Nasıl yaşıyoruz da başka türlü bir yazı oluşturma gayesi içindeyiz? Yaşam dediğin şey nedir ki 🙂 Konuyu o kadar derinden ele almayacağız. Belki de ele bile almayacağız. Küskün içsel çocuğa bakarız belki birazcık, starbuckslara platonik sevdalanmış 21. yüzyıl insanını ele alacağız?


Bach: Harpsichord Concerto No.1 in D Minor BWV 1052 (Jean Rondeau: Dynastie)

Eskiden Starbucks mı vardı diyen yatay zaman sevicilerine bir şeyler diyelim ki günün sonunda elimizde bir şey olsun. Ne de olsa sistem kendi içinde çalışıp bizi mekanik olarak/hayvan seviyesinde en ince madde üretir hale getiriyor. Kadim bilgide buna si12 deniliyor yani bizim dilimizde de “semen”. 

Varlıksal ihtiyacımızı tamamlamak için deneyim maddesi alırken neden dikkatimiz hep dışarıda? Başkasının ne yaptığında ya da ne yapmadığında oluyoruz? Dışarıda gördüğümüz şey egomuzdan bize süzülen şeyler. Daha nötr görmekten ya da bakmaktan çok uzağız. Gördüğümüz şeyler içinde genelde yargılarımız, karşılaştırmalarımız ve olumsuzlamalarımız var. Bunların kendimizde de olduğunu bilerek bakalım ve zihin denilen şu anda onun daha alt seviyelerini kullandığımız ve çoğunlukla bize korku yaratan cihazı devreden çıkarıp kalpten olmasak? 

Kulaklarımızda duymak istemediğimiz sesler olmasın, tıkayalım onları müzikle. Dışsal dikkat, içsel sesleri bastıralım. Kim duymak ister ki gerçek ihtiyacını? Arayan bulur derken nasıl aranacağını da söyleselermiş ya bize? Bunun yerine sağ tarafına tokat atılırsa solunu çevir diyen bir yasa bize cevap verir. Neyi amaçlar burada yasa? Karşı tarafın yaptığı işten vicdan dualitesini yaşamasını ve eksik maddesini almasını sağlar. Sen de bedeninle orada özveri gösterirsin, sağ ya da sol sembolizmi bu olabilir şu anda bizler için. Zor bir hal değil mi? Sürekli haklı çıkmak ya da göreceli olarak kendini sevmenin (bunu karşısında da kibrin kendinin sevmemek olarak çıkması?) normalleştirildiği bir zamanda ikinci tokadı başkasının sınavı için yemek nasıl bir sevgidir? 

İstemeden de olsa bir ve iki ve üç kavramları arasında gidip geliyoruz. Dualite yani ikilik bizim hızlı değer farkı almamıza olanak sağlarken kayıp parçalanmış gibi hissetmemize de neden oluyor. Görünür illüzyonu anlamaya çalışmak zaten işin başı. Anlasak da anlamasak da şuurunda olsak da olmasak da birliği hissettiğimiz ölçüde açılıyor bize bu hisler. Bunun bir reçetesi yok. Gidip kendi kendinizi iyi etmeniz gerekiyor. Hastalığınızı tam olarak bilmiyorsunuz, bir şeyler hissediyorsunuz … Tamam işte o an’ın üzerine gidin ve açılsın bakalım size neler getiriyor varlığınız. 

Varlığınızı kendinizden ayrı yukarıda cennetlerde bir şey olarak düşünmeyin …  Bazen varlığınız evinizin önündeki karga gibidir, arada size taş/ceviz atar, çat diye yolun ortasına düşer. Arabanızın üzerine bir güzel eder, sabah sizi şahane sesiyle uyandırır. Biz bunları görmeyiz … Bunlar da yetmez rüya yollar, karşılaşmalar yollar, dejavular yollar hala bir şeylerden emin olamadan geçer gideriz. Gitmeyelim, kendimize gidelim. Sakinliğe huzura ve ahenge doğru. Ahenkten olalım, unuttuğumuz ‘doğa’nın bir parçası olalım.