İngiliz yazar Eric Arthur Blaire -George Orwell takma ismiyle- her yerde ve her daim gözetimde olan hükümetiyle, medyanın katı devlet kontrolüyle ve hükümetin halkı küçümseyerek istismar ettiği Okyanusya’daki hayatı anlatan distopik hikâyesi 1984’ü yazalı nerdeyse 70 yıl oldu. Kitapta, devlet bağımsızlık düşüncesi ve düşünce suçu hakkında kavuşturmalar yapmaktadır.

Devlet “düşünce suçu” ve bağımsız düşünce hakkında kovuşturmaya gitmekte, devlet, işlevini sürdürebilmesi için “İç Parti”, bürokrasideki açıkları dolduran “Dış Parti”nin üyelerine yönelik bile politikayı katı bir şekilde kontrol ederken, tarihsel revizyonizm yaygınlaşmış ve müttefikler hızla değişmektedir.

Avrasya’ya karşı süren birkaç yıllık bir savaştan sonra Okyanusya aniden politikasını dışa açar. Bu yüzden önceki yıllarda olanlara bakmaksızın açıklayıcı bir deyim ile “Okyanusya Doğu Asya ile savaştaydı: Okyanusya Doğu Asya’yla her zaman savaştaydı” politikası benimsenir.

Sovyetlerin Doğu Avrupa’ya komünizmin yayılmasını ve Batı Avrupa’ya yol açma girişimlerini temel alan Orwell başyapıtını 2. Dünya Savaşı ilk başladığında yazmıştı.

“1984” isminin sebebi bugün bile konuyla ilgilidir ve bu rahatsız edici “sahte haberler” devam etmektedir. Hükümet birçok yerde bireysel özgürlüklerin gerçek kılınması için bu haberleri dikkate almamaktadır. Başkan Donald Trump’ın göreve başlamasıyla “1984” Amazonda satış patlaması yaşadı ve yayıncıyı ek 70,000 baskı daha çıkarmaya zorladı.

İnsanlar her ne kadar Başkan Trump’ı hafife alsa da yüzleşme korkusu Trump’ın geçmişte söylem ve pozisyonlarının olması gerçeğini bile unutturamamakta. ABD Okyanusya değildir ve aksi bir öneri sadece abartı olarak kalmaktadır. Yargı bağımsız ve medya da özgür… Peki hangi ülkeler Orwell’in hayalindeki Okyanusya’ya daha yakın?

Kuzey Kore şüphesiz dünyadaki en totaliter ülkedir. Örneğin yabancı medyaya erişilmesine izin verilmemekte. Çocuklara doğduklarından itibaren fikir aşılanmakta, bu Kuzey Kore okullarında değilse bile (her ne kadar masum olsa da) Sevgili Liderleri’nin çizgilerini aşmak veya çelişmek olarak nitelendirilmekten ve fişlenmekten korkan aileleri aracılığıyla devam ettirilmektedir.

Muhalefet etmek bir gerçeklik ya da sadece şüphe olarak kalsın, sadece bireysel olarak değil, ayrıca kişinin nesli boyunca bir cezalandırma sebebi olarak devam etmektedir. Kahramanlar bir günde “iğrenç, aşağılık insan”a dönebilmektedir.

Son liderleri Türkmenbaşı önderliğinde Türkmenistan da buna çok yakındır. Örneğin, Türkmenbaşı kendisi ve ailesinin isimlerini günlerin ve ayların adlarına verdi. Bir de güneşle birlikte dönen bir altın heykelini diktirtti. Fakat muhteşem bir itaat gördüğünde rejimi totaliterlikten çok otoriter sisteme döndü. Eritrea da özellikle basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü gözeterek son derece otoriterdir. Ancak totaliter olmak için yeteri kadar örgütlü değildir.

Eğer Orwell bugün yaşıyor olsaydı “1984”e uyan en iyi ülke olarak Türkiye’yi tanımlardı. Ancak mesele Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın çöküşü ve otoriterizmi değil. Aslında bu Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin veya Venezuaelalı diktatör Nicolas Maduro’dan farklı değil.

Dahası Erdoğan nasıl oldu da Okyanusya’nın savaşlarda Doğu Asya ve Avrasya karşısında yaptığı gibi yakınlarını etkilemek için medyayı kontrol altına almayı başardı. Örneğin Suriye lideri Beşar El-Esad, Erdoğan’ın bir zamanlar en yakın dostuyken, şu an değil.

Fakat Erdoğan’ın Esad’la nasıl dostluk kurduğunu ve hatta onunla tatile bile çıktığını söyleyen Türk’ün vay haline! Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi de yine bir yıllık bir süreçte en yakın askeri ittifaktan ve sıkı bir ticaret ilişkisi içinden gözlemlerden hareketle yeterlidir.

Aynısı özellikle Erdoğan’ın ABD’de yaşayan cemaat lideri Fetullah Gülen’i dostuyken düşman olarak suçlamasıyla 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbenin arifesinde belirgindi.

2013’te finansman ve yolsuzluk çatışmalarıyla patlak veren Erdoğan-Gülen ihtilafından sonra Erdoğan kontrolündeki Türkiye basını seyrini aniden değiştirerek sadece birkaç ay önce onları yoldan çıkaran bir adamı kumpasla suçluyor.

Sadece birkaç yıl öncesini hatırlayacak olursak Türkiye polisi henüz yayınlanmamış Gülen karşıtı önemli bir kitap taslağını ve yazarını yakalamıştı. Kitap yayınlanmadığı gibi – ve böylece basın yoluyla bir hakaret de yokken- Erdoğan ve Türkiye polisi Gülen ve destekçileri hakkında olumsuz şeyler düşünmenin tolere edilemeyeceği dönemlerde bunu soruşturma açacak yeterli delil olarak gördü.

Ama o zamanlar vaziyetler böyleyken şimdi durumlar böyle oldu! Erdoğan ve basını bugün Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ismiyle cemaati ve yüzlerce hatta binlerce destekçisini atfederek Türk basınını kendi tarafına çekti.

Türk devleti eskiden ortadan kaldırmayı öngördüğü aynı suçlamaları şimdi kendi öne sürmektedir. Aslında bakılırsa Erdoğan her zaman Doğu Asya ile savaştaydı. Keza Erdoğan’ın darbe gecesi destanı çürütülebilir olduğundan Türk gazeteciler ve akademisyenlere bu tutarsızlıklar hakkında soru sormaya dahi izin verilmemektedir.

Türkiye’nin Orwellcılığa düştüğü en korkutucu bölüm ise ne kadar insanın Türkiye dışından eşlik etmeyi düşündüğüdür. Bazı Amerikan kuruluşları Erdoğan’ın veya aile üyelerinin kontrol ettiği şirketlerden bağış toplamaya çalıştığı için Erdoğan’ın teorilerinde veya oto sansürlerinde yanılmış gibi görünüyor.

Bireysel araştırmacılar enerji sektörü veya danışmanlık anlaşmalarını sürdürmek ve Türkiye Cumhurbaşkanını kızdırmamayı düşündükleri için şahsi düşünceleri ne olursa olsun en iyi şartlarda sessiz kalıyor ve en kötü şartlarda ise Erdoğan’ın basına verdiği söylemleri kabul ediyor. Türkiyeli araştırmacılar ise Erdoğan’ın, ailelerine karşı misilleme yapacağı endişesiyle kaçamak cevaplarla lafı dolandırmaktalar.

Bazı batılı gazeteciler ilerleme katetmek adına oto-sansür uygulamakta ve hatta otosansürcülüğü ahlaki gerekçelerden eksik olarak en kötü şartlarda “Özgürlük Evi”ne tercih etmektedirler. Türkiye’de olan şeyler oldukça tarajik bir hal almış durumda. Mesele sadece ifade özgürlüğünün ne kadar sınırlı olduğu değil ayrıca düşünce özgürlüğünün de sınırlarının ne olduğudur. Binlerce insan hapishanelere atıldı. 100,000 insandan daha fazlası işlerinden edildi. Vatandaşlıktan çıkarılanlar bile oldu, saygınlıklarını ve iş haklarını, okullarını, seçilme haklarını veya devlet memurluklarını kaybettiler. Bunların hepsi ne düşündüklerine dair doğan şüphelerden kaynaklı olanlar…

Bu süreçte başarabilenler ya da sadece hayatta kalmak için çabalayanlar da Cumhurbaşkanı’nın sadece birkaç ay önce ne mırıldandığı hakkında nasıl bir çelişkiye düştüklerine bakmaksızın Erdoğan’ın sözlerini papağan gibi tekrarlıyorlar. Zamanının Türkiyesi’ne geri gidersek, ülke gittikçe 1984’teki gibi çamura saplanmaktadır.

Michael Rubin*

*Michael Rubin Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nde çalışmakta olan bir akademisyen. Eski Pentagon yetkilisi. Başlıca araştırma alanları: Ortadoğu, Türkiye, İran ve diplomasi.

**Fotoğraf: Eric Blair (George Orwell) Metropolitan Polisi dosyalarından, 1940. THE NATIONAL ARCHIVES UK

Kaynak: Newsweek