‘In less than eight months, humanity has exhausted Earth’s budget for the year.’ 

‘Sekiz aydan daha kısa bir sürede, insanlık Dünya’nın bir yıllık kaynağını tüketti’

Alt başlıkta yer vermiş olduğumuz bu cümle aslında bu yazıyı efektif bir şekilde özetler nitelikte. Global Footprint Network’ün yaptığı araştırmalar neticesinde insalığın 2019 yılında dünyanın kaynaklarını sekiz aydan daha kısa sürede tükettiği ortaya çıktı. Peki bu ne anlama geliyor? Yeryüzünde yaşayan insanlar olarak bizler her 7,5 ayda bir dünyamızın yıllık rezervini tüketiyoruz ve bu süreden itibaren bir sonraki senenin kaynaklarını kullanmaya başlıyoruz. Geniş anlamda yaşadığımız coğrafya, takdir edersiniz ki, sınırsız kaynaklara ev sahipliği yapmıyor. Dolayısıyla her madenin, enerji kaynağının hatta havada salınan gazların dahi bir sınırı var. Ve biz insanlık olarak; her geçen sene bir diğerine borçlandıkça da dünyanın kendini yenileme süresi giderek artıyor. Sonuç olarak dünyanın ömrü kendi iradesi dışında her geçen gün biraz daha tükeniyor.

Biraz da verilere bakalım. 2018 yılında yapılan araştırmalarda Dünya Limit Aşımı günü 1 Ağustos olarak belirlenmiş, 2019 içinse 29 Temmuz olarak kayda düşülmüş. Baktığımız zaman bu üç günlük süre zarfı kısa bir zaman gibi gözükse de dünya tarihi ve bilimsel veriler göz önüne alındığında bu üç gün dünyanın ömründen yüzyıllar götürecek bir güce sahip. Limit aşım gününü nasıl daha ileriye alabiliriz sorusunu sormadan önce olaya bir de kendi ülkemizin kadrajından bakmamızda fayda var. Özellikle Kaz Dağları’ndaki kıyımın, İzmir’deki yangınların ve doğal güzelliklerimizin birtakım amaçlar uğruna yıkıma uğratıldığı, geçtiğimiz haftalarda da Salda Gölü’nün birtakım çalışmalar adı altında tahribi durumun vahametini anlamamız açısından açık bir gösterge konumundadır. 

Bu noktada ülkemiz verilerini incelemek daha verimli olacaktır. İlk olarak yine geçtiğimiz senelerin verilerine bakalım; 2018’de Türkiye için Limit Aşım Günü 11 Temmuz olarak kaydedilmiş, yani dünyaya göre kaynaklarımızı 21 gün önce tüketmişiz. Özetlemek gerekirse insanlık 1.7, Türkiye ise 1.9 dünya varmış gibi yaşıyor diyebiliriz. Hal bu iken, bulunduğumuz 2019 yılı için veriler bize ne söylüyor?  Bu dataya göre Türkiye geçtiğimiz seneki kullanım hakkını 27 Haziran’da tüketmiş; yani bu da dünya ortalamasından tam olarak 32 gün önceye tekabül ediyor. Bütün bu verileri göz önüne aldığımızda tükeniş üzerine medeniyet kurmaktan başka bir şey yapmadığımızı söyleyebiliriz. Gelişme üzerine planlandığı söylenen bütün projelerin ancak yıkıma işaret ettiğini gördükçe “Limit Aşım Günü”’nün daha geriye geleceğinden herhangi bir şüphemiz olmamalı. 

Bu kadar karamsar olduktan sonra aklımıza gelen soru bir şeylerin geri dönüşünün mümkün olup olmadığı. Aslına bakarsanız hiçbir şeyi baştan başlatamasak da yenilenme sürecinin hızlandırılabileceğini söylüyor uzmanlar. Bu yenilenme ilk olarak bilinçlenmeyle ve tabi ki doğaya saygıyla oluyor. Pratik kısma baktığımızda ise WWF’nin (World Wildlife Fund, Dünya Doğayı Koruma Vakfı) önerdiği bazı kilit noktalar var. Yazımızın sınırlılığı açısından bu önerilerin sadece ne olduğundan bahsedip kendi önerilerimizi de ekleyip yazımızı sonlandıracağız. Bu noktada ilk olarak bahsedeceğimiz tabir ise karbon ayak izi. Bu terime bir insanın şahsi olarak dünyayı kirletmek endeksi olarak bakabiliriz.

WWF’nin ilk önerisiyse bunu azaltmaya yönelik ve WWF bunu motorlu taşıtlar yerine toplu taşıma kullanarak yapılabileceğinden bahsediyor. İkinci öneri ise benim daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere enerji ve yenilenebilirlik. Kullanılan materyallerin geri dönüştürülebilirliği ve yeniden üretilebilirliği dünyanın limitini 50 gün ileriye atacak şekilde etki sağlayabiliyor. Bu da bizim ve gelecek nesiller için göz ardı edilemeyecek bir imkân manasına geliyor. Diğer bir öneri ise gıda tüketiminin azaltılması. Burada anlaşılması gereken husus bireyin gerekli tüketiminden ödün vermesi değil; DAHA çok yapılan israfın korunması üzerine. Yapılan israf yarı yarıya azaltıldığı takdirde dünyanın limiti 38 gün ileri gidebilecek.

Açıkçası WWF’nin son çözümü daha çok nüfus problemleriyle alakalı, bütün ailelerin birer az çocuk dünyaya getirmesinden bahsediyor. Son çözüm bize diğerlerine göre daha az yapıcı ve verimli geldi. Ülkelerin çevreye zarar vermeden büyüyebilmesi için de nüfus önemli bir güç ve oluşan zararı engellemek için böyle bir karara varmak bizlere neslin günahını gelecek nesilden çıkartmak gibimize geliyor.

Bunların yanında bizim diğer bir çözümümüz olan çevreyi koruma üzerine olan kamu politikaların (her ne kadar hükümetler bile bu duruma saygı duymasa da) artırılması ve yeşillendirme için teşvik verilmesi üzerine. Ancak bu şekilde sağlam ve etkili sonuçlar üretip geri dönüşümü sağlayabilir; bencillikle ve ısrarla zarar verdiğimiz dünyamızı tükenmekten kurtarabiliriz. Tükenmeye değil, limitsiz başlangıçlara… 

(Koronavirüse müteakiben ortaya çıkan yeni değerler ve doğanın tepkisi durumun düzelmese de bir nebze iyileştiğini göstermektedir, ilerleyen yazılarımda bunlardan bahsedeceğim.)

                                                                                                       

Kaynakça