Madam Blavatsky, tam adıyla Helena Petrovna Blavatsky. Geleceğe yardım etmek için, fedakarlığı görünür kılmış yolun Üstatlarından ayrıca Teozofinin de kurucularından.

Neden Madam Blavatsky’i anıyoruz? Onun adına bir şeyler yazıyoruz?

Kitaplarının çoğu Türkçeye çevrildi. Çevirilerle ilgili konuşmaya gerek yok, ancak şu kadarı söylenebilir ki ezoterik kitaplar, ki bunlarda çok değil, başlığının “ezoterik” olmasına da gerek yok, kademe kademe yazılmıştır . Ezoterik kavramı, yazarın bu yolla aldığı bilgi nasıl elde ettiğini de bize gösterir. Bilgiyi “dışa” açarken de, bunu yaparken yasalara, izinlere tabi olduğunu bilmesidir. Neyi ne kadar açacağını bilmesidir. En önemlisi yarınlara ışığı nasıl saklayacağını bilmesidir. Gurdjieff’te de benzer bir şeyi görebiliriz. Dolayısıyla gömülü olanı ve açık olanı daha da açmak için de izinleri bilmek gerekir. Bu günün kapalı olanı, elli/yüz yıl sonra herkese açılacağını da hatırlatalım.

Ezoterik olarak yazılmış olan bir metnin, görünenden daha iç kavramları olduğu anlaşılır. Görünenin arkasındakini kim açabilir? Konuyu ezoterik yazılara ve yazarlara getirmeden Madam Blavatsky’e geçelim.

Gelişimin entelektüel olduğunu öğrendik. Batının maddenin dışını araştırmasına bilgelik dedik. Ya mikroskopla inceledik ya da teleskopla inceledik. Doğaya aletler koyduk gözledik. Bilgeliği topladık, tasnif ettik ve porsiyonlara bölüp ilk okullara, orta okullara, liselere dağıttık. Dünya üzerinde yürüyecek insanlığa maddenin dışını öğrettik. Maddenin dışı da gereksiz demiyorum ancak öncelikli mi ya da ne kadarı bu olmalı ? Kendisine dair çok az fikri olmayan insanlığı geçişlere nasıl hazırlayacağız?

Bu içsel bir acıdır. Başı göğe uzanan insanın, araçlarla bir şeyler gözlemesi ve bunu yine biriktirmesi. Peki, içi görecek araçlar nerede? Neden insanın gelişmesini unuttuk? İşte burada bir değişme var.

İnsanlığın şuur alanlarına tohumlar ekilir ve zamanı geldiğinde o tohumlar canlanır. Bu hayatta olmayabilir de olabilir de. Eğer olursa diğer etkenleri de hayatımıza çekmemiz gerekir. Batının zihni, bu çekme halini daha fazla kitap okumak ve “bilmek” ile özdeşleştirdi. Tohumu ekenler ile tohumun bizlerde büyümesine yardım edenlerin bilgeliğini çalışmak gerekir. Bunun bir adı da ruhsal hiyerarşidir.

Bu bilgelikler nerede? Hiyerarşi, bilgeliğini üstatlarla görünür kılıyor. Bunun arkasındaki sistemi merak edenler bana yazabilir. Nasıl oluyor da tohumlama gerçekleşir ya da üstatlar ile hiyerarşi arasındaki akışı nasıl anlarız diye. Bu sorular şu anda bu yazının tanımı dışında kalıyor.

Madam Blavatsky ile başlayan bilgelik doğru bir şekilde ve temeli vererek aktarılmaya başlandı. (öncesinde yok demiyorum, lütfen böyle anlaşılmasın, bir toplanma noktası olarak vermeye gayret ediyorum). Madam Blavatsky, Alice B. Bailey ve Master DK, sonrasında Bodo Bailey’in kitapları geliyor. Bu üçlü yüzyıldan fazla bir zamandır dünyanın son dönem realitesine yardım edecek bilgeliği veriyor. Bu bilgeliği biz, insanlık ailesi olarak çoktan geliştirmemiz gerekiyordu.

Bu aynı zamanda şunu da gösteriyor; insanlık ailesi olarak ilk inisiyasyonumuzu da almamız gerektiğini de anlıyoruz. Biraz geç kaldığımız ortada, çünkü başka planlarda bize bağlı. Geçiş dönemlerine süreci hızlandırmak için daha da görünür olacak. Avatar, dinlerde de kendini birçok isimde gösteren departman aramızda görünür olacak. Görünürlük fiziksel seviyede olmasa da yüksek mental seviyede görünür olması yeterlidir. İllaki dünya gözüyle ” İsayı” görmemize gerek yok?

Hiyerarşi ve insanlık

Ortadaki üçgeni başka bir yazıda açıklayacağım. Hiyerarşi, inisiyeler ve insanlık ailesi.

Madam Blavatsky hiyerarşinin bilgeliğini bize açarak, gelecek bilgisini bize indirdi. İnsanlık olarak bilmemiz gerekenleri, mesela ilk seviyede ne vardır dersek; ben bir beden değilim, bedenlenmiş formlar aracılığıyla maddeyi deneyimliyorumdan başlar ve, beden nasıl oluştu? Krallıklar neler, gezegenlerde neler oluyor gibi insanın unuttuğu bilgisini tekrar ona açıyor. Bu bilgelik bizde entegrasyona neden oluyor ve birçok şeyi çok hızlı değiştirmemize olanak veriyor.

Yazıyı çok uzun tutmak istemiyorum. Arayanlara bir fikir vermek istiyorum. Yolda yürüyenler giderek kalabalıklaşıyor, birbirimize merhaba demek kadar güzel bir şey var mı?