Diren Demir ile çevirmenliği yaptığı ve bu ay raflarda yerini alan “S.T.A.R. SOKAK TRAVESTİLERİ HAREKETİ DEVRİMCİLERİ Sağ Kalma, İsyan Etme ve Queer Karşıtlığı ile Mücadele Rehberi” hakkında konuştuk. 

S:Diren Merhaba, senibiraz tanıyabilir miyiz? Bize neler söylemek istersin kendinle ilgili olarak?

 Ben Diren, 21 yaşındayım. “Yaşamak”denilen farklı bir duygu olduğunu düşünüyorum ve bunun peşinden gitmeye çalışıyorum. Bu tıpkı nefret, sevgi veya şaşkınlık gibi normal bir duygu ama bir çoğumuz varlığını bilmiyoruz. Ben bu duyguyu bir şey ürettiğimde, yol’a çıktığımda ve sanatta buluyorum, bunlar bana yakın olan değerler, ama hiçbiri“tam” olarak ben değil. Zaten olmasını da beklemiyorum, bir şeylerin beni tamamlamasını bekleyerek koşturmak sağlıklı bir düşünce değil, ama içinde kendimden parçalar bulduğum bu göreceli evrende, bu parçalar ile oyunlar oynamak (ama asla onlara tutunmamak) eğlenceli bir var olma hali.

S:Heykelin, yanında da spiritüel arayışında olduğunu konuşmuştuk. Bu konuda neler yapıyorsun?

Hmm… Yolcu aradığı şeyi bulmaz, bulmuşluğunu bulur. Var olmaktan daha özel bir şey yapmıyorum. Ancak eğer özel olmayan bir şeyler soruyorsan söyleyeyim;Paganizm ve ritüelistik gelenekler ana konum diyebilirim.

S:Okul hayatı nasıl gidiyor? Aldığın eğitim aradığın şeyler özdeşleşiyor mu ne dersin?

Üç farklı üniversitede üç farklı eğitim almaktayım; Heykel, Felsefe ve Sanat Yönetmenliği… Şuan asıl ilgi alanım ve en önemli bulduğum bölüm Heykel. Çok“maddesel”, ancak bir o kadar da ruhsal bir süreç benim için.  Kilin, metalin, taşın, ahşabın, heykel yapmak için kullanılabilecek her maddenin kendi öğretisi var diyebiliriz. Ancak o maddenin öğretisini aldıktan sonra, maddeyi maddeselliğin ötesinde bir yere;bir fikre, bir duyguya, bir tınıya, bir “mana”ya taşıman gerekiyor.

 Performans sanatlarına da oldukça yakın buluyorum kendimi, İçinde bulunduğum bütün disiplinleri bir birine yakınlaştırma, temas ettirme veya tamamen iç içe geçirme güdüsü hissediyorum.  

S:Heykelve spiritüel arayış derken bir de LGBT ile olan bağına da değinmek istedim.Cinsel enerjinin ifadesinde sen de neler oluyor, bunu nasıl dışsallaştırıyorsun?

Cinsel enerjinin sonsuz tezahürü vardır, seks yapmak bunlardan sadece bir tanesi. Resim yapmak, sanatsal fikirler ve eserler“üretmek” de pek tabii bu ifadelere dahil edilebilir.

“Cinsel enerji”den ziyade, “Cinsellik”e gelirsek; Bunun da kadın ve erkek dualitesinin ötesinde geniş bir anatomik tezahürü var. Birçok insan hala sadece iki cinsiyet olduğuna inanıyor, hermafrodit, interseks ve benzeri bireyler unutuluyor, yada hasta sayılıyor. Kızılderili toplumlarında 5-6 farklı cinsiyet olduğunu biliyor muydun? 

Anatomik tezahürler gibi yönelimler de bu doğanın bir parçası. Bedenimizin bir bilinci var ve kimden ilgi duyacağını, kimlere “yöneleceğini” seçen o; bu yüzden adı “yönelim”. LGBTİ+ bireyler yalnızca Doğalarının sesini duymuş,  bunun hatalı veya yanlış olamayacağını anlamış ve korkularını yenemeyen heteronormatif toplumlar içerisinde yalnızca“var olarak” insanın kendi Doğası ile olan savaşına bir miktar akıl, fikir getirmiştir. “Dünya yerinden oynar ibneler özgür olsa” diyoruz, boşuna mı diyoruz? Her yerdeyiz ayol!   

S:S.T.A.R. SOKAK TRAVESTİLERİ HAREKETİ DEVRİMCİLERİ Sağ Kalma, İsyan Etme ve Queer Karşıtlığı ile Mücadele Rehberiyle karşılaşma konusunda neler söyleyebilirsin?

Toplumumuzun ihtiyacı olduğunu düşündüğüm ve gönüllü olarak çevirdiğim bir kitaptı. LGBTİ tarihi ile alakalı bilmediğimiz birçok şey var. Bunları bilmeden yıllar boyu ne kadar mesafe katettiğimizi, neleri aştığımızı, nerelere evrildiğimizi anlayamayız, dolayısıyla geleceğimizi ve varmamız gereken noktayı (ister günlük tartışmalarda ister cinsel devrim yolunda) göremez oluruz. 

Sylvia Rivera

 Kitap Sylvia Rivera, Marsha P. Johnsongibi Stonewall hareketine öncülük etmiş travesti ve transeksüellerin konuşmalarından,  söylevlerinden ve röportajlarından oluşuyor. O dönemlerde henüz “LGBT+” kelimesi bile yok,yalnızca “Eşcinsel Kurtuluş Hareketi” var, adından da anlaşılacağı gibi“Kapsayıcılığa” dair hiçbir değer henüz oluşmamış. Dayanışmayı var edecek ve önünü açacak olan diğer birçok değer de henüz bilinmiyor… Kendisine burada yer bulmak isteyen Drag Queenler, travestiler, transseksüeller her ne kadar eşcinsel devrimine öncülük etmiş olsalar da 1969 Amerika’sında hala ötekileştirilmekteler. O dönemin sözde feministleri onları “aslında erkek”olduklarını düşündükleri için dışlamaktalar, “orta sınıf beyaz ırk egemenliğinin” kabul edildiği gay azınlıkların ise umurlarında bile değiller.
Yargı, eşcinselliği, karşı cinsten kıyafetlerin giyilmesini ve seks işçiliğini resmi olarak suç sayıyor ve her gün onlarcası soykırım misali hapislere atılıyorken, bu insanların yardım alabileceği hiçbir yerleri yok. Dolayısıyla kendi oluşumlarını kuruyorlar: Sokak Travestileri Hareketi Eylemcileri.

 Ve tek bir çatı altında sokak çocuklarını doyurmaktan tutun da ihtiyacı olanlara barınacak bir yer sağlamaya kadar bir çok farklı ve “kapsayıcı” gönüllülük çalışması yapıyorlar, bir yandan hala yaşayabilmek ve oluşumun tüm giderlerini karşılayabilmek için seks işçiliği yapıyorlar…
Bu döneme dair yaşadıklarını anlatıyor Sylvia Rivera kitapla, çok kızgın. Gerçekten zor bir yaşamı olmuş. Bazı noktalarda ayrımcı söylemleri ile karşılaşabiliyoruz, ama yine de bu insanların ne yollardan geçtiğini, özgürlükçü hareketlerin başarısız örneklerinin nelere sebep olduğunu öğrenmemiz gerekli. Gerekli, çünkü LGBTİ+ ın değerinin, ne şartlar altında kazanıldığının ve buradaki o küçük artı (+) işaretinin ne kadar çok farklı yaşamı birleştirebileceğinin, ne kadar çok farklı yaşama dokunabileceğinin farkına varalım! Queer olmayan bir feminizm örneğinin artık feminizmden sayılmadığı bir çağa geldik, erken dönem sözde özgürlükçü hareketlerin faşizan taraflarıyla karşılaşmış travesti/trans azınlıklar ve Sylvia Rivera gibi aktivistler bu günleri görselerdi mutlu olurlardı… 

S:Kitaptada geçen Sylvia Rivera’nın mücadelesi ve hayatı seni nasıl etkiledi ve kendinikeşfetme yolunda ilham oldu mu? Neler söylemek istersin?

Aslında uzun bir zamandır LGBT tarihi ile ilgileniyorum, farklı yazı dizileri ve araştırmalar içine de girdim. Bu konseptte uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir kitaba hala devam etmekteyim,bu süreçte Sylvia Rivera, Marsha P. Johnson gibi aktivistlerin karakterlerini çözümlemem gerekiyordu. Onları derinlemesine araştırdıkça daha da etkilendim.En çok ilham aldığım nokta sanırım Greenwich Village’ın pansiyon odaları oldu.42. Sokak’ta seks işçiliği yaparak geçinmekten başka hiçbir çaresi olmayan tüm bu insanlar (Evsizlik Amerika’da halen çok fazla ve evsiz nüfusun büyük bölümünü ailesi tarafından reddedilmiş LGBTİ+ bireyler oluşturuyor) farklı pansiyon odalarında yaşamaktalar. Her gün birisi bir oda tutuyor ve diğer arkadaşlarını pansiyon çalışanlarına belli etmeden illegal biçimde odalarına sokuyorlar. 5-6 kişi küçük bir odanın içinde çıt bile çıkarmadan kalıyor, eğer yakalanırlarsa dışarı atılırlar, ama güvenli bir uyku uyumanın tek yolu bu. 1960’ların sonları ve 1970’lerin başlarında LGBTİ+ bireylerin yılları tam olarak böyle geçiyor…Tabi bunlar şanslı olanlar.  

Stone Wall Ayaklanması
Stone Wall Ayaklanması

Bu yılların temalarının işlendiği farklı filmler de var, birisi “Stonewall”filmi… Muhtemelen çevirisini yaptığım bu kitap referans alınmış senaryo üzerinde, ancak Sylvia Rivera’nın bas bas bağırdığı orta sınıf, beyaz ırk egemenliği  ve ana akım medya dayatmalarındankurtulamamışlar, sarışın ve yakışıklı bir çocuğu baş role oturtup“görünüşçülük”ten taviz vermemişler.
Bu süreçte benim için gerçek kahramanlar Sylva Rivera, Marsha ve diğer aktivistler oldu, ben de onlar için “gerçek” bir şeyler yapmak istedim. Bu kitabı gönüllü olarak bu aktivistler için çevirdim, umarım bana verdikleri ilhama karşılık olabilmiştir. Bu ilham ile LGBTİ+ tarihi üzerine çalışmalarıma devam etmekteyim.

S:Şenol Erdoğan’la karşılaşman ve Sub Yayınlarında çevirmenlik nasıl başladı?
Bu kitabın basılabileceği tek yer özgün ve kapsayıcı bir yayın evi olabilirdi,ben de Sub Press’e mesaj attım.  Ardından Şenol Erdoğan ile tanıştık. Beklediğimden çok daha yoğun bir ilgi gördüm çevirime karşı, Trans metinlerin eksikliğinden yakınıyor ve böyle bir metni bastırmaktan mutlu olduğunu ifade ediyordu.

Metinde kullanılan görseller ve Diğeri | Sub Yayınları ve Kitabın Linki |