Düşünüyorum da; bizleri dost ortamlarında yeni tanıştığımız bir kişiye takdim ederken, evvela cinsel yönelimimizin vurgulanması kadar itici bir hâl daha varsa o da; anlatacak hikâyeler noktasında, can sıkıcı yaşanmışlıklarımızdan, eğlenceli hikâyelere sıra gelmiyor oluşudur. Ne yazık ki pembe kaplı defterlerimizin sayfaları kin, kan ve kara yazılarla dolu olsa da en gullümünden hikâyeler hepimizin hakkı değil mi kızlar?

Velhasılı, başımdan geçen şu olayı paylaşmak istiyorum

Bir gün yolda en cantisinden yürüyoruz bizim Murtaza ile. Doğruya doğru; havamız o biçim… Murtaza’nın da Allah’ı var (dünya ahiret bacım olsun.) Ee ben de fena gacı sayılmam hani! Nasıl olmuş ise olmuş bizim Murtaza atmış kapağı devlete… E bunu kutlamak lazım! O bar senin bu bar benim, o havuçlu kek senin bu soya sütlü chai latte benim; parayı bitireceğiz. Belki bir güzellik yaparsa beyimiz, iki viski bile içebilirmişiz, o kadar yani… Kız, Sakarya’da ekmek arası neyimize yetmiyor? Ama olsun o para bitecek! Efendim, hiç olmaz ya; nasıl olduysa iki kadın dikkatimi çekiyor saatler sonra. Hangi mekana girsek onlar da orada, hangi masaya otursak yanında, köşesinde bu ahretlikler bitiyor. Yok anacığım, baksam bir dert, bakmasam başka dert. Ben başlıyorum dedikoduya;
 
– Kız Murtaza! Şu gacıya bak. O balyaj, o saç, o kaşlara gitmiş mi?
– Ay hele yanındaki… Haspam, o eyeliner öyle mi çekilir gebermeyesice…
– Bir şey diyeyim mi? O yağlı yüze o simli allık olay yalnız.
– Aynen… Donatella’ya bak sen kaşlar da kömür karası! Anacım az araştırın bir milyon youtuber var, açın onlara bakın bari frenchmiş… Oldu ayağına da o koyun postu botu geçir tam olsun!
– Hadi kalk kız bana tatlı ısmarla maaş böyle bitmez, ama light olsun.
 
Neyse efendim muhabbet bu minvalde ilerler… Ay bir de ne göreyim, iki kadın da peşimizde geldik yeni mekâna… “Hadi hayırlısı bunlar bizi madileyecek ama neyse bakalım…” derkeeeen iki laço da oturmuş, bir bize bakıyorlar bir kadınlara… Biz kadınların tarzlarına bakıp bakıp kikirdedikçe onlar da bize bakıp kikirdiyor (seslerimizi duyamıyoruz ama). Ben kızın taktığı taba çantanın rengini sevdim; hoş orjinalinde o demir rengi rose olsa da, Trabzon burması renk gözüme batmıyor. Murtaza çanta diyorum, kız göz süzüyor. Murtaza consilerı akmış diyorum öbürü kikirdiyor, ben eyeliner diyorum, laçolar ifrit oluyor.
 
– Eee kalkalım hadi!
 
Ay bir rahat yok şunlardan sana ne kardeşim! Cemil İpekçi’nin mülkiyet kavramına getirdiği izahı anıyorum derken mekândan çıktık, Murtaza’nın attığı tok kahkaha ile kadınlar dibimizde bitti. Ben ne olduğunu anlamadan başladı konuşmaya; vay efendim Murtaza Bey bu da Işılaksu imiş diğeri de Deniznur imiş filan… Ay bu kadar da bodoslama çarkı ömrü hayatımda görmedim, demeye kalmadan havada asılı duran bir parmağında gümüş, bir parmağında gold yüzük olan eli tutmuş bulundum ki vaziyet orada anlaşıldı. Murtaza zaten şok; ömründe görmemiş böyle rezalet. Hangi çılgın kadın bizimkine yürüyecekmiş şaşarım! Ama madiliğim tuttu, bizim de bir izzeti nefs-i şahanemiz var değil mi efendim?
 
– Müsaitseniz bir kahve içmeye davet etmek istiyoruz ikinizi, hem tanışırız da…
– Aaaayyy ne münasebet! (en femineninden) Kız bana baksana sen? Ben senin bildiğin erkeklerden değilim tamam mı? Öyle ulu orta, yollarda çevirip de tanılışacak bir halimiz mi var?
Zavallı kadıncağız şok.
– Aa… Şey… Kem küm veli hasbel kader vekilim ben yarabbim, tarzı şeyler…
 
– Bana baksana sen, evvela git şu kuaföre selamımı söyle, o kaşlarını açsın bacım, oryallemesin döker bu kömür karalarını. O saçları da az kestir bu ne böyle… Gelelim asıl meseleye: İbne diye bir gerçeklik vardır insan doğalı beri… Bunun envai çesidi var fakat kapasiten bunu sindirsin sonrasında adını vereceğim yayınları okur, filmleri izlersin… Ha; ibnelik küfür değil, bir varoluş biçimidir ayrıca, eril toplumun nakşettiği küfür anlamını kabul etmeyiz tıpkı sizlere atfedilen “bayan” iticiliği gibi de tiksiniriz. Kadın olmak ve ibne olmak kötü değil, asıl sizlerin yaptığı gibi yolda yürüyen iki erkeğin peşine takılıp, “her kırıtan ibne mi? Bu endamla ibneyse ölsün zaten” demek kötüdür.
 
Uzunca bir nutuktan sonra, bizi “denemek” için flörtlük teklif etmeye kalkışan kadınlara, hiç olmamama rağmen en feminen tavrımla karşılık verdim (olsam olurdum, ama gerektiğinde olmayı da bilirim). Murtaza’nın karnına ağrılar girerek gülmesine vesile olduğu için her gün yaşadığımız envai çeşit olaydan biri olarak, gülerek hatırlanan bu olayı paylaşmak istedim efendim…
Yaşça küçük kardeşlerimize seslenmekti niyetim; sizler, bizler ne yanlışız ne de yalnız! Ne kadın olmak suç ne de kadına benzemek. Ne ibne olmak suç ne de erkek… Olan bu ve bu kabullenilene kadar yılmayınız. Gerektiğinde ters köşe yapınız. “Kız gibi” diyene “Ne var ayol?”,  “erkek gibi” diyene de “Bir sorun mu var gardaş?” demeyi eksik etmeyiniz. Akıl, en büyük silahımızdır, unutmayınız ve hiçbir devrim, kolay yapılmıyor bilesiniz… Deli cesaretine hayır! Aman! Ama kimsenin de sizi üzmesine izin vermeyin kardeşlerim. Biz, hep birlikte güzeliz! Heterosu, homosu, transı, krosu… (sonuncusu olmasa da kimi fetişistlerin hatrına dursun n’apalım). Dilimizi düzelteceğiz efendim işte o kadar. Ne kadın, ne ibne, ne nefret, ne cinayet; yaşasın çok renkli memleket! 

Küçük bir not

Olay yaşanmış olmasına rağmen kullanılan isimler, hayal ürünüdür. Amacım ifşa ya da hakaret, herhangi bir kişiyi incitmek değildir. Sadece toplumdaki nefret söylemini düzeltmeden, yanlış algıları yıkmadan ve farklı olana saygıyı öğrenmeden “O güzel atlar, bizleri sırtlarına alıp o güzel diyarlara götürmeyecektir”i anlatmaktır amacım. (Hayvan sömürüsüne karşıyız efendim, atlar bizim aracımız değil dostlarımızdır. Teşbihte hata olmaz.) Sevgiler…