Nobel ödülü; Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine, kendi kurduğu dernek tarafından, insanlığa hizmet edenleri ödüllendiren prestijli bir ödül. Peki, kimdir bu Alfred Nobel? İsveçli ünlü bir kimyager ve mühendis.

Babası Rus ordusu için silah üretir, kendisi de uzun çalışmalar sonucu dinamiti bulur, yeni barutlar tasarlar ve bu denemeleri sırasında yaşanan patlamaların birinde kardeşi ve dört yabancının ölümüne sebep olur. Yaptığı buluşlarla güçsüzü yenmeye meraklı insanlığa büyük bir yıkım gücü bahşeden Nobel’in yıllar sonra çok pişman olduğu söylenir.

Beyin kanaması sonucu ölen Nobel’in ardından bazı gazeteler “Le marchand de la mort est mor (Ölüm taciri öldü!)” başlığıyla öldüğünü duyurdu. Vasiyeti üzerine mirası Nobel ödüllerinin endüstrileşmesi üzerine kullanılmaktadır. Nobel ödülleri fizik, kimya, tıp veya fizyoloji, edebiyat ve barış alanında veriliyor. Türkiye’den şimdiye kadar iki isim bu prestijli ödüle layık görüldü. İlki 2006 yılında edebiyat alanında Orhan Pamuk’a ikincisi de geçen yıl kimya alanında Aziz Sancar’a verildi. Bu yıl Nobel Barış Ödülü’ne Türkiye’den “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attıkları için cezaevinde olan Esra Mungan, Meral Camcı, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya aday gösterildi.

7 Haziran seçimleri sonrası Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da başlayan operasyon, çatışma ve sokağa çıkma yasağına karşı toplumun birçok kesiminden barış talebi geldi. Barış talep eden gruplar arasında akademisyenler de vardı.

1128 (genişletilmiş haliyle 2279) akademisyen 11 Ocak 2016 günü bir bildiri yayınladı ve sokağa çıkma yasağı olan il ve ilçelerde yaşanan vahim durumu akademisyen dilinin verdiği temizlik, saygınlık ve duyarlılıkla Türkiye ve dünya kamuoyuna sundu. Barış talebini dile getiren bu bildiri ardı sıra hayrete düşüren tepkiler aldı.

Türkiye cumhurbaşkanı tarafından “Aydın müsveddeleri, sözde akademisyenler, karanlıksınız karanlık” gibi “karanlık” benzetmelere, hukuka ve demokrasiye uygunluğu tartışılası soruşturmalar ve cezalandırmalara, tehditlere, ana akım medya tarafından akademisyenlerin isim, soy isim, çalıştığı üniversitelerin “açık adresinin” verilmesi gibi bir sürü muameleye maruz kaldılar.

akademisyen

Aslında ne Türkiye’de Kürt halkının yaşadığı ilk zulümdü tartışılan ne de “Bakın mahalle ağzıyla konuşup siyaset yapan devlet büyükleri, bu toplumun ‘ötekilerinin’ canına kastediyorsunuz” temalı ilk bildiriydi. Ama sanırım kimse (bildiriyi imzalayan akademisyenler de dâhil) 1128 akademisyenin imzasının toplanacağını beklemiyordu ki herkes başından aşağı bir kova buzlu su dökülmüşçesine uyandı. Mevcut iktidar “Hain Kürtleri temizliyoruz, bu iş ancak böyle ağır operasyonlarla biter, biz en doğru olanı yapıyoruz, devletinizi sevin”e inandırmaya çalışırken bildiride “Bu iş şiddetle çözülmez, müzakereye dönün” diyordu. Devlet kendi perspektifine güvenmiyor olsa gerek bildiriye çok büyük tepkiler verdi.

Deyim yerindeyse hakikat iktidarın yüzüne tokat gibi inmişti. Sonrasında malumunuz tutuklamalar, görevden almalar başladı. Bir nevi “cadı avı”.

Bütün bu olanlara azıcık yukarıdan bakınca çıkan tablo şu: Türkiye’nin sesinden ve gücünden korkup karartmak istediği aydınlar yalnız bırakılmadı, Türkiye’den ve dünyanın her yerinden iyi, güzel, adil olan ne varsa layık görüldü. Nobel Barış Ödülü aydın akademisyenlere; dolu dolu öfke, yergi, alay kokan şiirler şarkılar iktidara…