İnsan hakları söylemi; siyasetçilerin, filozofların, devlet adamlarının konu alanı olduğu gibi kültürlerin, devletlerin, toplumların üzerine inşa edildiği yasal yaptırımların da alanıdır. “İnsan hakları” kavramının, 1215 yılında İngiltere kralı ile soylular arasında düzenlenen, Magna Carta (Büyük Özgürlük) Fermanı ile tohumlarının atıldığı bilinmektedir. 1791 Fransız İnsan ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi, 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 1950-1952 Avrupa İnsan Hakları, 1966 Birleşmiş Milletler Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, insan haklarını konu edinen sözleşmelerden bazılarıdır.

İnsan hakları kavramının konusu üzerine düşünecek olursak; herkes tarafından kabul gören söylem, insan haklarının tüm insanlığı kapsadığı söylemidir. Ancak insan haklarının “evrensel insan” iddiası günümüzde pek çok filozof tarafından eleştirilmektedir. Fransız filozof Alain Badiou, insan haklarının tüm insanları içine alan bu yapısının problemli olduğunu dile getirir. Badiou’ya göre, evrensel insan fikrinin yaşama hakkı, kötü muamele görmeme hakkı, yeme içme hakkı, çalışma hakkı gibi haklarının evrensel bir kabulü vardır. Bu kabul en temelde insan doğasından kaynaklanmaktadır. Ancak Badiou, insanın haklarının doğasından kaynaklandığı fikrine şiddetle karşı çıkmaktadır.

Badiou, insan hakları kavramının, günümüzde, insana özgü bir etik mesele olarak görülmesini; insanı aciz bir yaratık olarak görmeye eş anlamlı olduğunu dolayısıyla insan haklarının insanı dikkate almayan bir ideoloji olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle kötülük kavramı, etik ve insan haklarını konu edinen denemelerinden oluşturduğu “Etik” adlı kitabını bastığında, insan hakları söylemini destekleyen çeşitli kitleler tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.

İnsan hakları, iyi ile kötünün çekişmesidir

Badiou’ya göre; insan hakları tartışmasının sebebi iyi ile kötünün çekişmesidir. İyi ile kötü, etiğin konusu olduğundan insan hakları söylemi, bir etik mesele olarak ele alınır. İnsan haklarının konusu, kötü olan herhangi bir şeye karşı savaş açmak ve evrensel insanı kötüden korumaktır. Bu nedenledir ki iyi ve kötü tanımı, Badiou için oldukça önemlidir. Badiou’ya göre genel olarak günümüz insan haklarının ele aldığı iyi, akıl yoluyla saptanabilen kötüye karşı kendiliğinden müdahil olan şeydir.

Günümüzde etik ve insan hakları kavramları iç içe geçmiştir. Badiou’ya göre; benzer şekilde insan haklarını etik bir mesele olarak ele almak büyük bir problemdir. Badiou, insan hakları kavramının tıpkı etik kavramı gibi içinin boşaltıldığı üzerinde durur. Ona göre; günümüzde içleri boşaltılmış ve soyutlaşmış etik ve insan hakları kavramları tehlikeli kavramlar haline gelmiştir. Badiou, kitabında verdiği doktor örneğine göre insan hakları savunucusu olan bir doktorun, çalıştığı kurumda sosyal güvencesi olmayan bir hastaya bakmayı kolaylıkla reddedeceğini dile getirir. Badiou, bunun insan hakları kavramının içi boşalmış bir kavram olduğuna en iyi örnek olduğunu ifade eder ve etik ideolojiyle suç ortaklığı yapan bürokratik tıp için hastaların ne idüğü belirsiz kurbanlar ya da sayılardan ibaret olduğu üzerinde durur. Bu da demektir ki içleri boşaltılmış etik ve insan hakları kavramları, “kurban-insan” yaratmaktadır.

 “Kötü, iyinin kendisinden türer”

Badiou’ya göre; içi boşaltılmış insan hakları, “evrensel insan” kabulünde bulunur. Bu evrensel insanın başına gelebilecek her türlü kötülük tespit edilebilir. Bu anlamda kötülük evrensel olarak belirlenebilir. Kötü kavramının ise iyinin kendisinden türediğini belirtir.

Badiou bu ilkenin açıklığının üzerinde durulması gerektiğini önerir. Çünkü ona göre çekilen acı maruz kalınan kötülükler üstünden demeçler sunulduğunda bunları ölçmenin bir ölçütü olmadığından tecrübelerimizden yola çıkarak hareket ederiz ve bu evrensel kötüyü hemen kabul ederiz. Ancak Badiou evrensel kötü öğretisinin temelinde açıkça görülebilir bir ilkenin olmadığını dile getirir.

Sonuç olarak, Badiou’ya göre günümüzde insan haklarını etiğinin dört temel kabulünden söz edebiliriz. (Badiou, Alain, 2016: 25)

  •  Genel bir insan öznesi ortaya konur: Bu özne bir yandan pasif, dokunaklı ya da düşünen özne –ıstırap çeken özne- hem de öte yandan yargılarda bulunan, aktif, belirleyici öznedir.
  •  Siyaset, etiğe tabi kılınır: Koşulları seyreden kişinin sempati ve hiddet ürünü yargısına.
  •  Kötü, iyinin kendisinden türediği şeydir, tersi doğru olamaz.
  •  “İnsan hakları”, kötülük görmeme hakları demektir: insanın hayatının, bedeninin ya da kültürel kimliğinin taciz edilememesi ya da kötü muamele görmemesi haklarına işaret eder.