Servisin ilk orijinal Alman dizisi David Lynch ve David Fincher’ı çağrıştırsa da, aslında kendi hassas ve zorlayıcı zeminini buluyor.

Netflix’in büyüleyici yeni Alman dizisi Dark, isminin hakkını kesinlikle veriyor. 10 bölümlük yeni sezonun büyük bir kısmı loş odalarda ve ışıksız garajlarda, endişe verici uğursuz bir ormanda ve gölgeli bir mağarada ya da dünya üzerine yayılan ağır bir ahlaki çöküntüye gönderme yapan hastalıklı sönük bir ışığın altında geçiyor. Dizi, kavramsal olarak karanlık, aldatan eşlerle, çirkin yalanlarla, acayip ölümlerle ve gökten dolu gibi yağan çarpık ve bozuk şekilli ölü kuşlarla dolu. Ama daha da dikkat çekeni ise, görünüş itibarıyla da bir erken dönem David Fincher filmini artmayacak kadar karanlık ve aynı rahatsız edici ağırlığı taşıyor. Şöyle diyebiliriz ki; dizi adeta, sönmekte olan bir kamp ateşinin etrafında dinlenen hayalet hikâyeleri tadında, karanlık gece yarılarında izlenmek için yapılmış.

Netflix’in bu ilk orijinal alman dizisi – yerel eğlence sektörünün dibini kazımaya odaklanmış uluslararası yapımların gittikçe büyüyen bir yağmalamasının bir parçası olarak- 2014’ün Who am I: No system is safe, hacker – gerilim filminin yazarları ve yönetmenleri Baran bo Odar ve Jantje Friese’den geliyor. Filmle aralarında bazı belirgin estetik benzerlikler görmek de mümkün. Bo Odar, devasa başlıkların ardına sinmiş, sinsi bakışlarıyla gizlice etrafı dinleyen adamlara ve el çabukluğunda sihirlere oldukça düşkün bir yönetmen olduğu için, Dark da, Who am I’ın kirli, ağır sinematografisini ve uyumsuz, çığlık çığlığa bağıran film müziğini doyasıya bünyesinde taşıyor.

Öte yandan Dark, 10 saatlik TV dizisi olarak, yavaş çekim bireysel felaketler serisine karşılık veren insanlarla dolu kocaman bir kasaba inşa etmenin vermiş olduğu fırsat ve boşluktan yararlanarak, Who am I ’ın hikâyesinin hummalı temposunu yavaşlatıyor. Bu mantıkla, aslında Dark, 1990’ların çığır açan David Lynch ve Mark Frost yapımı Twin Peaks’in kereste fabrikası yerine, kasabaya hâkim olan buharlı nükleer santralli orijinal gösterimine daha yakın. Dark sadece rahatsız edici, hafif doğaüstü olaylarla gelen bir cinayetten ibaret değil, aynı zamanda, bütün sorunlarıyla, geçmişte ve şu anda farklı yollarla birbiriyle bağlantılı bir grup insan topluluğu hakkındadır.

Dark bir seriler bütünü olmasına rağmen dizi, bir polis memuru, üç çocuk babası ve karısını aldatan Ulrich Nielsen (Oliver Masucci) ile başlıyor. Dizinin ilk dakikalarında, birlikte olduğu kadının kocasının kendini asmasını görüyoruz. Travma sonrası stres bozukluğu yaşayan oğlu Jonas (Louis Hofman), kısa bir süre önce kaybolan sınıf arkadaşlarının uyuşturucu zulasını aramak için, Winden adlı küçük Alman kasabalarının hemen dışındaki ormanın derinliklerine maceralara dalan, bir grup uzun ince bacaklı yeni yetme ergen sürüsünün bir üyesidir. Onlar, oralarda bir yerlerdeyken de Ulrich’in en küçük oğlu Mikkel (Daan Lennard Liebrenz) kayıplara karışır ve polisi birinin kasabanın gençlerini hedef alıp alması sorusuna sürükler. Ama bu kayıplar, ölü hayvanların etrafa bırakılması, ışıkların, fenerlerin gidip gelmesi gibi garip olaylarla bütünleşir.

Mikkel’in büyükannesinin de dâhil olduğu kasabanın bazı eski ahalisi, yeni kayıpların kendi gençliklerinde olan eski olayları nasıl çağrıştırdığı hakkında söylenmeye başlar. Ve bir gazete yazısından “Mikkel nerede?’’ sorusunu okuyan kim olduğu bilinmeyen bir adam, ikinci kelimenin üstünü çizer ve başlığı “Mikkel hangi zamanda?’’ diye değiştirir.

Bu ilk sırrın cevabı ise anca üçüncü bölümde ortaya çıkar ve zaman yolculuğu, resmi, gayri resmi ört bas etmeleri ve çeşitli yetkili şahıslar ve yabancılarla alakalı soruları da beraberinde getirir. Ayrıca, belli bir zamanda ve tarihte açılması istenen bir intihar kurbanının son mektubunun olduğu süslü oymalı bir kutu gibi, dizi boyunca serpiştirilmiş küçük gizemlerin anlamını daha da karmaşık hale sokar. Dark bize azımsanmayacak miktarda “Neler oluyor böyle?’’ diye sordurmasına rağmen, aslında en zorlayıcı gizem “Bunu kim biliyor?’’ sorusunun altında yatar. Twin peaks’e başka bir gönderme de, zorlayıcı bir doğaüstü gizem ve etrafındaki entrika ağı kadar, dışarıda kol gezen tek bir katilin olmadığı hissidir.

Ama Twin peaks de olduğu gibi, Dark daha çok ‘                                                               kabusvari’ bir estetiğe kapılma, ayrıntılı bir şekilde tasvir edilen bu küçük dünyanın üzerine çöreklenen iç bayıltıcı bir korku duygusudur. Dark’ın karakterleri, David Lynch’inkiler kadar alışılmadık ve acayip olmamakla beraber, daha çok, hayatlarındaki umut ve ışık yoksunluğunu telafi edebilmek için sindire sindire ölümüne içen ve olabilecek her türlü zevkin peşinde koşan soğuk suratlı umutsuz İskandinav dizi oyuncuları gibidir. Ulrich dizideki tek aldatan değildir. Kasabada samimi bir duygusal yakınlıktan daha kaçamak, hüsran dolu bir ihtiras süre gelmektedir. Winden daha çok, sırlarla ve yalanlarla dolu bir pembe dizi gibi hissettirir. “Endişeli ve hoşnutsuz “ karakterlerin hakkını veren kuvvetli bir oyuncu kadrosu, tam da beklenildiği gibi, zamanda seyahat eden çocukların ya da çağ atlayan katillerin olduğu kararsız, oturmamış ve güvenilmez bir dünya hissini uyandıran bir duyguya kararında bir katkıda bulunur.

En azından onların bu belirsizlikleri, güzelce karıştırılıp sunulan bir dünyada kurulmuştur. Karatahtanın üzerinde ritim tutulan parmaklar ve kasvetli sinematografi rahatsız edici olsa da, bilinçli ve kontrollü bir şekilde bize yine David Fincher’ı çağrıştırır. Üçüncü bölümün sonlarına doğru da, bo Odar ve Friese günümüz Winden halkının ve gençlik hallerinin uzunca bir görsel karşılaştırmasını sunar ve dizi, Fincher ya da Lynch’ten kilometrelerce uzağa gitmiş gibi hissettiren, şiirsellik ve özlem dolu bir yöne savrulur. Bu noktada güzellik ve yalnızlık Dark’a iç acıtan bir duygu yerleştirip, onu alışılmış, bildiğimiz gizem ya da korku hikâyesinin çok ötesine bir yerlere taşır. Artık aniden onun ölü kuşlarla ve çocuklarla, bu bağlantıda gelişen sorularla alakalı olmadığını, nasıl geçmişin gelecekle iç içe geçmiş olduğunu ve insanların gençliklerine verdikleri önemden ve sözlerden nasıl kolaylıkla dönüp yaşlı ve aciz hale geldiklerini anlarız.

Dark adıyla sanıyla güzel ve kaçınılmaz derecede bağımlılık yapan bir sanat becerisiyle sunulmuş karanlık ve iç karatıcı bir mesaj niteliği taşır. Ve “hadi son bir bölüm daha’’ diye izlenen yapımlarıyla sık sık adını duyuran Netflix, Dark ile izlemesi güç, izlenmemesi ise olanaksız bir dizi sunuyor.

Kaynak: TheVerge