Daha Çok İnandığın Zaman Daha Az Uyursun. Futurizasyon uzmanı ve işletme stratejisti  Eren Yağmuroğlu, Bilişim Sistemleri Yönetimi bölümünden mezun oldu. İstanbul doğumlu yenilikçi, sanatçıların marka ve pazarlama konseptlerini kendi yöntemlerini kullanarak geleceğe yöneltmek için Los Angeles’ta Maxfield & Parrish ve İstanbul’da Heminngway’i kurdu. Aynı yıl Harvard Business School’da HBX CORe programına katıldı. Yağmuroğlu, Akademi Üyesi olarak Recording Academy Grammy’s / Los Angeles’a katıldı. Tanışma fırsatı bulduğum en alçakgönüllü, kibar ve kendini işine adanmış bir insan.

OAK

Bu söylediklerinizde aslında belli sınırları aşma, bir globalleşme var. Bu açıdan hem bir sanatçı olarak hem de bir insan olarak bu durum nasıl bir algı yaratmakta? Daha önce Kuzey Kıbrıs’ta bir üniversitede yaptığınız söyleyişinizde büyük müzik firması ile kurduğunuz iletişim ve bunun yarattığı etkilerden bahsetmiştiniz.

EY

Başka anlamlar yüklenebiliyor olmasından ötürü, globalleşme kelimesi biraz farklı algılanabiliyor. Globalleşme insanlara istediklerini yapmaları konusunda engeller oluşturan sistemler bütünü anlamında bir globalleşme değil tabi ki. Bizler o kavramı değiştiriyoruz. İnternetin hayatımıza girişiyle beraber, dünya o kadar bağlantıda ki her an her olaydan, her gelişmeden haberdar olabiliyoruz. Bu da tekel basının yerel veya küresel manipülasyon çabasını işlevsiz kılıyor. Artık internet üzerinden doğruları konuşabiliyoruz. Tabii ki sahte haberler de ortaya çıkabiliyor, yaşanan olayların çok başka şekillerde ortaya konması olabiliyor ama yine de aslını öğrenebiliyor ve her olayı anlayabiliyoruz. Örneğin; Hawaii’deki veya Türkiye’deki bir kişi telefonunu eline alıp bir şeyleri anlatabiliyor, lokal problemlerden bahsedebiliyor, başından geçen olumsuz olaylardan bahsedebiliyor ve dünya bu duruma sessiz kalamıyor. Bu harika bir şey. Bizim jenerasyonumuz, hatta baby-boomers’dan sonraki bütün jenerasyonlar internetle beraber büyüdükleri için özgürlükçü bir yapı içerisinde. Bu da dünyanın çeşitli büyük güçlerinin ya da yapılan baskı sistemlerinin yavaş yavaş sonunu getiriyor. Sonunda kendileri de bu baskıların insanlar üzerinde işe yaramadığını ve insanların ne tip hayat istiyorlarsa o şekilde yaşamaları gerektiğini anlayacaklar. Görüyorum, çok nazik bir nesil var esasında ve işini çok iyi yapmaya çalışan insanlar, farkındalık seviyesi çok yüksek insanlar var. Yeni nesiller daha da özgürlükçüler, yaratıcılar ve zekiler.

OAK

Özellikle, gençlikte bir algı değişimi söz konusu.

EY

Kesinlikle. Biz de o yüzden genç insanlarla işbirliği yapmaya dikkat ediyoruz. Onların fikirlerini almaya çalışıyoruz. Oturup konuşmak zorundayız; bizim jenerasyonların da kaçırdığı şeyler oluyor ve onlar bizi uyarıyorlar. Diğer türlü hiçbir şekilde gelişemeyiz. Çalıştığım, benden büyük insanlar da beni dikkate alıyorlar, fikirlerime değer veriyorlar. İşlerini çok büyük noktalara, güzel noktalara getirmiş, misyonları önem arz eden, dünyada etkisi olan insanların gelip de genç bir insanın çeşitli konularda fikrini alması; bu zamanda nasıl davranmak gerekir, sence nasıl bir iletişim kurmalıyız, gençlere nasıl seslenmeliyiz dedikleri noktalar olabiliyor. Bu güzel gelişimin devam edebilmesi için, sürdürülebilir olması için, ben de aynı şekilde, aynı davranışı sergilemeliyim. Sürekli devretmeliyiz ve gençlerin de motive olup o bayrağı teslim alması gerekiyor. Bu çok önemli.

OAK

Sanatın en önemli noktası nedir bu durumda?

EY

Sanatın herkese ulaştıkça dünyanın değişecek olması. Zaten bu ana misyonumuz ve internetin bu anlamda kullanılması sanatın yaygınlaşmasında büyük bir rol oynamaya başladı. Eskiden elit olarak bakılan, herkesin aşırı resmi davrandığı yerlerden ibaretti sanat merkezleri. Tabii ki, o insanların yine aynı şekilde davranması da gerekiyor ama dünyanın her noktasında mevcut olan ciddi bir problem olarak; genç insanlara şimdiki geleneksel parametreler ile ulaşmak gerçekten zor.

OAK

Yine de son zamanlarda gelişmeler mevcut.

EY

Evet ancak çoğu sürdürülebilir değil. Örneğin çeşitli filmler ile ilgili klasik müzik prodüksiyonları yapılıyor. Gençleri çekebilmek için harika bir sistem bu ama sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum. Problemler; bir defalık onlara bu etkinliğin sunulup sonrasında bir daha gelmemesi, aynı şekilde devam etmemesi ya da çeşitlilik olmaması olarak sıralanabilir. Bu prodüksiyonlara da karşı ön yargılı asla değilim, var olmaları gerektiğine can-ı gönülden inanıyorum. Ancak gençlere şunu anlatabilmeliyiz; sevgilini tak koluna, günlük kıyafetlerini giy, konsere yarım saat kala git piyano resitali izle, şovları izle, senfoni orkestrasına git, galeriye git, müzeye git, komedi gösterilerine git, kitap okuma etkinliğine katıl. Bunları yap, ertesi gün Metallica konserine git ardından bir dans kulübüne git. Hayatı her yönüyle tat, yaşa. Bu alışkanlıkların edinilmesi gerekli.

OAK

İnternet ve evrensellik, işinizin ve sanatın biçimini nasıl değiştirmekte?

EY

Yapmaya çalıştığımız şey de interneti araç olarak kullanarak, bu alışkanlıkları kazandırmak. İnternetin ve evrenselliğin sağladığı en büyük değişim bu. Bir de tabii sansür konusu var, çoğu ülkede, hiçbir şekilde sansüre maruz kalmadan istediğimiz içerikleri paylaşabiliyoruz, kimsenin kontrolü kendi otokontrolümüzün üzerinde olmuyor. Herkes nasıl isterse, sorumluluğunu alarak kullanabiliyor. Dolayısıyla internetin etkisi çok büyük. Üzücüdür ki özellikle genç sanatçılarla yaptığım çalışmalarda; her zaman bir endişe gözlemliyorum. Tam bir geçiş döneminde olduğumuz için, herkesin kafası karışıyor. İnternet mi, o yol mu, başka yol mu, büyük bir plak şirketi bana nasıl değer verebilir, çok gencim, kimse beni umursamıyor, yüzlerce elektronik posta atıyorum ama kimse geri dönmüyor gibi çeşitlendirilebilir bu serzenişler.

OAK

Gerçekten de sanıldığı kadar zor mu bir yerlere kendini duyurabilmek?

EY

İnterneti kullanarak, çok küçük operasyonlarla, uygun bütçelerle, belirli hedeflere ulaşarak çok rahat bir şekilde büyük işler yapabiliriz esasında. O cevap alamadığımız firmalar, kuruluşlar; bize dönmek zorunda kalacaktır. Yaşadığımız birçok örnekte var. Defalarca iletişim kurmaya çalışmamıza rağmen kimse ilgilenmiyor sonra da başarı elde edince, matematiksel başarılar elde edince, hemen dikkat çekmeye başlıyoruz. Halbuki, kimsenin bizi ayrıştırmasını istemiyoruz. Çok genç, eşcinsel, kadın, şişman, Afro-Amerikan ve benzeri etiketleri duymak istemiyoruz. O ayrıştırmalara maruz kalındığında rahatsız olan ve haklı bir alınganlık yaşayan bir nesil olduğumuzdan, tepki gösteriyoruz. İnternetin yüzünü kullanarak bir şeyler başarabiliyoruz. Artık senin yaşın geçti, bu saatten sonra gitar çalamazsın diyemezler örneğin. İnterneti açarım, sayfamı kurarım, ürünümü düzgünce sunarım, beni beğenen insanlar da beni takip ederler. Ondan sonra da kendi yağımda kavrulacak bir ekonomi oluşturabilirim. Hatalı bir algı olarak, başarılı olmak için milyonlarca insanın takip etmesine gerek yok. Bizi takip eden beş bin tane kişi olsa; bizi biz olduğumuz için, yaptığımız sanat için, yazdığımız sözler için, içerikler için, misyon için takip etseler ve onlar sadece çıkardığımız bir ürüne online olarak küçük bir bütçe ayırıp ödeme yapsalar; aslında ciddi rakamlara ulaşılabiliyor. Dört milyarda beş bin kişiden bahsediyoruz. Bu yapılabilir, hatta defalarca da farklı sanatçılarla başardığımız bir durum. Kendi ekonomisini yaratıp, ciddi gelirler kazanabilir ve rahatça hayatlarını sürdürebilirler. İnsan bunun sonucu olarak da özgürleşebiliyor ve internetin ciddi anlamda etkisi olduğuna inanıyorum.

OAK

Fazıl Say ile yaptığınız işlerden bahsetmek ister misiniz?

EY

Fazıl Bey ile yaklaşık sekiz yıldır çalışıyoruz. Projelerinde, prodüksiyonlarda, internetteki çalışmalarda, içerik üretiminde yer alıyorum. Harika ve çok yetenekli bir ekibimiz var. Global bir operasyon yönetiyoruz. Hedefimiz de o müziği, sanatı insanlara ulaştırarak, farkındalıklarını belirli bir noktaya çekmek. Sanatı tüketmek aracılığıyla daha fazla nezaket, daha fazla güzellik tecrübe etmelerini, belki de biraz daha yapmak istediklerine dair motive olmalarını hedefliyoruz. Fazıl Bey’in yaptığı çalışmalarla bunun içerisinde olmak benim için onur verici. Çok mutluyum öyle bir insanın yanında bulunmaktan. Fazıl Bey’in bu enerjisini almak hem motivasyonumu arttırıyor hem de müthiş bir gelişim-geliştirme isteği yaratıyor. Bu nedenledir ki her daim ilerlemek, her daim gelişmek durumunda kalıyorsunuz. Örneğin Harvard’daki o programa katılmak zorundaydım çünkü daha fazla bilgiye ihtiyaç duyuyordum. Teknik çözümler arıyordum. Karşınızda vizyonu çok geniş ve çok güzel hedefleri olan bir insan var, sanat üretme derdinde bir insan var. Bunun da sürdürülebilir kılınabilmesi için ben de sürekli kendimi geliştirmek durumunda kalıyorum. Dolayısıyla Fazıl Bey’in özelinde konuşursak, sanatının disiplinler arası formda halklar ile buluşması, onu sevenlerle ya da potansiyel olarak onu dinlemek isteyebilecek insanlarla buluşması; o insanların bu buluşmadan mutlu olması, en büyük hedeflerimden bir tanesi ve misyonumun da bir parçası.

OAK

Kaz Dağları’nda gerçekleştirdiğiniz bir konser de oldu.

EY

Harikaydı. Fazıl Bey’in doğaya olan sevgisi zaten eserlerinde de gözlemlenebilir durumda, orada da inanılmaz bir ortam yakaladık. Gözyaşlarıyla izlediğimiz anlar oldu. İnsanların da çok güzel bir enerjisi vardı. Çok uzun yollardan gelenler vardı, herkes çok duyguluydu. Gerçekten müthiş anlar yaşadık.

OAK

Fazıl Say’la gerçekleştiğiniz işlerin yanı sıra uluslararası işlere de imza atıyorsunuz.

EY

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da senfoni orkestraları, konser salonları gibi performans sanatları kurumları ve sanatçılar ile çalışıyorum. Seattle Senfoni Orkestrası ile kısa bir süre önce çalışmaya başladım ve yakın zamanlarda bir workshop gerçekleştirdim. Bu kurumlar ile çalışırken de amacımız salonlara ve etkinliklere mümkün olduğunca dinleyici çeşitliliği kazandırabilmek. Onlar da o sanatı tükettiğinde yine misyonumuza hizmet edecek. Almanya’daki çalışmalarımız da bu şekilde. Bunların yanında Finlandiya’da marka yöneticisi olarak çalıştığım StillArt isimli oluşum ile orkestralara teknik konularda çözümler sunuyoruz. Bir bakıyorsunuz bir şehirde orkestra maddi manevi problemler yaşarken, bazı finansal problemler çözülünce birden çocuk konserleri düzenlemeye başlamış. O konserlere ailelerle çocuklar gelmeye başlamış, oradan kazanılanlarla çocuk orkestrası kurulmuş. Şehrin değişimini, o kültürel deformasyonun tersine çevrilmesini gözlemleyebiliyoruz. Salonlar boş ve eskiden alışkanlıkları olan insanlar geliyorlar durumundan gençler çocuklar salonlarda müzik dinliyorlar durumuna geliyoruz ve çok güzel insanlar yetişiyor. Çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. O kadar mutluluk verici ki insan sanki başka bir şey yapmak istemezmiş gibi hissediyor. Tam aradığım, tam istediğim şeyi bulduğuma inanıyorum.

OAK

Okullarda da söyleşiler gerçekleştiriyorsunuz.

EY

Son olarak Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde ve Anadolu Devlet Konservatuarı’nda gerçekleştirdim.  Şov diyorum ben bu konsepte esasında. “Metamorfoz” adı bir tanesinin hatta ve tamamı o kavram üzerine geliştirilmiş bir konsept. O kıvılcımı başlatabilir miyiz diye uğraşıyoruz. Konservatuarda genç sanatçılarla konuşuyoruz. Onlara kendi minimum imkânlarıyla çok büyük işler başarabileceklerini anlatmaya çalışıyoruz. Bunun olabilmesi için de herkesin sorumluluk alması gerekiyor. Orkestra, iş yönetimi alanından benim gibi insanlar, programı hazırlayan kişi, okuldaki öğretmen ve daha niceleri. Hepimiz sorumluluk alırsak, dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanıyorum. Ekim ortasında ise New York’ta Columbia Üniversitesi’nde Yüksek Lisans seviyesinde bir derse katılıp orada bu konular üzerine bir eğitim de vereceğim.

OAK

Daha önce dile getirdiğiniz bir cümle vardı: “İnandığın zaman daha az uyursun.”

EY

Esasında benim sözüm değil, altı yıl önce kadar Las Vegas’da bir binanın üzerinde gördüm. Harika bir söz, çünkü gerçekten bir insan misyonuna tutkuyla bağlanırsa çok temel şeylerin bile önemi kalmıyor. Uykuyu bir metafor olarak düşünebiliriz. Ancak o zaman bir yol kat edilebilir ve bir sonuç elde edilebilir hale geliyoruz. Bu nedenle o sözü fazlaca severim. Tabii metafor olarak anlaşılması bazen zor olabiliyor. Bu illa ki daha az uyumamız gerektiği anlamına gelmiyor. Biraz daha az uyumak metafor olarak; insan bazı misyonlara inandığı zaman her şeyi unutabiliyor anlamını katıyor. Kullanma sebebim de buydu.

OAK

Son olarak da okuyucularımıza, okuyucularımıza söylemek istediğiniz, belirtmek istediğiniz bir şeyler var mıdır?

EY

Açıkçası herkesin, biraz daha yaşsız, renksiz ve cinsiyetsiz düşünmesi taraftarıyım. Gerekirse on tane belki beş yüz tane parametre çıkabilir ama hepsinin göz ardı edilmesinden yanayım. Ben on beş yaşındaki bir genç ile konuşurken onun gözündeki heyecanı gördüğümde, bir şeyler başarabileceğine inanıyorum. Hatta kırk yaşında bir insan mı var karşımda, yirmi yaşında bir insan mı var o kadar önemli değil ki… Tercihlerden, kimliklerden artık o kadar koptuk ki; ideolojiler üstü bir nesilmişiz gibi hissediyorum. Hümanizm düşünen, sosyal hayattaki iktisadi konuların gelişmesi ve çevre duyarlılığı gibi, çeşitli durumlara karşı çok hassas bir nesil olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle, gençlerin söylediklerinin biraz daha fazla dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Okuyuculara vermek isteyeceğim en önemli mesaj bu olurdu. Karşılarındaki insanları, her şart altında ciddiye almaları, onların fikirlerine önem vermeleri, özellikle genç insanların projelerinde ki bunlar çeşitli teknik detayların da sağlanması gereken projeler olacaktır, fırsat tanımaları gerektiğine inanıyorum. Teknik olanaklar doğrultusunda gençlere söz verilmesini, söz hakkı tanınmasını ve mümkün olduğunca devlet yönetimlerinde, kültür politikalarının belirlenmesinde, halklara ulaşan çeşitli sanat eserlerinin prodüksiyon aşamalarında, mümkün olduğunca yeni nesle ve gençlere yer verilmesi gerektiğine inanıyorum. Belki de bazı şeyleri değiştirecek olan kişiler gençler ve biz onların yolunu açmalıyız. Hissettiklerim bunlar, samimi şekilde.

OAK

Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

EY

Bu güzel röportaj için ben teşekkür ederim.