Ruhunuzu beslemediği gibi bilincinizi kapatan, “hazır” bilginin kutsanarak arşa çıkarıldığı yazılı veya görsel birçok ürün içinde internette zaman geçirmek artık oldukça zorlaştı. Kültürel anlamda hiçbir şey ifade etmeyen listeler halinde sunulan içerikler, ana sayfası içi boş dizi reklamları ve videolarından geçilmeyen video siteleri arasında günümüz sanal ortamında zaman geçirmek bu kadar zor hale gelmişken, farklı ve kaliteli bir boşluk yaratmayı amaçlamış birkaç isim bulmak mümkün. Bunlardan birisi de Aytuğ Akdoğan.

Bu ismi birçoğumuz, yazdığı başarılı kitaplar sayesinde duyduk. Yıllardır beğenerek okuduğum bu yazarın BabalaTv’de “Yeraltından Notlar” isimli programı ile kendisi kadar kaliteli bir kitleye seslendiğini görmek daha ilk bölümünü izlediğimde beni mutlu etmişti.

Adından da anlayacağınız gibi, program edebiyatın “karanlık” tarafını ele alıyor. Ancak sadece bunu yapmakla da kalmıyor. Her bir bölüm için “insani” denilebilecek bir duygu, durum veya olguyu ele almış Aytuğ, seçtiği temaları edebiyattan, felsefeden, sanattan ve dünya mirasına iz bırakmış her türlü kişilik üzerinden yaptığı göndermeler, alıntılar ve kaynaklar ışığında derleyip ele alıyor. Bir çok farklı yazar ve filozofun gözünden irdelediklerine kendi özgün fikirleri ve gezip geçtiği yerlerden topladığı bilgeliği de katıyor. İstemlice kurgulanmış bir tezatlık ile araya giren komik kedi videoları da yüksek dozda kültüre alışkın olmayanlar için herhalde. 🙂 “Sıkıldınız mı?” diye soruyor Aytuğ, “O zaman komik bir şeyler izleyelim!”

Bunun yanı sıra eserlerinde de sıkça gördüğüm bir iz var sesinde ve seçtiği konularda. İnsanı bir sigara yakmak ile kitap açmak arasında tereddüte düşürüyor. Ekranın ardından gelen sesi, siz orada olmasanız da sizinle muhabbet ediyormuş gibi bir hava yaratabilir izleyecek olanlar için. Bu etkiyi bende de yarattı ve bu vesileyle gerçek bir muhabbet edelim dedik;

Merhaba Aytuğ. “Ayrıntıya, aykırıya, ayrıksıya ve azınlığa tutkun olanların programı Yeraltından Notlar”a hoşgeldik! Peki sen hayatında seni sorgulamada tutacak olan ve kitlesel uykudan, illuzyondan seni ayırabilecek olan hangi değerlere tutunuyorsun?

Uyku tatlı bir şey, hele ki havaların da soğuduğu bugünlerde mesela yatağın daha bir sıcak, daha bir cazip gelmiyor mu gözüne? Ama ben uykusuz bir insanım. Sembolik anlamda değil, gerçekten geceleri uyumakta çok zorlanıyor ve yatağa girer girmez uykuya dalabilen gamsız insanlara imreniyorum. Peki bu durumda yanında yatan birini nasıl uyandırırsın? Öperek mi yoksa dürterek mi? Ben ikisini de yapmaya çalışıyorum. Senin de bahsettiğin o komik kedi videoları öptüğüm, ardından anlattıklarım ise dürttüğüm kısmı. Çünkü sadece öpersen bu çok nahif bir hareket olur ve uyandırmaya yetmez. Sadece dürtmek ise kaba bir davranıştan fazlası değil. Peki ben nasıl uyandım? Hiç uyuyamadım ki zaten; kafamda bir şüpheyle ve düşünceyle doğmuşum sanki ve geceleri bazen o kadar sıkılmaya başladım ki, birileri daha uyansın da bana eşlik etsin istedim.

Yazarlık, oyunculuk gibi birçok sanat dalı ile ilgilisin. Ben şahsen var olabilecek tüm sanat dallarının ham maddesinin kişisel farkındalığımızdan ve içsel zekamızdan, kendimizi anlayabilme kapasitemizden var olabileceğini düşünüyorum. Bahsettiğim bu farkındalığa ve içsellige kitaplarında sıkça rastlıyoruz… Peki bu programda bahsetmeyi seçtiğin “Aşk” “Acı” “Ölüm” “Yalnızlık” gibi konuları kitaplarındaki içselliği yaratan ana unsurlar arasından mı seçiyorsun?

Evet, programda sık sık kitaplarımdan alıntılar da yapıyorum. Ya da o hafta kafamda çözemediğim bir konu varsa onunla ilgili bir bölüm çekiyorum. Erken boşaldıysam cinselliğin metafiziği, intiharı düşünmüşsem ölüm ya da bir kıza tutulmuşsam aşk hakkında konuşuyorum mesela. Ve ‘’katarsis’’ gibi işliyor sistem; ben orada yaralarımı sarıp kendi kendimi iyileştirirken, izleyenler de kendi çıkış yollarını buluyor.

Her yazar bildiği şeylerden bahsetmelidir derler. Yazılarına kıyasla bu programda bildiklerini daha doğrudan bir şekilde aktarırken görmekteyiz seni. Bunun yazmak eylemine kıyasla artıları ve eksileri senin için neler oldu?

Bence aksine, insanlar bilmediği şeylerin peşine düşmeli ve sürekli cevap vermektense daha çok soru sormalılar. Eğer bir noktalama işareti olsaydım soru işareti olmak isterdim. Ben bu programda bildiğim değil de bilmek istediğim şeyleri anlatıyorum aslında, çünkü anlattığım şeyleri bazen ben de yeni öğrenmiş oluyorum ve bu, işin en güzel kısmı. Paylaşmak zaten fikirlerini ya da soru işaretlerini, çok güzel bir şey. Ancak elbette olumsuz yansımaları da oldu. Mesela eskiden kendi halinde bir yazarken artık alkışları bile beni korkutan bir kalabalığa sesleniyor şarkım. Her hafta 100-150 bin civarında insanın karşısına çıkıp yüzlerce yoruma maruz kaldığını ya da yıllarca yazdıktan sonra bir anda konuşmaya başladığını ve bu görsel çağda ancak bu şekilde insanlara ulaşabileceğini görmenin yarattığı kederi bir düşün.

Bir kitabında kedileri akış içinde önemli denilebilecek bir noktaya koymuştun. Yeraltından Notlar serisinde yanı başında kediler görmek, hatta zaman zaman onlarla diyaloğa girme çabalarını izlemek bana kedilerde gördüğün şeyi merak ettirdi.

İnsanlar önce merak, ardından tiksinti uyandırır bende, ancak hayvanlarla aynı zaman ve mekanı paylaşmaktan onur duyarım. Kedisi, köpeği ya da kaplumbağasıyla bence tüm hayvanlar çok özel. “Bir köpeği dikkatle izlemek, dünyayı anlamaktır” derler, ben de öyle bir gözle izliyor ve coşkuyla tanık oluyorum yaşamlarına. Kediler ise hem çok sevimli hem de çok tekinsiz olabildikleri için daha çok ilgimi çekiyor sanırım.

 Kendini ve üretimini bugüne kadar etiketlemekten ve tanımlarla sıkıştırmaktan kaçındığını okuyucuların biliyor. Bu seride birçok farklı yazar, kitap ve aķımdan bahsettiğin halde bu durumu koruduğun gözükmekte. Tanımların dışında olmanın önemi senin için nedir?

Cioran gibi düşünüyorum, bence insan içindeki hiçlikten başka hiçbir şeye tutunmamalı. Çünkü hiçbir şey olursan her şey olabilirsin, ancak ‘’ben şuyum’’ ya da ‘’ben şu gruptayım’’ dediğin an kendi kendini bir kafese kapatmış olursun. Israrla herhangi bir şeyle tanımlanacak olduğumda onu reddetmeye meylediyorum. Sonuçta ‘’Ben, Hiçbir Şey’’ isminde bir kitabım var, daha ne denir ki?

Yeni sezonda bizleri neler bekliyor?

İlk sezon insanlar hemen korkup kaçmasın diye yüzeysel bırakıp espriye vurduğum bazı konular vardı, bu sezon balıklama atlayıp derinlemesine dalıyorum onlara. Boğulmazsak devam edeceğim.

Son olarak, bu röportajı okuyan güzel insanlar için bir alıntı daha ateşlesene!

“Size acılarımdan dert yanınca esnediniz, hiçbir şey söylemediniz, ama onlardan zarif şiirler çıkartınca övdünüz, iltifatlar ettiniz.’’