Harvard Business Review (HBR) editör ekibinin bir kısmı geçen gün sanal olarak bir araya geldi – yüzlerle dolu bir ekranın görüntüsü her yerde daha yaygın bir hale geliyor. Bu üzücü salgın döneminde ele alacağımız içerikleri ve insanlara nasıl yardımcı olabileceğimizi konuştuk. Ama aynı zamanda biz de nasıl hissettiğimizden bahsettik. Bir meslektaşım, hissettiği şeyin yas olduğunu belirtti. Ekrandaki tüm bölmeler başını salladı.

Eğer bunu adlandırabilirsek, belki de yönetebiliriz. Bunun nasıl yapılacağı hakkında fikir edinmek için David Kessler’e döndük. Kessler dünyanın en önemli yas uzmanıdır. Elisabeth Kübler-Ross ile birlikte Yas ve Üzüntü Üzerine: Beş Kayıp Aşamasında Yasın Anlamını Bulmak kitabını yazdı. Yeni kitabı, bu sürece bir aşama daha ekliyor, Anlamı Bulmak: Yasın Altıncı Aşaması. Kessler ayrıca on yıl boyunca Los Angeles’taki üç hastane sisteminde çalıştı. Biyolojik tehlike ekibinde görev yaptı. Gönüllülük çalışmaları, travmatik olaylar için Los Angeles Polis Departmanında (LAPD) Uzman Rezervi olmanın yanı sıra Kızıl Haç’ın afet hizmetleri ekibinde görev almayı da içeriyor. 167 ülkeden yılda 5 milyondan fazla ziyaretçisi olan www.grief.com’un kurucusudur.

Kessler, hissettiğimiz kederi kabul etmemizin neden önemli olduğu, bunu nasıl yöneteceğimiz ve içinde nasıl anlam bulacağımız hakkındaki düşüncelerini paylaştı. Konuşma, anlaşılır olması için hafifçe düzenlenmiştir.

HBR: İnsanlar şu anda çok fazla şey hissediyorlar. Hissettiklerinin bazıları keder olarak adlandırılabilir mi?

Kessler: Evet, bir dizi farklı keder hissediyoruz. Dünyanın değiştiğini hissediyoruz ve evet değişti. Bunun geçici olduğunu biliyoruz, ancak bu şekilde hissettirmiyor ve bazı şeylerin farklı olacağını anlıyoruz. Tıpkı havalimanına gitmenin 11 Eylül’den önceki durumdan sonsuza dek farklı olması gibi, işler değişecek ve değişimin olduğu nokta bu an. Normalliğin kaybı; ekonomik zararın ve bağlantı kaybının verdiği korku. Bunlar bizi sarsıyor ve biz üzüntü duyuyoruz. Toplu olarak. Havadaki bu tür kolektif kederlere alışık değiliz.

Birden fazla keder hissettiğimizi mi söylemiştiniz?

Evet, aynı zamanda ileriye yönelik keder duyuyoruz. İleriye yönelik keder, belirsiz olduğumuzda geleceğin ne getireceği hakkında hissettiklerimizdir. Genellikle ölüm üzerine odaklanır. Birisine korkunç bir teşhis konulduğunda ya da bir gün bir ebeveyni kaybedeceğimizi düşündüğümüzde bunu hissediyoruz. İleriye yönelik keder aynı zamanda daha geniş hayal edilen gelecektir. Bir fırtına geliyor. Dışarıda kötü bir şey var. Virüs ile beraber, bu tür keder insanlar için çok kafa karıştırıcıdır. İlkel zihnimiz kötü bir şeyin olduğunu biliyor, ama bunu göremiyoruz. Bu da bizim güvenlik algımızı bozuyor. Bu güvenlik kaybını hissediyoruz. Daha önce genel güvenlik anlayışımızı toplu olarak kaybettiğimizi sanmıyorum. Bireysel olarak veya daha küçük gruplar olarak, insanlar bunu hissettiler. Ama hep birlikte bunu hissetmek, işte bu yeni. Mikro ve makro düzeyde kederi yaşıyoruz.

Bireyler tüm bu keder hissini yönetmek için ne yapabilir?

Kederin aşamalarını anlamak bir başlangıçtır. Ama kederin aşamaları hakkında her konuştuğumda, insanlara aşamaların doğrusal olmadığını ve bu sırada olmayabileceğini hatırlatmak zorundayım. Bu bir harita değil ama bu bilinmeyen dünya içinde bize bir iskele sağlıyor. Reddetme, ki biz bunu başlangıçta yaşıyoruz: Bu virüs bizi etkilemez. Öfke var: Beni evde tutuyor ve aktivitelerimden mahrum ediyorsun. Pazarlık var: Tamam, eğer iki hafta boyunca sosyal mesafeye uyarsam, her şey daha iyi olacak, değil mi? Üzüntü var: Bunun ne zaman biteceğini bilmiyorum. Ve son olarak kabul var. Bu oluyor; Nasıl ilerleyeceğimi bulmalıyım.

Tahmin edebileceğiniz gibi, gücün yattığı yer kabullenmedir. Kabullenmede kontrol bizde oluyor. Ellerimi yıkayabilirim. Güvenli bir mesafeyi koruyabilirim. Nasıl sanal olarak çalışacağımı öğrenebilirim.

Keder hissettiğimizde fiziksel acı da vardır. Ve aklınız çok hızlı ve zorlayıcı bir tempoda çalışır. Bunu daha az yoğun hale getirmek ve bununla başa çıkmak için teknikler var mı?

İleriye yönelik kedere geri dönelim. Sağlıksız ileriye dönük keder aslında kaygı, anksiyetedir ve bahsettiğiniz duygu budur. Aklımız bize görüntüler göstermeye başlar. Ailem hastalanıyor. En kötü senaryoları görürüz. Bu, zihinlerimizin koruyuculuğudur. Amacımız bu görüntüleri görmezden gelmek ya da ortadan kaldırmaya çalışmak değil – zihniniz bunu yapmanıza izin vermez ve denemeye zorlamak acı verici olabilir. Amaç, düşündüğünüz şeylerde denge bulmaktır. Gözünüzde en kötü görüntünün şekillendiğini düşünüyorsanız, kendinizi en iyi görüntüyü düşünmeye bırakın. Hepimiz biraz hastalanıyoruz ve dünya devam ediyor. Sevdiğim herkes ölmeyecek. Belki kimse ölmez çünkü hepimiz doğru adımları atıyoruz. Her iki senaryo da göz ardı edilmemeli ama ikisi de baskın olmamalıdır.

İleriye yönelik keder, aklımızın geleceğe gidip en kötüsünü hayal etmesidir. Kendinizi sakinleştirmek için anda kalmanız gerekiyor. Bu, meditasyon yapan veya farkındalık terapisi uygulayan herkese tanıdık bir tavsiye olacaktır, ancak insanlar her zaman bunun ne kadar sıradan olabileceğine şaşırırlar. Odadaki beş şeyi söyleyebilirsiniz; bir bilgisayar, bir sandalye, bir köpek resmi, eski bir halı ve bir kahve kupası var. İşte bu kadar basit. Nefes alın. Şu an, korktuğunuz hiçbir şeyin gerçekleşmediğini anlayın. Bu anda, iyisiniz. Yemeğiniz var. Hasta değilsiniz. Duyularınızı kullanın ve onların ne hissettiğini düşünün. Masa serttir. Battaniye yumuşaktır. Burnumdan giren nefesi hissedebiliyorum. Bu gerçekten bu acıların bir kısmını hafifletmek için işe yarayacaktır.

Kontrol edemediğiniz şeyleri nasıl bırakacağınızı da düşünebilirsiniz. Komşunuzun yaptığını kontrol edemezsiniz. Kontrolünüzde olan şey onlardan iki metre uzakta kalmak ve ellerinizi yıkamaktır. 

Buna odaklanın.

Son olarak, merhamet “stoklamak” için iyi bir zaman. Herkes farklı korku ve kedere sahip olacak ve bu, herkeste farklı şekillerde ortaya çıkaracaktır. Bir iş arkadaşım geçen gün bana çok sinirli davrandı ve düşündüm ki, Bu bildiğim insan değil; bununla bu şekilde başa çıkıyor. Onun korkularını ve endişelerini görüyorum. Bu yüzden sabırlı olun. Bu kişinin genellikle kim olduğunu düşünün, şu anda görünen halini değil. Bu anda o kişi gibi görünmeyebiliyor.

Bu salgının özellikle rahatsız edici bir yönü, ucunun açık olmasıdır.

Bu geçici bir durumdur. Bunu söylemek yardımcı olur. Hastane sisteminde 10 yıl çalıştım. Böyle durumlar için eğitildim. Ayrıca 1918 grip salgını üzerinde çalıştım. Aldığımız önlemler doğrudur. Tarih bize bunu söylüyor. Bu atlatılabilir. Biz hayatta kalacağız. Bu, aşırı korunmanın, ancak aşırı tepki vermemenin zamanıdır.

Ve inanıyorum ki, bu durum içinde anlam bulacağız. Elisabeth Kübler-Ross’un ailesinin bana, kedere altıncı aşama ekleme izni verdikleri için onur duydum: Anlam. Elisabeth ile kabul ettikten sonra neler olduğu hakkında biraz konuşmuştum. Kişisel keder yaşadığımda kabullenme aşamasında durmak istemedim. O en karanlık zamanlarda anlam bulmak istedim. Ve öyle zamanlarda ışığı bulduğumuza inanıyorum. Şimdi bile insanlar teknoloji ile bağlantı kurabileceklerinin farkına varıyorlar. Düşündükleri kadar uzak değiller. Telefonlarını uzun sohbetler için kullanabileceklerinin farkına varıyorlar. Yürüyüşleri takdir ediyorlar. Şimdi ve bu bittiğinde anlam bulmaya devam edeceğimize inanıyorum.

Bütün bunları okuyan ve hala kedere boğulmuş hisseden birine ne diyorsunuz?

Denemeye devam edin. Bunu keder olarak adlandırmakta güçlü bir taraf var. İçimizde ne olduğunu hissetmemize yardımcı oluyor. Geçen hafta birçok kişi bana, “İş arkadaşlarıma zor anlar yaşadığımı söylüyorum,” veya “Dün gece ağladım.” diyorlar. Duygunuzu adlandırdığınızda, onu hissedersiniz ve sizin içinizden geçer. Duyguların harekete ihtiyacı vardır. Neler yaşadığımızı tanımamız önemlidir. Kendi kendine yardım hareketinin talihsiz bir yan ürünü ise, duygularımız hakkında duygulara sahip olan ilk nesiliz. Kendimize, “Üzgün hissediyorum, ama bunu hissetmemeliyim; başka insanlar daha kötü haldeler“, gibi şeyler söylüyoruz. İlk duyguda durabiliriz, durmalıyız. Üzgün ​​hissediyorum. Üzgün ​​hissetmek için beş dakika ayırayım. İşiniz, başka birinin bir şey hissedip hissetmediğinden bağımsız olarak üzüntünüzü, korkunuzu ve öfkenizi hissetmektir. Onunla savaşmak işe yaramaz çünkü vücudunuz o hissi üretiyor. Duyguların gerçekleşmesine izin verirsek, düzenli bir şekilde meydana gelirler ve bu bizi güçlendirir. O zaman mağdur olmayız.

Düzenli bir şekilde?

Evet. Bazen ne hissettiğimizi hissetmemeye çalışırız, çünkü bir “duygu çetesi” imajına sahibiz. Eğer üzgün hissedersem ve bu duyguyu içime alırsam, hiçbir zaman gitmeyecek. Kötü duygular çetesi beni alt edecek. Gerçek şu ki, duygu içimizde hareket eder. Hissederiz ve gider ve sonra bir sonraki duyguya geçeriz. Bizi alt edecek bir çete olmaz. Şu anda üzüntü hissetmememiz gerektiğini düşünmek saçma. Kederinizi hissedin ve devam edin.

Yazının çevrildiği kaynak: hbr.org