Mahmut Fikirsindi’nin ilk kitabı Pazartesi Sendromu Manos Yayınları’ndan çıktı. Her gün sokaklarda gördüğümüz insanların sırtlarında beklenmedik bir geçmiş taşıyabildiğini, kurumsal hayatın maskelerini takmış insanların beyaz yakalı olmadıklarında kim olduklarını ve bazı insanları ne kadar uğraşsak da neden tanıyamadığımızı gösteriyor.

EDİTÖRE NOT: Basık oluyor bu ne yapsam :((( doğru düzgün bir dikdörtgen haline getirir misiniz canım editörüm :(((

Pazartesi Sendromu

Fikirsindi’nin gözlemleri inanılmaz ve ifadeleri çok güçlü. Beyaz yakalı Nadir hafta sonu kaçamağında hayatı için savaşadursun, geriye kalan beyaz yakalılar için hayat devam ediyor. Sen neden ofiste değilsin Nadir? Hafta sonu ne yaptığın kimseyi ilgilendirmiyor. Cevap vermeye çalışma Nadir. Beyaz yakalı olmadan önce kimdin Nadir? Beyaz yakalı olmayan bile Fikirsindi’nin cümlelerini üzerine alınabilir. Eğlenceli ve ürpertici bir öykü. Çünkü Nadir olmak, Nadir olmamaktan daha kolay.

Dutlu Bahçe

Dutlu Bahçe en sevdiğim öykülerden biri. Bitirdiğimde, sanki uzun bir roman okumuşum ve bir köy dolusu insanı tanımışım gibi hissettim. Günler geçer de okunan öykünün etkisi geçmez, Dutlu Bahçe de böyle bir etki bırakıyor. Sanki Sabahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık eserlerinin en güçlü yönlerini sezdiriyor.

Geçen Yaz

Geçen Yaz, bir yeraltı romanından uyarlanmış bir filmi izlemek gibi. Parça parça ve karmaşık, ama asla anlaşılmaz değil. Kişileri etkileyici, mekânlar gözünüzde canlanıyor.

Alin

Okuması en güzel öykülerden biri Alin. Özellikle sürükleyici olduğunu belirtmeliyim. Tek bir öykü, başka ne çok öykü barındırabiliyor içinde. Bir öyküde okumak istediğim her şeyi okudum. Kişiler sanki karakter, anılar ve yaşananlar gerçek hissettiriyor, zamanın geçişi ve kişilerin büyüyüşü öyle dokunuyor ki sanırsınız sizin saçınızda beyazlar çıkacak öykü bitince.

On Üç Numaralı At

Öykülerde en sevdiğim şeylerden birkaçı mesafeli bir duruş, sıra dışı bir son ve ifadelerin bir şeyler anlatmaya çalışarak dönüp durmasıdır. On Üç Numaralı At, mesafeyi hissettiriyor. Hikmet gibi bir kişiyi karısı da çocuğu da en fazla okuyucunun tanıdığı kadar tanıyabilir. Hikmet’in düşünce dünyasına hiçbir anlatıcı giremez. Sakal, altın ve tarak da sık sık karşımıza çıkan ve son sayfaya kadar bize ne anlatmaya çalıştıklarını anlayamayacağımız şeyler.

Mahmut Fikirsindi bence son zamanlarda Türkiye’de gördüğümüz en iyi öykü kitaplarından birini yazmış. Her öykü her şeyiyle tam da olması gerektiği gibi, fazlasıyla tatmin edici. Büyük bir zevkle okunuyor, her öyküde de farklı bir his yaşanıyor. Çok sevdim, Fikirsindi’ye ve Manos Yayınları’na teşekkürler! Öykü sevenlerin ve içinde bulunduğumuz zamanlara ait öyküler görmek isteyenlerin çok seveceği bir kitap olmuş. İyi okumalar!