Yerim belli yurdum belli. Adresim aynı, ateşim aynı. Kayahan abimiz işi erken çözmüş. İşlerin erken çözülebildiği doğru mu? Genesis’te Hanok/Enok için “Tanrı ile beraber yürüdü” şekilde geçer ve Tanrı onu yanına alır. Tanrı’nın yanı? Biz anlayalım diye yaptıkları benzetmelere bakın hele. Şömine başı bir sohbet başlıyor! Sıcak şaraplar masanın üzerinde.
Hansel ve Gretel bir de Cadı var. Ekmekte var, zaten bizimkilere ekmek vermezsen yürümezler. Önce ekmeği vereceksin, sonra şovenist olurlar. Evet, ibreyi tekrar kendimize döndürelim.
Sen, bir bütünün parçasısın. Suyla, üzerindeki kıyafetle, balıklarla, evdeki kedinle, her şeyle. Canlı cansız her şeyle diyeceğim ama cansız diye bir şey var mı bilmiyorum. Taş mıdır cansız yoksa bitki mi? Neyse, bizi uyutan akşamları bize anlatılan hikâye de bu zaten. Sen kendi yarattığın dünyada birsin, teksin, özelsin, şöylesin, böylesin. Nayn! Sen bütünün bir parçasının, başkalarına karşı sorumluluğun var. Hansel ve Gretel gibi.
Hissetmediğimiz, bize düşmeyen bir şey için nasıl bağ hissedebiliriz? Şu anda buraları okurken içerdeki yargılar neler? Nasıl sesler geliyor, içer bakın biraz. Seslerle konuşmayın, onlar konuşmaya devam etsin, siz sadece bakın. İlk anlar şok edici gibidir. Bunlarda kim? Nereden geldi bu yargılar, bu laflar? Bunların ne olduğunu da konuşuruz. Konumuz “Bütün ve Sen” başkalarıyla olan bağlarımız.
Bize sadece zihinsel olarak çarpıyor şimdi. Vicdanı uyanmış, başklarına karşı kendini sorumlu hisseden varlıklar yok mu? Var tabi ki. Onların deneyimlediği şey başka bizimkiler başka. Biz kendi halimizi iyi etmeye çalışıyoruz. Şöyle bir diyaloğa yer verelim.
İsa bunu duyunca şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var.  Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim.”  
Evet, dostlar. İçeriye bakalım, buradaki mekanik/otomatik iyileri-kötüleri görelim. Otomatik konuşmaları görelim, birine selam derken içerden başka bir şey diyelim görelim. Tutun onu kulağından, ensesine bir çip yerleştirin ve geri atın. Ne kadar çok sese çip takıp atarsak o kadar tanımış oluruz birlikte yaşadığımız sesleri. Çünkü bazı şeyleri de sessizlikte duyacağız, hissedeceğiz.
Seslere, sessizliğe mekanik duygulara, yalanlara, korkulara, dürüstlük olmama rağmen devam. Yürüme cesaretini gösterelim, sonsuz ihtimallerin olduğu şu an’ın içindeki ışığa da merhaba diyelim. Uğraşımız da zaten bu vicdanı uyandırmak ve zihindekiler konuşa dursun diyip, kalbin unutulmuş sesinin açmak.