İnsanın en iyi becerdiği şeylerden biri, kötülüğü maskeleyip matah bir şeymiş gibi pazarlayabilmesidir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün av turizmi adı altında açtığı katliam ihalesi, bu özelliğin en somut örneği.

Kafesler Boşalsın

Tom Regan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı Kafesler Boşalsın, oldukça rahatsız edici bir girişle başlar. Çin’deki bir restoranda kedilerin müşterilere yemek olarak servis edilmesini konu alan bu giriş, vicdanı ve aklı olanları adeta irkiltiyor. Burada kedilerin içinde bulunduğu distopyayı şimdilik es geçiyorum. Çünkü kediler için gerçeklik haline gelmiş bu distopya, Çin vb. ülkelerde sıradan bir hâl almış durumda. İşin ilginci, bu durum bir TV programından aktarılarak anlatılıyor. İlginç olan Regan’ın aktarması değil, olayın TV programında “sevmek ve öldürmek” teması adı altında izleyiciye sunulması. Herhalde sevmek ve öldürmek temasının böyle yalın anlatıldığı başka bir program yoktur. Çünkü öldürme teması zihinsel hazırlıktan bedensel hazırlığa kadar tüm aşamalarıyla ortaya konuluyor. “Müşteri” (insan) önce “öğününü” (kedi) seçiyor, ardından “aşçı” (insan), öğünü müşterinin sofrasına getirecek şekilde hazır hale getirmek için işe koyuluyor. İşte bu işe koyulma aşaması kötülüğün saf bir gösterisine dönüşüyor. Ayrıntısına girip daha fazla kötülüğe hizmet etmeyeceğim tabii ki. Ancak ortada kötülüğün saf halinin kol gezdiğini söylemeden de edemedim. Çünkü hem metafizik hem ahlaki hem de fiziksel bir kötülük bu.

Doğanın ve doğal olanın distopyası olabilecek özellikteki bu kötülük durumunun kötü olmasının bir diğer özelliği de olayın normal bir kültürel imgelem olarak ortaya çıkması. Yani geleneksel bir kötülük vakasının tersyüz edilmiş bir normallikte varlık bulması. Tersyüz edilmemiş halinin bir örneğini her gün mutfaklarda ve restoranlarda yaşadığımız gerçeğini bir kenara bırakırsak, vahşetin aslında nasıl da anlam kayması yaşadığını daha iyi anlayabiliriz. Vahşet ancak bir vahşinin gerçekleştirebileceği bir eylemken, bu örnekte gerçek anlamdaki evciller bütünü tarafından farklı bir bağlamda karşımızda duruyor. O halde bu durumun vahşetten ziyade bir insanilik barındırdığını görmek gerekiyor. Çünkü vahşinin ve onun doğal eylemi olan vahşetin mekânda ortaya çıkışı, milyonlarca yıllık bir evrimsel süzgecin ürünü. Hatta öyle ki bu doğanın kendi işlevselliğinin bir resmi şeklinde nitelendirilebilir. Oysa ki, bu kedi-insan ilişkisinin verilen örneği insanilikten öte bir eğilimle açıklanamaz.

Peki, vahşi olanın, bu evcil-evcil ilişkisinden kurtulduğunu iddia edebilir miyiz? Yani evcilleşen bir vahşinin doğadaki zıttı olan yabanın bu insanilikten nasiplenmemesi için bir gerekçe var mı? Geçen hafta açılan bir ihale bunun olmadığını gösteriyor. Av turizmi adı altında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü‘ne bağlı bölge müdürlükleri bir ihale açtı. İhalenin konusu yıllarca ihalesiz olarak insanlıktan nasibini almış olan ve kimisi bu nasiplenmeyi son bireylerine kadar yaşamış olan çeşitli memeli hayvanlar. Bunlar ayı, yaban keçisi, yaban koyunu, çengel boynuzlu dağ keçisi, kızıl geyik, ceylan ve melez yaban keçisi gibi hayvanlar. Her birinin insan-hayvan ilişkisindeki yeri insanın sosyal evrimiyle neredeyse yaşıt. Buna istinaden olsa gerek, Kastamonu, Sinop, Zonguldak ve Gümüşhane’de avlanabilecek olan ayıların her biri için, KDV hariç 10 bin TL muhammen bedel üzerinden ihale yapılmış. Yani istenilen paranın miktarı da ironik bir şekilde bu evrimsel sürecin uzunluğuna denk gibi. “KDV hariç” kısmının özellikle belirtilmesini ise hayvanın meta olarak değerlendirilmesi gerektiğinin bir ispatı olarak okumak gerekiyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Av turizmi ihalesiyle birlikte avlanılabilecek hayvanlardan olan kızıl geyik (Cervus elaphus)

Bu hayvanlardan bir kısmı “koruma” altında olan ve devletin özel bölgelerde üremesini teşvik ettiği hayvanlar. Haliyle üremesine izin verdiği ya da imkan sağladığı hayvanın bir bedel ödemesi gerekiyor. Bu bedel de “av turizmi” ile ziyadesiyle tahsil edilecek. Çünkü insanın mülkiyet saplantısı ve insan-insan ilişkisinde, rızayı imal ederken, razı gelene reva gördüğü bedelin birebir aynısı. Madem sayemde çoğaldın o zaman aranızdan bazılarını alma hakkıma da razı olacaksın. Çünkü üretirken amaç doğal dengeyi telafi etmek değil bizzat insana ve onun iştahına hizmet etmektedir. Nitekim gıda ve hayvan yetiştiriciliğiyle ilgili araştırmaları okursanız hepsinin girişinde insana hizmet açık şekilde belirtiliyor. “Küresel gıda talebi”, “stokları azalan ekonomik türler”, “besin kıtlığı” ve daha nicesi bilimsel tezlerin ve makalelerin ana söylemi halinde.

İşin bir diğer absürtlüğü ise ihalenin açılış amacında yatıyor. Av turizmi. Yani canlı öldürmenin süslenmiş bir ticari aktivite haline getirilmesi. Normal şartlarda, gezmek, dolaşmak, yüzmek, dinlenmek ile eşdeğer olan turizm tanımı, öldürmenin diğer bir süslü yansıması olan avı maskelemek için kullanılıyor. Yani maskenin maskesi. Tıpkı Regan’ın aktardığı TV programının ismindeki nüans gibi. Ortada bir canilik var ve bu canilik sevgi gibi bir sözcüğün karşıtı olarak ortaya konuluyordu. Burada da katillik turizm ve av gibi maskelerle örtbas ediliyor. Yani kötülüğün ve onun kaynağı olan insaniliğin farklı yansımaları.

Ayı avı

Bu duruma tepki koyan birkaç iyiyi görmekte yarar var. Change org sitesinde bu bağlamda bir kampanya başlatılmış durumda. Gerekçeleri bazı problemler içerse de oldukça anlamlı bir çaba. Bu problemlerin başında ise “koruma altında olma” durumunun bir gerekçe olarak sunulması. Çünkü bu gerekçe, koruma altında olmayanlar için meşruiyetin mevcudiyeti anlamına gelebilmektedir. Ancak iyiliği sorgulamak en azından bu girişim için pas geçilebilir. Ayrıca bu problemli yaklaşım, ayrı bir yazının konusu olmayı hakkedecek kadar önemli. İyiliğin bu kadar sınırlı olduğu bu kötülükler dünyasında, canın paraya ve insaniliğe kurban edilmemesi açısından herkesin destek olması şart.