“En asil sanat, başkalarını mutlu etmektir.” P.T. BARNUM

P.T Barnum ve Muhteşem Şovmen

Muhteşem Şovmen sinemaları bir meteor misali vurdu. Müzikal, temelini P.T. Barnum’un tutku ve hırs dolu biyografisine dayandırmış durumda.

‘Barnum ve Amerikan Müzesi 1853’

Barnum ve Barnum’un Amerikan Müzesi sinema perdesini, daha sonraları Ringling Bros. ve Barnum & Bailey Sirki olarak adlandırılmıştır, Kolezyum misali görüntüleriyle dolduruyor. Dünyaca ünlü sirk yüzyılı aşkın süredir ayakta durmayı başarmış olmasına rağmen, Mayıs 2017’de perdelerini bakım masrafları ve katılım oranın düşük olmasından ötürü kalıcı olarak kapatmıştır.

‘Ferguson ve Jackman, Lindt ve Barnum olarak ışıkların aldatıcılığı altında’

Hikaye çizgisinde kasıtlı olarak manipüle edilmiş birkaç ayrıntı da mevcut. Philip Carlyle’ın gerçekte var olmayan ve James Anthony Bailey’den ilham alınmış bir karakter olması, Barnum’un doymak bilmeyen para tutkusu, ‘İsveçli Bülbül’ Jenny Lind’in ve ‘Bay Humbug Prensi’ Barnum arasındaki ilişkinin çarptırılarak anlatılmış olması, hikayeyi romantikleştirmek ve ilgi çekici kılmak amaçlarına hizmet eden manipülasyonlara birer örnektir. Bu nedenle eseri yarı-biyografik, yarı-kurgusal olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.

Aslına bakılırsa “Muhteşem Şovmen”, Barnum’un hayatını konu alan ilk müzikal de değil. “Barnum”, Mark Bramble’ın senaryosunu yazdığı, Michael Stewart’ın lirikleri ve Cy Coleman’ın müziklerini yaptığı P.T. Barnum’un hayatına dayanan ilk müzikal olarak 1980’lerde Broadway’de sahneye konmuştur.

‘Barnum Müzikali – Broadway’

“Barnum” “Muhteşem Şovmen’e” kıyasla gerçekleri gercekleri ayna gibi yansıtarak, 1835’ten 1880’e kadar Amerika’da ve Barnum’un performanslarının gerçekleştiği dünyanın büyük şehirlerinde geçen anları ele alır. Eser, geleneksel tiyatronun unsurlarını sirk töreniyle birleştirerek görsel bir şölen sunar. Orijinal Broadway yapımı 854 performans gösterdikten sonra, Londra başta gelmek üzere, Dünya’nın bir çok sahnesinde de kendine yer ediniyor.

Gösterinin Arkasında Yaratıcı Ekip

‘Muhteşem Şovmen ve Sirki’

Muhteşem Şovmen; yönetmen Michael Gracey tarafından yönetilip ve Jenny Bicks ve Oscar kazanan yazar / adaptör Bill Condon  tarafından kaleme alınıyor. Film yıldızlarından; ‘Son On Yılın En Büyük Şovmeni’ Hugh Jackman’a, Zac Efron, Michelle Williams, Rebecca Ferguson ve Zendaya eşlik ediyor. Adrenalin dolu koreografiler Ashley Wallen tarafından yoğrulmuş iken; Parçalar, Tony ve Oscar ödüllü söz yazarları Pasek ve Paul (La La Land ve Dear Evan Hansen), Emmy ödüllü John Debney ve Joseph Trapanese’in ellerine teslim ediliyor. Her şey bir yana, ‘Broadway-Belter’ Keala Settle (Waitress) seyirciyi hipnoz ederken bir saniye dahi tereddüt etmiyor. Broadway demişken, sahnelerden kopup gelmiş saygın bir çok sanatçı da ismini listeye ekliyor; Shuler Hensley, Alex Wong, Michael Barra, Eric Anderson, Byron Jennings, Will Swenson, Cynthia Erivo, Jeremy Jordan, Andrew Keenan-Bolger ve Natalie Weiss.

Denge ve Cambaz İpi

‘Jackman, Barnum olarak kalbinizi tekletiyor’

Hugh Jackman, adına verilen her övgüyü hak ediyor. Yazarlar tarafından verilen P.T.Barnum’u serinletici ve büyüleyici bir performans ile sergiliyor; fikir kabarcıkları arasında tatmin olmayan bir hayat sürerken kurnaz bir şovmen’e dönüşen Barnum, izleyiciyi yerine mıhlıyor. İki boyutlu, mezarlık manzaralı ve gri hayattan; ışık dolu, göz kamaştıran ve çok boyutlu ziyafete yelken açan Jackman’ın incelikle işlenmiş performansını izlerken; seyirciye etkisine kapılıp sürüklenmekten başka bir sanş tanınmış durumda değil nitekim.

Filmi izlenebilir kılan, sade ve sadece Jackman mıdır? Bu hipoteze ne katılmaya ne de katılmamaya, vicdan el vermiyor. Bicks ve Condon, Barnum’un yarı kurgusal öyküsünde ya filmin kararlılığını koruyan çapayı kontrol ederek düz çizgide gitmeye devam etmek ya da gelişen yan hikayelerle denizlere açılmak ikilemi arasında sıkışmış gibi hissettirseler de tatmin edici bir eser olmayı başardığı kesin, Muhteşem Şovmen’in. Şarkıların yerleri ve içerikleri üzerinde daha detaylı çalışılabilirdi, hatta bazı eserler birleştirilebilirdi; “Come Alive” ve “The Greatest Show Reprise” ya da “Tightrope” ve “Never Enough Reprise” ile birleştiğinde, diğer ayrıntılar için daha fazla alana sahip olabilirdik ki bu da havada kalan bazı kararlar anlaşılır kılardı. Yanı sıra, sahneler sadece göz tatmini için tasarlanmış gibi görünse de Michael Gracey vizyonunu ve yeteneklerini büyüleyici bir şekilde seyirciyle paylaşmayı başarıyor.

Büyük, Küçük Fark Etmez

‘Wlliams ve Jackman, Charity ve P.T. Barnum rolünde’

Michele Williams, zerafetin tanımı olarak karşımıza dikiliyor -Modern Audrey Hepburn?- ancak bundan daha fazlasını vermek zahmetinde de bulunmuyor. Williams’ın oyunculuğu perdede olduğu sürece tatmin edici ancak yokluğunda ise kolayca unutulabilir bir düzeyde dolanıyor. Dans sahnelerindeki onur duyulası anları ya da sofistike oyunculuğu ya da yarı-profesyonel vokali ile; sevimli bir Charity Barnum olarak raks ediyor. Biraz önce bahsettiğim detayların eksikliklerini bu karakterin üzerinde yarattığı etkiyi birinci elden inceleme fırsatı bulabiliyoruz. İki boyutlu çizilmiş olan karakteri Williams her şeye rağmen bir taç misali taşıyor. Charity’nin insani taraflarını biraz daha detaylıca incelemek daha mı iyi olurdu? Sanırım… En azından daha göz alıcı ve daha canlı olabilirdi.

Kalemi Kırılmış Aşıklar

‘Zendaya ve Efron, gök gürültüleri ile aralarındaki yıldırımların haberini veriyorlar.’

Zac Efron ve Zendaya, slow-motion olarak izlediğimiz ilk karşılaştıkları andan itibaren kaderin buse kondurduğu bir çift olarak perdeyi fethediyorlar. Biri diğerinden ayırmak ne içimizden geliyor ne de mümkün oluyor. Hatta yer yer fazla “Mükemmel!” olabiliyorlar. Hikayeleri öngörülebilir olmasının yansıra iç kamaştırıcı bir umut saçılmasına neden oluyor. Ayakları tam anlamıyla yerden kesen koreografiyle, karakterlerin kimyaları karıştırıldığında; tüm filmin en tatmin edici anlarından biri can buluyor; “Rewrite The Stars” – Pasek&Paul tarafindan ‘Smash’ dizisi için yazılmış “Rewrite This Story” parçasının başka bir versiyonu denebilir. Her müzikalde karşımıza çıkan “I want (istiyorum)” parçasının iki defa kullanılması, iki farklı hikayenin yarattığı çelişkiyi de gozler onunde sermekte.-

Sakallı Leydi: “Bu Benim!”

Keala Settle, karakterini doruk noktasında yaşatıyor. Camdan ekranı parçalamak üzere olan bir Broadway sanatçısını görmek son derece tatmin edici bir etki uyandırıyor. “This is me” filmin en heyecan verici ve sarsıcı kısmı olarak aklımıza kazınırken, “Sakallı Leydi’miz” ayrımcılığa karşı savaş ilan ediyor. Utanıp kalmış ve dışlanmış bir zavallıdan, cesaret dolu ve benlik saygısı kazanmış bir lider haline geliyor. Ancak yükselmiş olan nabzımız uzun sure korunamıyor çünkü parçadan sonra beklenen gevşeme veya ivme seyirciye hediye edilmiyor.

‘Lettie Lutz / Sakallı Leydi: “Bu Benim!” ‘

Kim bilir; belki de Barnum, “İsveçli Bülbül” yerine tura “Sakallı Leydi’mizi” çıkartmalıydı.

Sonrası

Film bazen durma raddesindeki bitmek bilmez sahnelerin tuzağına düşse de farklıların öyküleri, yıldızlarla yarışan aşıklar, şovmenler, aileler, skandallar arasında değişen bir enerji kopmanızı engelliyor. Peki, kabul edilebilir düzeyde mi? İzleyicinin sahip olduğu niyet ve beklentiye bağlı. Endüstrideki orijinal projelerin eksikliğine ve hatta tercih edilmemesine rağmen ki filmin çıkmasının yedi yıl sürmesinin en büyük nedenlerinden biri de budur, Muhteşem Şovmen’in sinemalarda yerini almış olması son derece umut verici. Yıllar sonra bir müzikal filmde orijinal orkestrasyon kullanılması, yüksek bütçeli bir filmde Broadway yıldızlarının yer alması sektör açısından çığır açıcı denebilecek değişiklikler sayılabilir. Film, şimdiye kadarki en büyük gösteri olmayabilir ancak değişime uğrayan yeni bir dünya için işaret fişeğini ateşlediği kesin.

‘Muhteşem Şovmen Poster’

Muhteşem Şovmen’in söylediği gibi; “Her dakika doğan bir kan emici var.” Sizi cesur ve eşsiz kılan şeyler için savaşmaya ve barışmaya hazır olun.

Dipnot: Provalardan görüntüler;

  • https://www.youtube.com/watch?v=PluaPvhkIMU
  • https://www.youtube.com/watch?v=XLFEvHWD_NE