yasa zoruyla hak sahibi yapılanlara…

Yasa ve haklar, insan türünün kendi türel varoluşunun güvencesi olarak, ikili bir ilişkiye sokulmuştur. Bu ilişki, hakların zorunluluğunun yanında yasanın zorunlu olmasını, öte yandan hakların yasa tarafından bekçiliğinin insan türünün denetimine verilmesini içerir. Doğuştan gelen hakların bir yaratılış kipi gibi insan denetimine verilmesi, insan türünün cansız doğa ve var olan her canlı üzerindeki hak iddiasını doğallaştırır. Bu noktada, insan türü dışındaki her canlının yaşam hakları, insanın eline verilmiş olur.

Yasanın kapısında bekleyen, yasanın öznesi olduğu iddia edilen soyut türler yaratılarak, var olan türler yaratılmış soyut dünya içine yerleştirilir. Bu durum insan özne için de sorunludur. Kuşatılmışlık, yasanın kendi öznesini sarıp sarmalaması, özne üzerindeki her türlü tasarrufun özne dışındakilere geçmesidir. İnsan türü için bu durum, kaçma olanağını içinde taşır. Yasanın yapıcıları, yani hakların dağıtıcıları, insan özne olarak kuşatılmışlık karşısında kendilerini koruma “hakkına” sahiptirler. Aynı kuşatılmışlık, diğer türler için bu kaçışı taşımaz. İnsan türü dışındaki varlık, insan yaratımına dönüştürülür ve böylece kaçış imkanı, kendini koruma imkanı yok edilir.

Hayvan özgürlüğü 11

Hakların belirlenmesi ve verilmesi insan özne için geçerlidir. Bu düşünceden hareketle hak ve hukuk ilişkisi yalnızca insan özne için geçerli olacaktır.

hakları dağıtan, her hakka sahip olduğunu iddia eder…

İnsan dışı türlerin haklarını belirleyen insan türü, hak dağıtıcısı rolünü bir denetlenemezliğe vardırarak evrensel bir haklar sistemi yaratır. Hakların öznesi, söz sahibi olamadığı, sözde bir adalet, koruma, yardım iddiasının ışığı altında, karanlıkta bırakılır. Hakkın muhatabı ortada yoktur. Soyut bir muhatap yaratılmıştır. Yasanın ilk çatlaması: Hayvan hakları yasası adı altında çıkarılan yasa, hayvanlar için gerekli olan değil, yasa yapıcıların kendi yaşamları için gerek gördüğü haklardır. Bu yasanın öznesi hayvanlar değil, hala insandır.

hukukun öznesi insandır; doğanın öznesi hayvandır…

Kendisi için haklar çıkaran insan türü, bu hakları başka türlere yaydığında, bunu bir vicdan, etik durumuna çevirerek türün dışındakileri kaçınılmazca kendine bağımlı kılar. Yasanın ikinci çatlaması: Vicdani rahatlamanın öznesi olan hayvanlar, kendi türlerinin sürekliliği dışında tutularak başka bir türün sürekliliğine bağımlı kılınır.

Haklar üzerinden bir yaklaşım, hayvanları, kendi yaşam koşullarının dışında tutar. Yasanın öznesi bu durumda hayvan değil, insanın, kendi türünü üstün gören insanın kendisidir. “Haklar olsun, ama bu haklar insan türünün kendisi için, kendi kendini koruyabilme olanaklılığı içinde açılsın.” Hiçbir hayvan bir yasa öznesi olarak “dillenip” kendini koruyamaz. Yasanın üçüncü çatlaması: Hayvan hakları söz konusu olamaz. Doğanın içinde korkusuzca doğayla yaşayan türlerin hakları, doğanın parçası dahi olamayan tarafından verilemez. Koruma kanunları, korunacak olanı yasa yapıcıya bağımlı kılar.

Hayvan, özgürleşmesi gereken bir canlı değildir. Yaratılışından beri özgür olanın özgürleştirilmesi, onu ancak bağımlı kılabilir. Özgürleştirme çabası hayvan esaretinin artmaına neden olacaktır. Yasanın dördüncü çatlaması: Yasa, öznesini insan özne gibi değerlendirirse, bu yasa insanın yasası olacaktır. Hayvanlar için çıkarılan yasada, hakların inan aklının kavradığının ötesinde olması gerekecektir.

Hayvan Özgürlüğü 112

İnsan, Tanrı yerine düşünemediği gibi, hayvan yerine de düşünemez. Tanrı hakkına sahip olamayan, hayvan hakkına da sahip olamaz…

Hayvan hakları ya da yasası, eleştirel bir duruş olmaktan öteye gidemez. Akıl sahibi insan türü kendisi için yasalar, haklar yapar, yapmalıdır da. Ama aklının sınırları dışındaki için yasa yapamaz. Bu yasa değil, her alanı, her varlığı kuşatma politikasının devamı olarak, diğer türleri bağlama yolu olur. Yasanın beşinci çatlaması: Hiçbir canlıya, kendisinden başkasının isteğine bağlı olacak bir yaşama hakkı dayatılamaz.

hak, hak iddiasında bulunan içindir…

Yasa, öznesinin sürekliliğini varsayar. Çıkarılmış olan hayvan hakları yasası ise “sözde özne“sinin bir gün tükeneceğini varsaymakta. Yasanın birinci bölümünün beşinci maddesinden alıntı yapacak olursak: “[M]üşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.” Dikkat edersek, bu madde, içinde bir türün yok edilmesini saklıyor. Yasa öznesini korur. Onun bir gün yok olacağını beklemez. Tersine, çznesi için süreklilik olanağını sağladığını söyler. Burada ise tersi bir durum söz konusu. Gün gelecek yok olacak bir “tür” için neden yasa, haklar çıkarılsın? Bu, evrensel haklara aykırı bir durumdur. Bu noktada şu soru kendini duyurur: Çıkarılmış olan bu yasa, aslında bir “tür” ün modern yöntemlerle yok edilmesini hedef edinmemiş midir? Bu haliyle bir hayvan hakları yasasından bahsedilemez. Yasanın altıncı çatlaması: Hiçbir yasa, haklar öznesinin soyunun tüketilmesini kendine ilke edinmez. Böyle bir yasa suç işler, suça teşvik eder.

Özellikle sokak hayvanları söz konusu olduğunda, onlar için evrensel haklarla ilgili yasalar çıkarmak yerine bir “tür” olduklarının tanınmasıyla uğraşmak gerekir. “Sokak hayvanları soyu“nun ortadan kaldırılması planları yerine,bu soyun korunması, bu oy için en iyi şartların yaratılması çalışmaları yapılmalıdır. Yasanın yedinci çatlaması: Hayvan hakları yasası koruma değil korumama üzerine oturtulmuş, bir türün yok sayıldığı yasadır.

Sokak hayvanlarının uzaklaştırılması, uzakta tutulması çabası, yasanın içinde eğreti olarak tutulmaktadır; böylece hayvanlar, gözün aşina olduğu “ucubeler”e dönüştürülür. Yasanın sekizinci çatlaması: Gözün önündeki uzaklaştırılır, korkulacak varlıklara dönüştürülür; böylece yasa, hakkın esirgendiği bir durum yaratır. Her zaman insanlarla birlikte yaşamış olan sokak hayvanlarının yaşamın parçası olduğu kabul edilecekken, aksine yaşamdan çıkarılmaları için yöntemler, argümanlar aranmaya başlanır.

Hayvan özgürlüğü 124

Tanrı, ilk suçu işleyen kendinden uzaklaştırmıştır. Suçlu, suçuna devam etmekte…

Hukukta, yasaların ve hakların muhatapları ihtiyaçlarını bir eşit oluş içinde belirler. Hayvan hakları yasası için böyle bir eşit oluş söz konusu olamaz. Bu yasanın öznei olan hayvan neye eşit olacaktır? Yok edilişi ilke edinilen bir “özne” hiçbir şeye eşit varsayılamaz. Yasa ve hukuk, gücünü “ortadan kaldırma”yla değil, “yaşatma”yla sağlar. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Hayvan hakları yasası yasa olmaktan uzaktır. Var olamayacak bir yasanın, hakları da var olamaz. Eğreti bir yasa, hukukun sürekliliğine terstir. Yasanın dokuzuncu çatlaması: Sokak hayvanları konusunda bugüne kadar yapılmış olan yanlışları düzeltmek gerekirken, yasayla yeni yanlışları teşvik öngörülmektedir. Oysa, sokak hayvanlarının yaşamın içindeki varlığının sağlamlaştırılması gerekir.

Bir türü “kapatmak”, yok etmek suçların en büyüğüdür. Tarihte suçluları, işsizleri, akıl hastalarını kapatmış olan akıl, şimdi sokak hayvanlarını kapatmanın, kapatarak yok etmenin yollarını aramaktadır. Yaşama ait olan yaşamdan alınarak, bir suçlu konumuna getirilmektedir.
Gündemde tutulmaya çalışılan olumsuz özellikler, sokak hayvanlarını bilinçli olarak sorun noktasına taşımaktadır. Böylece sessiz yaşam dehşete çevrilir. İnsan türü yaşamını sessizce yaşayamaz. Sessiz olanın yaşamı düşmanca bulandırılır.
insan, ölemez, ancak hayvan ölmeye muktedirdir…

Kültür adına yapılan her insan eylemi içinde tüm doğallığıyla yer alan hayvan, aynı doğallık içinde yaşama “hak”kından yoksun bırakılır.
Bu metin, insan türünün haklara ihtiyacı olmayan türleri haklar adına nasıl kendine bağımlı kıldığının duyurulmasıdır. Bu nedenle, bu metin verildiği sanılan hakların iadesidir. Hukuk öznesi olan insan türü, hakları ancak kendisi için alabilir, varsayabilir. Hayvan, hukukun öznesi değildir. Hayvan hakları yasasıyla yapılan, insan türüne öldürme, yok etme, öldürebilme haklarının verilmesidir.

Zeliha Burtek

Bu yazı Cogito dergisinin “Ezoterizm” isimli 46. sayısından alınmıştır.