Nükleer öldürür, yenilenebilir enerji güldürür. Dünyanın tanıklık ettiği, bazılarının sorumlu bazılarının da mağdur olduğu nükleer faciaların sonucunda, her istedikleri zaman ellerindeki nükleer silahlar ile dünyanın geri kalanına korku salan ülkeler bir an önce savaş ve nükleer arzusunu bir kenara koymalılar. İran ile sağlanan nükleer anlaşma iyi bir başlangıç olsa da durum hâlâ risk içeriyor. İnsanlara, hayvanlara ve doğanın bütününe zarar veren savaşlar ile nükleere hep bir ağızdan hayır demenin zamanı geldi de geçiyor…

6 Ağustos 1945. Sabah 8;15. Hiroşima’ya atılan “Little Boy” adlı atom bombası kentin yüzde 70’ini o an yerle bir etti. Yılın sonuna kadar 140 bin kişi yaşamını yitirdi. 3 gün sonra Nagasaki’ye atılan “Fatman” isimli bomba da yıl sonuna kadar 90 bin kişinin ölmesine sebep oldu. Hiroşima’daki 45 hastaneden 42 tanesi kullanılamaz hale gelirken, 150 doktordan 65’i anında öldü, kalanlar ağır yaralandı. Şehirdeki bin 780 hemşireden bin 654’ü anında, hayatta kalanlarsa radyasyon sebepli hastalıklar nedeniyle yaşamlarını yitirdiler. Atom bombalarının canlı hayata etkileri yıllarca sürdü, sürüyor.

Atom bombası 1

Bugün facianın 70’inci yıl dönümü. Dünya tarih boyunca iki atom bombası gördü. Biri Hiroşima, biri Nagazaki’ye atılan bu bombalar binlerce hayatı söndürdü. Sebep olduğu kronik hastalıklar, genlerde meydana gelen değişimler günümüzde dahi devam etmekte. Amerika’nın yol açtığı felakette sadece insanlar değil hayvanlar ve doğa da oldukça büyük zarar gördü. Kentler dümdüz, insanlar travma hâlinde…

Yıl 2015. Pek çok bölgede savaş hakimken, nükleer enerji çalışmaları ve silahsızlaşma anlaşmaları konuşuluyor sürekli. Nükleer silahların yasaklanmasın 151 ülke destekliyor, 22 ülke kararsız iken Türkiye’nin de içinde olduğu 22 ülke yasağa karşı duruş sergiliyor. Günümüzde dünya üzerinde; Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’de olmak üzere toplam 17 bin nükleer silah bulunuyor. Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda ve Türkiye ise topraklarında nükleer silah bulunduruyor. Bir ABD üssü olan İncirlik’te Amerika’ya ait 90 tane nükleer başlık bulunmakta.

Her bir nükleer başlık bir savaş tehdidi anlamına geliyor. Her daim kendinden daha az gelişmiş veya gelişmesine izin verilmemiş ülkelerde savaş çıkarma potansiyeline sahip “güçlü ülkeler” sahip oldukları nükleer güçler ile geleceğimizi riske atıyor.

Hiroşima, 1945.
Hiroşima, 1945.

Türkiye’de Adana İncirlik’te yer alan Amerika’nın nükleer başlıkları haricinde yapımına başlanan bir nükleer enerji santrali mevcut: Akkuyu Nükleer Enerji Santrali. 2019’da ilk elektrik üretimini yapması planlanan bu santral risk arz ediyor. Zaten savaş çıkarılan ülkelere oldukça yakın konumdaki Türkiye, santralin yapılacağı alanın fay hatlarına yakınlığı ve ülkedeki yetersiz mühendislikle de risk altında. Ayrıca hükümetin ısrarları ne yazık ki ikinci ve üçüncü santrallerin yapılacağını da gösteriyor. Eğer toplu şekilde topraklarımızda nükleer istemediğimizi haykırmazsak, hâlâ bir nebze de olsa mantık sahibi siyasilerden ve sivil toplum kuruluşlarından dayanışma talep etmezsek kendi atom bombamızı kendimiz patlatacağız. Bu karamsar bir seçenek gibi görünse de gerçekler çok açık ortada duruyor. Nükleer öldürüyor ve geri dönüşsüz zararlara yol açıyor.

Birkaç madde ile nükleer:

  • Nükleer enerjinin artıkları yüzlerce yıl saklanmak zorunda.
  • Maliyeti yüksektir.
  • Bir olası kaza anında vereceği hasar hayati olmakla birlikte dönüşü yoktur.
  • Türkiye’de uranyum bulunmadığından yerli bir enerji kaynağı değildir, dışa bağımlılığı artırır.
  • Temiz olduğu söylenir, ancak bu doğru değildir. Bir sızıntı anında ne kadar pis olduğu ortaya çıkar.
  • Sızıntı için elektrik kesintisi veya doğal afetler yeterlidir.
  • Aşırı sıcak olan reaktörlerin soğutulması için çok miktarda su gerektirir. Bu da su kaynakları ve ekolojik denge açısından alt üst edici etkiye sahiptir.
  • Hâlâ nükleer faciaların etkileri nedeniyle yaşamı cehenneme dönmüş insanlar hayattadır.
  • Tüm bunlara rağmen nükleer santral isteyenlerin bir internet taraması yaparak sonuçları tekrar görmesi, incelemesi ve geleceğini seviyorsa bu istekten vaz geçmesi en akıllıcasıdır.
  • Ayrıca ülkemizde yapılmakta olan nükleer santralin ÇED raporunda ve izinlerinde hukuksuzluklar söz konusudur. İnsanın gerçekten hayret ettiği nokta da şudur: Madem bu denli temiz, faydalı ve ucuz bir yatırım, o halde neden bu kadar kanunsuz iş yapılmakta? Vatandaşlar ve topraklar ne için bu denli büyük bir riske sokulmakta?

Japonya’da yaşananlar dünya tarihi boyunca unutulmayacak acıları barındırıyor. Nükleersiz, savaşsız ve yenilenebilir günler umuduyla…

*İCAN Türkiye Koordinatörü Arife Köse’nin yazılarından yararlanarak yazılmıştır.