Afrofütürism terimi kelime olarak 1993 yılı kadar yakın bir tarihte (eleştirmen Mark Dery tarafından) türetilmesine rağmen sanatçıların geleceği farklı bir Afrikan bakış açısıyla yeniden hayal etme düşüncesi yeni değil. Edebi bir araç olarak afrofütürism, hayal aracılığıyla modern yaşam üzerine doğrudan bir eleştiri sunarak, eğer günümüz ırk ilişkileri farklı şekilde rol oynasaydı, toplumun nasıl olabileceğini yeniden tasavvur eder.

Bu da, herkeste bulunan deri pigmentasyonlarını değiştirerek fütüristik bir toplumun neye benzeyeceğine dair ortak görüşlere meydan okuyarak Wakanda’nın kurgusal teknolojik cennetiyle Black Panther filminin böyle ani bir başarı elde etmesinin nedenlerinden biridir.

Akımın, müzikal benzerleri de vardır; alternatif evrenler gerçek Superman tarzında bir adam ve bir yabancının gerçek kökenlerini sorgulamaya başlamasıyla bilim kurgu ve funk çarpıştığında kıvılcımların çıktığını kanıtlamak için yaratılmıştır.

1- Space Is the Place, Sun Ra

1950’ler bilim kurgunun pik yaptığı yıllardı. İnsanlar yıldızlara ulaşmaktan ve aya ayak basmaktan konuşuyorlardı. Nükleer silahların gelişmesiyle ilgili bir korku vardı, insanlık kendini yok etmenin eşiğindeydi. Bunlar yaratıcı zekaların ilgilenebileceği verimli konulardı ve 100’ün üzerindeki albüm sayısı saygınlığıyla Sun Ra’nın sıra dışı yaratıcı bir zekası olduğu ortadır.

Müziğine yeni bir alan belirmek için çağdaş caz sahnesi sınırları dışında, Satürn’den Dünya’ya tüm insanları müziğiyle birleştirmek için gönderildiğini iddia etti. Bu hikayeden hiç sapmadı, o ve grubu –the Arkestra- renkli elbiseleri, pelerin ve göz alıcı gümüş içinde bilim kurgu filmlerinden figüranlar gibi giyinirlerdi. En iyi bilinen albümü 1972’s Space Is The Place geçmiş ve geleceğin cazına işaret edip, uzun mantra-vari müzikal dini şarkıları, bu albümün şaşırtıcı başlığı gibi- vınlayan brleş sesleriyle cüretkar bilim kurgu hayatı vermiş ve serbest caz saksafon akışıyla funk ve R&B elementlerini birleştirmiştir. Ve hatta grubun sadece müziğin gücü ile dolaşan yeni bir gezegeni kolonize ettiği Sun Ra’nın yazdığı 1972 tarihli bilimkurgu filmine de ilham verdi.

2. Electric Ladyland, The Jimi Hendrix Experience

 Jimi Hendrix bir çocuk olarak öyle bir bilim kurgu fanıydı ki eski dizi filmlerde Flash Gordon’u oynayan Buster Crabbe’dan etkilendiği için Buster diye çağırılmak isterdi. Konu kendi şarkılarını bestelemeye geldiğinde 1960lar rock’ı Bob Dylan sonrası lirik tartışmada, saykodelik düşvari sahnelerini hayal, bilim kurgu ve eşit coşkuyla blues’un dünyevi büyüsüyle aşıladı.

Böylece Electric Ladyland bir albüm olarak herhangi bir büyük anlatı sıkıntısı çekerken, optimistik bir dönemde ileri görüşlü bir zihnin bir fantastik enstantane dizisi işlevi vardır. Hendrix’in “freakish blues”u neşeyle “Gypsy Eyes’ın” sevdasından Vodoo Chile’nin karanlık büyüsüne ve Crosstown Traffic’in kötü realizminden parça adının fütüristik hülyasına -House Burning Down and 1983… (A Merman I Should Turn To Be)- dalıyor.

3. Mothership Connection, Parliament

 Hendrix ve Sun Ra’dan etkilendiği kadar Star Trek’ten de etkilenen George Clinton’un genişlemiş Parliament-Funkadelic müzikal çete gösterisi, müzikal hayretin yeni dünyalarını keşfetmek için the Mothership olarak adlandırılan uçan bir daireyi andıran bir aydınlatma ekipmanının da bulunduğu funk, rock, space rock, space funk ve devasa bir teatral gösteriyi kapsamıştır. Mothership Connection’ın yeni şarkıları, siyahi astronotların yabancı dünyalarla ya da George’un deyimiyle “galaksileri funklaştıran Afronotlar” etkileşime geçtiği gelecek bir evrende kurulmuştur.
Sivil haklar döneminde iyimserliğin sonuyla yüzleşen Afrikan-Amerikan toplulukların 1970’lerde şehir çevresinde gittikçe artan endişelerine bir tepki olarak bu hiddetli hayal (ve dürüst olalım sıradışı fankilik) hem adil hem de sevindiriciydi.

4. Planet Rock, Afrika Bambaataa & Soulsonic Force

Parliament’in uzay çağı mesajını bir adım ileriye taşıyan Afrika Bambaataa sadece giyinip kuşanma ve bilim kurgu ışığını sonik muhaliflerine getirmekle kalmayıp müziğin büyük ileri sıçrayışını başlattı: hip hop. Planet Rock, Rolan TR-808 elektronik bateri – bir hip hop unsuru- ve robotik seslerle yapılmış electric funk’tır ve vırıltının ilham alındığı hırsızlık Kraftwerk’in Trans Europe Express’inden kaçınır.

Müzikal olarak kendinden sonra gelen rap tekno ve elektronik müziğin diğer türlerinin kapısını aralamıştır ve bu Bambaataa ve Soulsonic Force’un Doctor Who’nun çok harika bir bölümündeki tüm dünyayı arayan canavarlar gibi garip başlıklar takan bir videoyu beraberinde getirmiştir.

5. Didn’t Cha Know, Erykah Badu

Görsel bir estetik olarak afrofütürism, Michael’den ve Janet Jacksons’ın uzay sıkıntısı Scream’ınden Missy Elliot’ın She’s A B**** şarkısındaki robo şamanizme, Grace Jones’un Slave To The Rythm şarkısının robotik fantazilerine birçok pop videosunda ortaya çıkar. Erykah Badu’nun Didn’T Cha Know şarkısı ise oldukça güzel bir örnektir çünkü yabancı bir gezegende klasik bilim kurgu alüminyum folyo kostümü giyer, ancak kolaylıkla Dünya üzerinde güneşten kavrulan çöle günümüzden ya da uzak bir zaman diliminden uzaylı bir ziyaretçi olabilir.

Aksine müziği sıcak ve insancıldır. Sıklıkla gruplaştığı neo-soul sanatçılarının ilkelerinden birisi gangters ve aşırı lüks ile medya takıntısının karşısında siyahi bilincinin ve hissinin anlatısını sürdürme çabasıdır.

Blues&Soul dergisine Cindi’nin robotib bir kurtarıcı türü olduğunu söyler: “zenginler ve yoksullar, azınlık ve çoğunluklar arasındaki ARACIYI temsil eder. Yani bu şekilde Matrix’teki baş melek Neo’ya çok benzerdir. Ve temel olarak geri dönüşü android topluluk için özgürlük anlamına gelir.”İnsanlar ve teknoloji temasına geri dönen ikinci albümünün adı Electric Lady ve yakında çıkacak üçüncü albümü ise Dirty Computer olacak.

8. Quazarz vs. The Jealous Machines, Shabazz Palaces

Shabazz Palaces, 2017’de iki albüm genişliğinde ikili bilim kurgu destanını piyasaya çıkardı. İkinci kısım olan Quazarz: Born on a Gangster Star’da ise uzaydan dünyaya gelen ve modern dünyayı anlamaya çalışan bir gezgin vardır. Palaceer Lazaro Entertainment Weekly’e ilk albümünün toplumun sosyal medya ve mobil aygıtlara olan delice aşkına değindiğini söyler: “Aygıtı, insan evriminde gerçek bir çığır açan dönüm noktası olarak görüyorum. Bu şeylere bağlıyız ve hiçbir şekilde eskiye dönemeyiz. Bu, bunun içindeki memnuniyet için müphem bir ilham kaynağıdır.

İkincisi ise sosyal tavırlardaki ırk rolünü ele alır: “Siyahi bir insan olmanın dünyada ve Amerika’da aslında nasıl hissettirdiğini düşünmeye başladım. Çevreyi ve aynı zamanda yaşımı da gözeterek sosyal medya, politika ve bu gibi şeylerin işleyiş şekline biraz yabancılaştığımı hissettim. Başka bir yer başka bir alemden düşünceli bir insan oluşumu ifade etme şeklimin şimdi burada neler olup bittiğiyle ilgili kendi yolunu bulduğunu düşündüm.

Kaynak: BBC