Duvar İşçileri‘nden bu yana hepimiz onu sevdik. Peçesini biraz açtı, ağzımızın suyu aktı. Kimileri O’nu aramaya Hindistan’a, Tibet’e, Gobi Çölü’ne, Mısır’a gitti. Kimilerimiz mistiğin duygusal cezbinde kaldı. Buldum dedi, oldum dedi. Yol dedi, iz dedi. Hepsi O’nun bir veçhesiydi zaten. Haydi, Entlerle sohbet edelim Şekinah üzerine.

Bunlar pek konuşkan değildir. Arada bir toplanırlar, hem konuşma bir iletişimsizlik hali değil midir zaten özünde? Konuşmadığınızda ne olur, her şey yolunda mı diye konuşmak istersiniz değil mi? Mesela iş yerinizde ya da partnerinizle bir gün konuşmamayı deneyebilirsiniz. İlk birkaç saat sonra, mekanik duygular sizi sarar. Bir şeyleri ifade etme ihtiyacı ortaya çıkar. Eğer, gerçekten ihtiyacımız olanı ifade etmeyi öğrenseydik çok az konuşurduk. Eski bilgelerden şöyle bir söz gelmiştir bu zamana: “Ağzımı sadece nehir önüne kurulmuş setin patlayacağı zaman açarım”. Güzel malzeme verir gözlemci kişiye, içerideki “Bütünsüzlük” hakkında. Hermetik bilgilerde “Bütün” diye bir kavram vardır. Yukarısını anlatır, metinlerde de geçer; “Ben, Benim”. Ne kadar da güçlü değil mi? Musa‘ya öyle demiştir, “Ben, Ben Olanım”. Ouf, tüyler diken diken. Diyalog şöyle devam eder:

Musa şöyle karşılık verdi: “İsrailliler’e gidip, ‘Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi’ dersem, ‘Adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?” Tanrı, “Ben, Ben’im” dedi, “İsrailliler’e de ki, ‘Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi.’

Ne diyeceğiz şimdi? Ne diyebilirim ki… Kutsal Tetragrammaton; “Bütün”, ” Ben, Ben Olanım” dediği an, yaratımın en derin değer farkını da ortaya koydu. Bir de “ego sum qui sum” şeklinde dövmelik halini de bulabilirsiniz. Bu spiritüel dövme işi iyi dostlar. Sahilde, plajlarda ekmek peşindeyken, dövme iş yapar. Koskoca merhameti olan büyük kalp Mevlana’nın da dövmelik pasajlarını bulmuşlar. İngilizcesiyle yazıyorum ki, Hollywood’a sevgiler yollayalım; “Somewhere beyond right and wrong, there is a garden. I will meet you there.” demiş ki Mevlana, birim dualitenin de ötesinde, bir yer var. Orada buluşacağız. Baba göklerin sistemini çözmüş. Yukarıda, dualitenin kalktığı bir yerde, kavram olarak Ünite1 diye geçiyor İNK’da.

Bugün bir Kut’Sallık hali var sanırım akışta. Dışarı çıkıyor, varsın çıksın o zaman. Zaten ne ben benim, ne de sen sensin. Madem öyle, bir de Peder Noster geldi, Merhametin Babasından.

Cennetteki Babamız, adın kutsal olsun. Krallığın geliyor. Bugün bize günlük ekmeğimizi ver. Krallık için, güç ve ihtişam,şimdi ve ebediyen Senindir

Ego nasılda ittiriyor değil mi? Bir’den Bir’inden Bir şey istemek, burnumuz düşse almayız yerden değil mi? Özellikle de senin hiç olmadığın kadar “Bütün“den istemek? Kendi içinden çıkmak çok zor dostlar, anlarım. Kendi kalıbının içinde mekanik iyi mekanik kötü, otomatik davranışlar ile yarattığın çoğunlukta korku ve endişe ile bezeli bir inanç algısı ve ahlak ile bu kalıptan çıkıp nasıl da seveceğiz? Kalbimizdeki mühürleri nasıl kıracağız bu kadar temel dualitelerin içinde? Bunları görüyor muyuz dostlar? Hissediyor muyuz bu halleri içimizde? Geçenlerde Bob Marley uğradı bana, bir hafta hemhal olduk abimle; dalgayı bırakmış, saçlar aynı, arabada yanda oturuyor verdi müziği laf arasında da “Ben sadece birilerine sevgi vermek istiyorum, dostum” dedi. Şu kalbe bak. Abim benim, tüm halletmeye ve karmasını temizleye, yarım kalan işlerini yapmaya geldiği bu dünya hayatında kalbine sevgiler olsun.

Tüm bu alegorik anlatımların altında, kadim bilgelikle sembolizm yatar. Her kelimenin anlattığı kavram ve ardı Şuur2′unuzda çözünür olsun dostlar.

Gelelim Entlere ve Peçesini bize pek açmayan Şekinah’a, Blavatsy peçenin açılıp açılmamasıyla ilgili kitap yazdı, “Peçesiz İsis” diye. Bir de şöyle bir girişi var Mavi Dağların Halkı kitabında “Hindistan’ın, Mavi Dağları’nda dev ırkına mensup bir halk yaşar. Bu ilginç ırk spiritüel güçler kullanır ve Kutsal Sığır’a tapar.”

Hikayeler hep alegorik, hep bir göndermeli. Arayanlar için hep ip uçlarıyla dolu. Bu Entlerin son yürüyüşü, okul kapanıyor artık. Gölge yanlarımıza şifayı ve ışığı getirmeliyiz. Kendimizi hatırlayıp, buraya ne yapmaya geldiğimizi bulmak için çaba ve cehit göstermemiz gerekiyor. Olay anı titreşimlerini, izlenimlerini düzgün yerleştirmemiz gerek merkezlerimize. Kıyam zamanlarında Dünya kendi sınavını verirken, realitemizi sevgiye yükseltelim dostlar. Sevgi çıkaralım, yargılarımızı azaltalım, dirençleri kıralım. Bu son yürüyüşte, Şekinah’ı bulalım. O bizim biricik gelinimiz.

Kaplarımızdaki Işığa Selam Olsun.

Dipnotlar

Ünite: Ünite; kâinatımızın  bilemediğimiz son ya da üst sınırlarındaki; ruhların kâinatımıza ilişkin tüm ihtiyaçlarının giderilmesinin tümüyle gerçekleştiğini (Tekâmül) ifade eden; idraklerin yüksek icaplara  ancak her noktasında ve tam ‘liyakat’le intibak ettikleri zaman ulaşabilecekleri; Aslî Prensibin yalnızca bizim kâinatımıza yönelik olan, kâinatımız dışından gelen Kudretinin ya da aslî icapların idrakler ile birleştiği ve tesirler hâlinde kâinata yayıldığı; tüm kâinatı kapsayan; tüm kâinatın idare edildiği; ‘vazife plânı’nın tüm safha ve kademelerindeki ‘organizasyon’ların ve organizasyon sistemlerinin hiyerarşik olarak direktif aldıkları; tüm davranışların, idraklerin, imkânların tesirlerin, icapların birleştiği; içinde birbirinden ayrı ve farklı varlıkların veya unsurların mevcudiyetinin sözkonusu olmadığı; ayrılığın gayrılığın olmayıp, bir tek idrâk, bir tek davranış, bir tek kudret, bir tek icabın sözkonusu olduğu; idrak vahdetidir, varlıklar ve icaplar birliğidir, hakikattir.

Birim Dualite: Düalite prensibi; madde-ruh düalitesi zaruretinin bir ifadesi ya da ruh-madde ikiliğinin kâinattaki aslî görünüşü olan; ‘madde’lerin hayatiyet ve oluşlarını sağlayan; cansız veya canlı denilen maddelerde, maddenin esasında, parçalarında, bütün yayınlarında (Seyyal), hislerde, fikirlerde, maddi değilmiş gibi görünen bütün ruhî hâllerde (Ruhun kâinatı-mızdaki durumu), kısacası gözlemlenebilir ve gözlemlenemez bütün dünya şartlarında hâkim bulunan; maddenin bünyesine ‘Aslî Prensip’ tarafından konulmuş olan prensiptir.

Görsellerin bir kısmı buradan alınmıştır.