali hakim. Biraz yenilmişlik, biraz değişim isteğinin bir türlü karşılık bulmamasından kaynaklı öfke, biraz hayal kırıklığı. Bu seçimde bir rejim değişikliğinin de söz konusu olması buna karşı sandıkta güçlü bir ret mesajı verme motivasyonunu artırdı, bundan dolayı hayal kırıklığı ile geleceğe dair endişelerin birleştirdiği farklı bir ruh hali de gözlemlenebiliyor.

İnsanların birbirine dediği ise daha önceki seçim sonraları ile benzer, ”Hayatımıza devam edeceğiz, işimize sımsıkı sarılacağız, sevdiklerimizin yanında olmaya devam edeceğiz, yaşam tarzımızı değiştirmeyeceğiz”. Evet bunlar çok güzel, olması gereken duruşlar. Fakat diğer yandan sadece bunlar yetmeyecek, artık bunların ötesinde de bir şeyler yapmak gerektiği, bunları zorlamak gerektiği oldukça açık bir biçimde kendini gösteriyor. Hem kendi ezberlerimizi, hem de çevremizin, ülkemizin ezberlerini bozmaya çalışmamız gerekiyor. Geç olmadan.

Şu kesin ki artık insanlar yeni yüzler, yeni söylemler istiyor. Her seçim sonrasında aynı şeyleri söyleyen siyasetçilere, bir türlü kabuğunu kıramayan, cesur olamayan partilere zorunlu olarak oy vermek istemiyor. Siyasette yeni ve de genç yüzlerin ortaya çıkması için kamuoyu oluşturmanın zamanı gelmiş durumda. Özellikle CHP’de bu ihtiyacın zorunlu olduğu, seçim sonrası lidere yönelik tepkilerde görüldüğü gibi çok açık ve seçik.

Sonuçlar, Türkiye için bir kamplaşma ve de bölünmeye de işaret ediyor. Türkiye’nin bu bölünmüşlüğü sadece bir siyasi görüş bölünmesi değil ama. Ötesinde sosyolojik anlamlar, bulgular taşıyan bir ayrışma var. Türkiye, Batı’sıyla Doğu’suyla, İç Anadolu’suyla Karadeniz’iyle, din, yaşam tarzı kaynaklı da gerginlikler yaşıyor. Alevi-Sünni, Türk-Kürt kutuplaşmalarından öteye taşınıyor bu ayrışmalar. Türkiye’nin artık bu ayrışmayı bir tarafın lehine kullanmayacak, bir kesime sürekli ”bunlar” denmeyecek bir anlayışa ihtiyaç duyduğu, artık bu söylemi görmek istediği, her gün azarlanmak istemediği görülüyor. Siyasette mevcut yeni yüzlerin ve hareketlerin ilk olarak buna dikkat etmesi gerekiyor.

Ordudan medyaya, Türkiye’de kurumlara ve mecralara güven belki de Cumhuriyet tarihinin en alt seviyesinde. Tüm bu güvenilmeyen kurumlara artık YSK da eklendi. İnsanların devlete olan bu güvensizliği yeni toplumsal anlaşmazlık ve gerginliklere gebe olabilir. Devletin bir an önce vatandaşa yaklaşması gerekiyor. Ama devlet aygıtı bunu tabii ki kendi kendine yapmaz; devleti değişime, esnekliğe insanların direnci getirebilir.

Seçim günü insanların çoğunun televizyonunda FOX TV açıktı. Bu bir tesadüf değil. İnsanlar artık diğer kanallara, onların tarafsızlığına, samimiyetine güvenmiyor. Bu, artık yeni medya kanalları oluşturmanın da gerekliliğini gösteriyor. Evet, OHAL ortamında bunun koşulları çok ağır ama medyanın gücünü küçümsememek gerekiyor. Hem mevcut mecralara daha çok sahip çıkmanın hem de yenilerinde veya güçlenmesi gerekenlerde maddi-manevi her anlamda işin içinde olmanın, destek vermenin, omuz omuza dayanışmanın tam zamanı.

Türkiye haritasına bakınca, hayır diyen bölgelere baktığımızda ülkenin batısı ve doğusu hayır derken aradaki iç bölgelerin evet ağırlıklı olduğu görülüyor. Ülkenin doğu ve batısı keşke bir araya gelse deniyor fakat bunun önünde dağ gibi bir sorun bulunuyor; Kürt sorunu. 7 Haziran sonrası özellikle tırmandırılan bu sorunun tekrar tırmandırılabileceğini mevcut koşullarda söylemek mübalağa olmaz. Bu algı yönetimine artık prim vermemek gerekiyor. Artık ülkenin Batı’sının doğusuna bakış açısının değişmesi gerekiyor. Ülkenin doğusu ve batısı arasında İç Anadolu Bölgesi değil, koskoca bir empati boşluğu var en çok da. Doğu’da ve Batı’da insanlar sokaklarda hakkını arıyor; ikisi de bu ülke daha demokratik, laik, barışçıl bir yer haline gelsin diye. Bu iki hak arama da aynı oranda meşru.

Tüm bunları tabii hep başkalarından bekleyemeyiz. Üstümüze sinen, 7 Haziran’dan sonra zorla bize giydirilmeye çalışılan o dar gömleği artık çıkarma vakti. Ölü toprağını üstümüzden fırlatıp atma zamanı. Sokaklar, salonlar, paneller, toplantılar, mitingler bizleri daha çok bekliyor. Hayır meclislerinin, derneklerin ve STK’ların birer alternatif olma, bu meclislerde her birimizin birer milletvekiliymişcesine, üye olmasak da bir birer nefermişçesine çalışma, emek verme vaktimiz çoktan gelmiş durumda.