Virgina Wolf, yazar ve eleştirmen, 1882’de Londra’da doğdu. Bin sekiz yüz seksen iki Londra’sı kadın hakları konusunda günümüz dünyasının birçok ülkesinden daha geri bir noktaydı. Virgina Woolf’un, eğitim hakkı engellendi. Bu durumun onun üstünde yarattığı etki sadece yazısını daha çok bilemesine sebep olmuştur diye düşünmek sadece fantastik bir kurgu olur. Hayatındaki diğer olumsuzluklar gibi yaşarken geçirdiği psikolojik krizlerin altyapısında durduğunu düşünmek, hayalci bir bakış olmasa gerek. Yaratıcı yazının ikon kırıcı bu büyük yazarının iç dünyasını tamamen görmek mümkün değildir. Bu nedenle Dalgalar kitabından bahsedecek bu yazıya sadece birkaç anekdot vererek başlamak istedim.

Virgina Woolf’un Dalgalar’ında Yüzmek

Kimilerine göre yazarın en iyi eserlerinden sayılan bu kitap hakkında okurun genel kanısı, okunmasının kolay olmadığı yönündedir. Okurların kitaplarla kurduğu ilişki değişkenlik gösterdiğinden bu yargının her okuru kapsamadığını belirtmeme bilmem gerek var mı? Sadece Virgina Woolf, okuyabilirim ya da okuyamam gibi bir karar vermeden önce yazarın Kendine Ait Bir Oda, Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler gibi eserlerini okumakta fayda var.

Dalgalar, bugüne kadar birçok okura keyifli bir okuma zevki sunmasının yanında, epik bir şiirin büyüleyici akışını gün ortasında bölmek gibi özelliğe sahip. Roman olup olmadığı yönünde tartışmalar sürse de Virginia Woolf’un yapmak istediğinin bir tür şiir/roman/oyun olduğu söyleniyor.

Dalgalar, bir döngünün daha doğrusu sonsuz bir döngünün anlatımı

Karakterlerin tüm hayatını bir günün döngüsüyle birleştirerek anlatmak, salt bunun başarılması bile çok zor iken yazar, konuşturduğu altı karakteri birbiriyle hem bağımlı hem bağımsız kılmayı başarıyor. Ayrıca her bölümün başında günün hangi vaktinde olabileceğimizi anlatan bir yapı var. Bu yapı rahatlıkla yirmi dört saatlik bir günün dokuz parçasının betimlenmesi olarak düşünülebilir. Bu kısımların ilk cümlesi okura güneşin hangi noktada olduğunu bir güneş saati etkisiyle gösteriyor.

Dalgalar’ın Güneş Saatleri

“Doğan güneş, yeşil bir örtünün üzerine serilip ıslak mücevherlerin arasından huzursuz bakışlar atmadı artık, yüzünü ortaya çıkardı ve dalgaların üstünden ötelere baktı.”

Bu bölümlerdeki her anlatım, dalgaların, doğanın, çevrenin ve ışığın etkilerinin leziz bir sunumudur. Lirik ve etkileyicidir;

“Havadaki gri-mavi atomların arasından güneş İngiltere’nin çayırlarına vurdu, bataklıkları ve su birikintilerini, bir direğin tepesindeki beyaz bir martıyı, tepeleri kubbeli ormanlar üzerinden ağır ağır süzülen gölgeleri, taze ekinleri, dalgalanan otlakları aydınlattı. Meyve bahçesinin duvarına vurdu, tuğlalardaki çukurluklar, tanecikler gümüşsü, mor beneklerle doldu, dokunulsa ele yumuşak gelircesine sıcak, dokunulsa eriyip kavrulmuş toz zerreciklerine dönüşecekmiş gibi.”

Saati Biliyoruz Şimdi Karakterleri Dinleyelim

Bölüm başı kısımları geçilip yeni bir bölüme başladığında kitabın kahramanlarının çocuklukla başlayan ve ölümle noktalanacak olan serüveninin yaş dönemleri de dinlenmeye başlanır. Dinlenmeye diyorum çünkü kahramanlar geçmiş/gelecek anılar içinde iç/dış konuşmalar yapmaktadır. Kimin konuştuğunu okurun muhtemelen rahatlıkla takip edebilmesi için yazar pratik bir yol kullanır.

-“Bir halka görüyorum,” dedi Bernard, “tepemde asılı duruyor.”-

-“Şimdiki anı içinde barındıran bir dünyada,” dedi Neville, “neden ayrımcılık yapılmalı?”-

-“Sokak lambalarının direkleri vardı, dedi Rhoda, “ve istasyondan gelen yolda yapraklarını henüz dökmemiş ağaçlar.”-

-“Çitteki aralıktan,” dedi Susan, “onun Louis’i öptüğünü gördüm.”-

-“Yerlilerin dansı gibi,” dedi Louise, “kamp ateşi etrafında.”-

-“Ama sen benden asla nefret etmeyeceksin,” dedi Jinny. “Beni asla görmeyeceksin, yaldızlı iskemleler ve büyükelçiler dolu bir salonda bile, benden merhamet dilenmek için salonun öbür tarafına yürüyüp yanıma gelmedikçe.”-

Her bir karakter konuşmaya başladığında yukarıdaki alıntılarla aktarılan: Cümle başı, virgül, konuşan karakterin adı, nokta ile tamamlanan bir ilk cümleyle paragraf açılır.

Percival’ın İki Boyutluluğu

Kitabın karakterleri üç kadın ve üç erkektir. Kadınların ve erkeklerin bu eşit dağılımını hiç konuşmayan bu nedenle de, sadece Bernard, Susan, Rhoda, Neville, Louise ve Jinny’in belirttikleriyle tanıdığımız Percival bozmaktadır. Üstelik Percival, rahatlıkla söylenebilir ki, Dalgalar kitabının en önemli karakteridir. Çünkü anlatının düğümü aslında Percival üstünden atılır. Percival’in erken ölümü, yaşam/ölüm döngüsünün ölüm tarafının acımasızlığını, birer fani olan, karakterlerin hayatlarına sokar. Percival artık sadece eksikliğiyle, olabilirlikleriyle ve yokluğuyla karakterlerin hatırlamalarında var olacaktır.

Bernard’ın çocuğunun doğumuyla aynı zamana gelen bu ölüm, Dalgalar’da anlatılmaya çalışan döngünün özetidir. Aynı zamanda emperyal tutkuların sömürgeci diyarlarda sönen ateşini temsil eden bir nitelik taşır. Percival, Hindistan’da atından düşerek hayatını kaybetmiştir.

Percival, kendisine dair iç diyaloglarını duyma şansımız olmadığından en parlak karakter olarak sunulmuştur. Birbirinden farklı hayatlar süren, hali vakti yerinde kahramanlarımızın çelişkileri, en rahat kendi iç seslerinin kendilerine söylediklerinden okunur. Mesela, aynı zamanda kitabın leitmotiflerinden biri olan Louis’in “Avustralya aksanı”na bu kadar takılması, yine Louis’in iç konuşmalarının aktarımıdır. Karakterlerin çelişkileri daha çok kafalarının içindedir. Böylece Dalgalar’da Percival’ın diğer karakterler için hayranlık duyulan bir imge olarak var olması sağlanmış olur. Virginia Woolf’un Dalgalar’daki altı karakter, sanki üç boyutluymuş gibi bir yaşam sürerken, Percival iki boyutlu bir imge halini almıştır.

Dalgalar…

Kitaptaki altı karakterin tek bir bilincin yansıması olduğu söylenir, Dalgalar’ın karakteri Neville de, “Biz hepimiz Bernard’ın öykülerinin tümceleriyiz.” der. Kitap üstüne nice şey söylenebilir. Benim okuduğum çeviri;

“Dalgalar sahilde çatladı.” diye bitiyor. Başka bir çeviri, “dalgalar sahilde parçalandı.” diye ve bu tümcesi trajik ölümünden sonra mezar taşında yazılı olan tümcesidir. Virtüözce kullandığı bilinç akışı tekniği ile Virginia Woolf’un edebiyata kazandırdığı Dalgalar, elbette hiçbir dönem her okura kendisini okuma zevkini sunmayacaktır. Yine de denemeye değer. Sadece o lirik tadı almak bile onun ustalığını sezdirmeye ve edebiyatın sonsuz sularında neden bir dalga olduğunu anlamaya olanak tanır.

Okuru bol olsun dileklerimle, Dalgalar’a bir kapı açmaya çalıştığım bu yazıyı ilk bölümdeki bence büyülü gerçekçi kısmı paylaşarak tamamlamak istiyorum.

Bernard:

“Buraya ilk gelen biziz. Bilinmeyen bir ülkeyi keşfediyoruz. Kımıldama, bahçıvanlar bizi görürlerse vururlar. Kakımlar gibi ahır kapısına çivilerler. Bak kımıldama. Duvarın üzerindeki eğreltiotlarına sıkı sıkı tutun.

Yazı yazan hanımefendiyi görüyorum. Bahçıvanların süpürdüğünü görüyorum,” dedi Susan.”

Buradaki hanımefendi Virginia Woolf’un kendisinin Dalgalar’da görünmesi midir? Bilinmez. Yazaerın tıpkı bir filmde kendini gösteren yönetmen gibi satırların arasına saklanması fikri; olabilir ve hoş görünüyor.

Bu yazıdaki alıntılar, Virginia Woolf, Dalgalar, Çeviren: İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınevi, Ekim, 2012 kitabından alınmıştır.