Ekoloji deyince aklınıza ne geliyor? Türk Dil Kurumu’na göre bu tanım şu şekilde yapılmış: Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı. Benim tanımımda ise birkaç ekleme mevcut; ülkelerin kendi çıkarları için doğayı ve canlıları kullanma girişimi. Bu çıkarımımın nedeniyse bazı ülkeler dışındaki çoğu kara parçası çevreyi, doğayı sadece daha fazla sanayi üretimi yapmak, daha fazla tüketmek için kullanması. Karamsar olmak istemem ama zararı bizlere ilkokuldan beri öğretilen kalitesiz sprey ve deodorantlar, araştırmalara göre, çoktan ozon tabakasını delmiş durumda. İşte bu yüzden “duyarlı” ülkeler, eskiden ozonun açılmaması için çalışmalar yürütürken şimdi de zaten ozon deliğini büyüteceğiz ama nasıl daha az genişletiriz düşüncesi içine girmiş durumdalar.

Ne var ki, yukarıda bahsettiğim “bazı ülkeler” hala bir şeyler için geç olmadığı ve kurtarılabileceği düşüncesi içinde. Çevreyle ve yakın gelecekle ilgili umut veren bu ülkelerden bir tanesi de İsveç. Gerek çevre kirliliğinin engellenmesine yönelik girişimleriyle, gerek artı yönde refah projeleriyle dünyanın sayılı gelişkin ülkeleri arasına girmeyi başaran bu ülke ekolojik denge açısından bir çıkış kapısı vaat ediyor. Biraz da realitelerden yürüyecek olursak; bilim insanlarına göre 2014’te İngiltere’yi kaplayan sahra bulutları aşırı kirlenmeden dolayı on beş sene içinde tüm Avrupa’yı kapsayacak şekilde genişleyecek. Buradaki çarpıcı nokta ise şu, Avrupa ülkeleri her sene kendi hava sahasını kirletirken İsveç, çevre politikaları ve doğası sayesinde Avrupa’ya fazladan yüzde iki oksijen katkısında bulunuyor.

Peki, bir ülke tek başına bütün bunları nasıl yapabiliyor? Aslında, bunun ne hükümet sistemiyle ne de herhangi bir partiyle alakası var. Bu noktada sadece bir etken bütün gerçeği gözler önüne seriyor; farkındalık. Mevcut gerçeğin diğer ülkelerden çok daha önce farkına varıp çalışmalara başlayan ülke İsveç. Avlanma kurallarını ilk gündeme getiren, çevreyi kirletmeyip sanayiden de geriye kalmayan bir İskandinavya parçası burası. Bilindiği üzere ağır sanayi olarak nitelendirilen, askeri sanayi dahil her türlü metalürji teknolojisi, sektörde de çok önde bir konumda. Diğer bir önemli konu ise yenilenebilir enerji tüketimi. Bu noktada Kuzey Avrupa’da göze çarpan içlerinden bir tanesinin İsveç olduğu iki ülke var; tahmin edilebileceği gibi diğeri de Norveç. “Ekonomik ve çevresel planlarına”[1] göre 2025’te Norveç trafikteki bütün özel araçların ve minivanların sıfır emisyonlu olmasına karar verdi. Daha düz bir ifadeyle 2025 yılında, seyir halinde görebileceğimiz araçların çok büyük bir oranının hibrit veya elektrikli olacağı anlamına geliyor. Şaşırtıcı inovasyonların bolca bulunduğu ülkeler İskandinav bölgeleri. İkinci bir hamle ise 2018 Stockholm’de kurulan kablosuz şarj otobanı. Sisteme göre elektrikli arabalar hareket esnasında herhangi bir yere bağlı olmadan şarj edilebiliyor; bu da hem zaman hem de enerji tasarrufu sağlıyor. Görüldüğü üzere hayatımızda küçük detayları değiştirdiğimiz anda büyük şeylere etki edilebileceğini çoktan görmüş bu “bilinçli” ülkeler.

Anlaşıldığı üzere, Amerika’nın iddia ettiğinin aksine, daha doğrusu Trump’ın,  çağdaş ülke gereksinimlerini karşılamak ve sanayide ilerlemek için Paris İklim Anlaşması[2]’ndan çıkmaya gerek yok. Kara kıta diye dünyada klişe haline gelmiş bir kıtanın üyeleri olan Ruanda, Cibuti gibi ülkeler bile her ne kadar gelişmeleri için sanayiye daha fazla önem vermeleri gerekse de bu anlaşmaya sahip çıkarak kadar Amerika’nın sahip olmadığı bir farkındalığı göstermiş oldular.

Diğer yandan genel perspektife göz attığımızda dünyanın kirlenmediğini, aslında kirletildiğini görmek çok da zor değil. Havanın kirlenmesinde etkili bir gaz olan sülfür dioksit (SO2) gazı, 1910 yılında dünya üzerinde 32,01 milyon ton kadar bulunurken bu miktar 1980 senesinde 151.52 milyon tona ulaşarak kendi rekorunu kırmış, çeşitli etkenlerle birlikte son 40 yılda dünya tarihinden bu yana süregelen canlı türlerinin yarısının tükenmesine neden olmuştur. Bunlar gibi büyük insanlık atılımları(!), bize insanlığın ne kadar büyük şey başarabileceğini göstermiştir. Yapılması gereken tek şey ise yırtık ozon tabakasının ardından bakmak yerine farkındalık kazanıp faaliyete geçmektir.

[1] Başka bir makalede Norveç’in araç politikalarından detaylı olarak bahsedeceğim.

[2] Paris Barış Anlaşması’nı detaylı olarak ayrıca ele alacağım.

Kaynak: 1, 2, 3, 4, 5