Okuma süresi: 2 dakika

Evlerin içi hep aynı kalabalık, duvarlar düz, koltuklar sakin, mutfak eşyaları garip bir telaşta. Odadan mutfağa, mutfaktan banyoya, banyodan salona, salondan balkona devam eden garip bir macera içerisindeyiz. İnsan sahip olmadığını özlermiş belki de bu nedenle yürümek pek övülesi. Yürümek pek sade. Yürümek bu aralar hep kısa mesafe. Bir de felsefesi var: Yürümenin Felsefesi

Yürümenin Felsefesi

“Bir kez ayakları üstüne dikildi mi, olduğu yerde kalamaz insan.”* derken kitap, madem öyle diyorum ben de, biraz Yürümenin Felsefesi’nde yürüyelim dostlar. Yürümenin Felsefesi, Frederic Gros tarafından hazırlanmış, Kolektif Yayınları’nın 2017’de Albina Ulutaşlı’nın çevirisiyle dilimize kazandırdığı bir kitap, yürümek spor değildir ilk yazısıyla başlıyor. “Para ruhları boşaltmak, tıp ise yapay bedenler inşa etmek için istila eder sporu.”* Hemen bu bağlamda bir iki cümle sonra şöyle devam ediyor yazar, “yürümüyoruz artık trekking yapıyoruz.”*

Oysa kitabın iddiası basit: Yürümek için adım atmak yeterlidir. Hızlanmak ve hızlanmak mı istiyorsunuz o halde başka şeyler yapın.

İçerisi / Dışarısı

Ah, biz modern dünyanın meyveleri, kentlerin duvarları arasında bir buradan bir oraya gitmeyi, gezmek, dolaşmak sanan canlılara dönüştük. Yürümenin Felsefesi’nde bu handikabımızı o kadar hoş anlatılıyor ki! Her ne kadar; evden işe, işten kahveciye, kahveciden kitabevine, kitabevinden bir dükkanına gitmeyi bile çokça özlediğimiz bu salgın günlerinde bir koridor olarak kullandığımız dışarısı bile burnumuzda tüterken yürümek üstüne methiye düzmek de oldukça normal değil mi?

“Dışarısı yine iki kapalı alan arasında kalır: bir ara istasyon, bir geçiş, zamanla sınırlı bir mekan.”

Oysa der kitap, yürümek bunu ters yüz eder. Yürürken sadece yürümek vardır. Ayağın bastığı zemin, başımızın üstündeki gök, gözümüzün algıladığı manzarayla baş başa kalırız.

Yürümenin Felsefesi, neye rağmen hızlandığımızı da bize sorgulatır. Yürürkenki yavaşlığın içinde kendimizi gerçekten hissetmeye başladığımızı, bir yerden bir yere yetişmeye çalışan, bir yerden başka bir yere geçiş yapan değil, dışarıda ve gerçekten olma halinde olan varlıklara doğru evrildiğimizi hatırlatır.

Yürürken Ortaya Çıkan Eserlere Dair

Yürümeyi felsefesiyle birleştiren bir büyük düşünür Nietzsche’den aktarıyor yazar:

“Yazarın fikirlerinin aklında nasıl belirdiğini; fikirlerin mürekkep hokkasının başında, karnı sıkışmış, kafası sayfalara gömülü haldeyken mi gelip gelmediğini çabucak anlarız; ki bu durumda kitabıyla alakamızı da çabucak keseriz! Kasılmış bağırsaklar kendini hızla ele verme konusunda -bundan hiç şüpheniz olmasın- ağır havadan, alçak tavanlardan ve dar odalardan geri kalmaz.”*

Yazar bu fikri kendi düşünceleriyle beslemeye devam eder.

“Oysa eserini yürürken yaratan yazarın böyle prangaları yoktur; düşüncesi başka ciltlerin kölesi değildir, doğrulamalarla hantallaşmamış, başkalarının düşünceleriyle ağırlaşmamıştır. Başkalarının düşüncelerini ihtiva etmez; sadece düşünce, muhakeme ve karardan ibarettir. Hareketten, dürtüden doğan düşüncedir bu. Onda bedenin esnekliğini, enerjisini, dansın ritmini duyumsarız. Düşünce, kültür ve geleneğin yarattığı karmaşalardan, belirsizliklerden, engellerden ve kalıplardan azadedir, sadece şeyin kendisi hakkındadır. Ortaya uzun, kılı kırk yaran eleştirel bir yorum değil, hafif ama derin düşünceler çıkacaktır. Asıl zorluk işte budur: Düşünce ne kadar hafifse o kadar çok yükselir ve kanaatin, takdirin, yerleşik düşüncenin dipsiz bataklığından hızla uzaklaşarak derinleşir. Kütüphanelerde doğan kitaplarsa ağır ve sığdır, birer kopya seviyesinde kalırlar ancak.”*

Yürümenin Felsefesi’nde

Yürümenin bir lüks olduğu bu günlerde elbette Yürümenin Felsefesi’nde çok şey bulacaksınız. Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Thoreau, Sokrates, Nerval, Kant, Gandi gibi yürümeyi hayatlarında bir tutku haline getirmiş filozofların hayatları ve yürümeyle kurdukları ilişkiye dair metinlerde dolaşırken belki bu metinlerdeki yürüyüşçülerin hiçbirinin kadın olmamasına şaşırabilirsiniz. Kim bilir belki de kadınlar yeryüzünün yeni yürümeye başlayan çocuklarıdır.

Bugünlerde elimizde sadece Yürümenin Felsefesi var. Bir de, felsefeyle, düşünmeyle, üretmeyle ve yürümeyle ilişkili, “hafif” ama derinlikli metinlerin içinde, dışarıda olmayı, flâneurluğu hayal etmek. Şimdilik hayal etmek güzel. Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.

*Gros, Frederic, Yürümenin Felsefesi. Türkçesi: Albina Ulutaşlı. Kolektif Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2017. s.10, 9, 24, 25, 35