Okuma süresi: 3 dakika

Politika birçok insana sıkıcı gelir. Bunun sebebi, aslında kalın kitaplar veya haşmetli tespitler değildir. Zaten bugün “aktif olarak politikacılık yapan” (aktif politikacılık mefhumuna daha sonra geleceğiz) kaç kişi, o kadar kafa yoruyor ki meseleye? Hayır, insanları apolitik olmaya iten şey bu değil. Politikanın “sıkıcılığı” ve etkilerinin direkt olarak gözlenememesi, “ne değişecek yahu, ben ne yapabilirim?” diyenlerin, aynı zamanda bireyselci oluşu ve topluluk halinde hareket etmek isteyenleri aşağılama gayretlerindeki çelişki gibi etkenler, bu konuda devreye giriyor olabilir. Peki, politik olmak ne kadar gerekli, apolitik olmak ne kadar gerçekçi? Politika ile ilgilenmek sıkıcı, apolitik olmak “hayatı yaşamak, keyif almak” mı?

Öncelikle şunu görmek gerekir ki, Sovyetler Birliği’nin başını çektiği “doğu bloku” hattının “yıkılması”, “reel sosyalizmin çöküşü” ile birlikte, liberal teorisyen Fukuyama’nın “ideolojilerin sonu” tezi, pek çok kişi farkında olmasa da, küreselleşmenin son veçhesinde, hem ABD’nin politikalarına hem de yeni trendlerin yaratılmasına öncülük etti. Fukuyama der ki; “Sovyetler Birliği ile, ideolojiler çağı artık sona erdi. Dünya’da eskiden iki ideoloji vardı; Komünizm ve Kapitalizm. Artık bu ayrım ortadan kalktı, zira doğu bloku çöktü ve Kapitalizmin nihai zaferi, kendini belli etti.”

fukuyamaBu “tespitin” ne kadar doğru olduğu tartışmasından çok, insanların bakış açıları önemli. Bir düşüncenin, bir fikrin, yenildiği zaman terk edilmesi gerektiği, her zaman, doğru ne olursa olsun, vicdan ne söylerse söylesin, kazananın tarafında saf tutmanın “mantıklı”, “rasyonel” oluşu fikri, aslında Fukuyama’nın nihai zaferidir. Çünkü, kazananın belirlediği fikir iklimi ve tarihsel doğruculuk anlayışı, bugünün dünyasını yarattı.

Her zaman kazanan haklı görülüyor ve “doğru olan, iyi olan her zaman kazanır” mantığı ile zafer kutsanıyor, gerçek mantıksal tutarlılık, hep kaçırılıyor. Artık bir fikri, mevcut durum yok olduğu izlenimi yaratsa da, mantıklı olduğu, hayata daha iyi cevap verebildiği ve hem bugünün hem de yarının dünyasına en uygun düşecek düşünce olduğu için savunan kalmadı. Herkes kazanma derdinde. İşte bu, liberalizmin ikinci nihai zaferidir.

Bu tezin ve yarattığı dünyanın çürümesini bir kenara bırakıp, gerçekten “bugünün dünyasında” (çok sevilen bir terminolojidir) apolitik olmanın, gerçekçi olup olmadığına bakalım.

Şöyle bir örnek seçtim ben, istediğiniz duruma uyarlayabilirsiniz; durakta otobüs beklediğinizi düşünün. Beklediniz, beklediniz, bir türlü gelmedi. Belki de saatler geçti. Bu durumun sebebi ne? Otobüs neden gelmez? Şöyle bir düşünelim; mevcut sistem (ne tam olarak devletçi ne de tam olarak liberal olan, garip bir durum var Türkiye’de), anonim şirketler ile çalışıyor. Yani sizin beklediğiniz otobüs, “devletin otobüsü” değil. O otobüsün önünde “özel halk otobüsü” yazmasının sebebi bu; halkın kullanımı için tasarlanmış, özel kişilere veya şirketlere aittir o otobüsler.

Şirketler veya işletmeciler de, doğal olarak karlarını düşünürler. Bazı bölgelere otobüsün gitmemesi, şehir merkezlerine uzak alanlara akşam saatlerinde otobüs bulunamamasının sebebi budur. O otobüsler, sizin ulaşım hakkınız için değil, işletmecilerin ve şirketlerin para kazanması için tasarlanmıştır ve görece ucuz olmalarının sebebi de, pazardaki boşluğu doldurmaktır.

Sizin beklediğiniz otobüsün gelmemesinin sebebi, devletin, sizin ulaşım hakkınızı kullanmanızı sağlamak için, kendi imkânları ile olanak sağlamaması, sizi şirketlerle baş başa bırakmasıdır. Yani, durakta beklediğiniz otobüsün gelmemesinin, o otobüse biniş fiyatlarının sürekli artmasının, oturduğunuz eve belki de çok uzak noktalara otobüslerin gitmesi ve otobüsten inince, yarım saat yürümenizin sebebi, tamamen politik. Devletin politikaları sonucu, o otobüs geç geliyor ve belki de kışın soğuğunda, saatlerce bekliyorsunuz.

“Kadın cinayetleri politiktir” veya “trans cinayetleri politiktir” pankartlarını mutlaka görmüşsünüzdür. Neden bunlar söyleniyor acaba? Acaba, kadınların sokakta rahat yürüyememelerinin sebebi, politik sistemin ve eğitimin, ataerkil kültür yapısından etkilenmesi, “erk”lere, şiddet ve tecavüz kültürünü öğütlemesi olabilir mi? Kültür ve eğitim alanları, ne kadar ayrı tutulabilir politikadan? Trans kadınların düşman olarak görülmelerinin, her gün ya baskılardan dolayı intihara sürüklenmelerinin ya da direkt olarak katledilmelerinin sebebi, politik değil mi?

Trans cinayetleri politiktir 22Kadın olmayı aşağılama sıfatı olarak kullanan politikacıların, “adam gibi ölmek” gibi cümleler kurmaları, rakiplerine “erkek ol, mert ol, delikanlı gibi konuş, kıvırma, kırıtma” demeleri, kültürden, politikadan ne kadar bağımsız? Bir kadın, gece sokakta yürürken, mevcut politik iklim ve hukuk sisteminden cesaret alarak, “ne olacak ki, bir şey yapmazlar” diye düşünen erkekler tarafından taciz edilmeleri, tamamen politik koşulların bir sonucudur. Doğadaki hiçbir süreç, diğerinden ayrı tutulamaz ve aslında başınıza gelen hiçbir şey, politikadan bağımsız gerçekleşmez.

Apolitik olmak, sistemin size öğütlediği, “hizada tutmak” için pazarladığı ve kültür endüstrisi ile empoze ettiği bir kültürdür. Bu yüzden, televizyonda sürekli “prime time” programları, hepsi birbirini tekrarlayan “aşk dizileri” yayınlanıyor ve bu yüzden, her gün gazeteler kapanıyor, çocuk televizyonuna bile “terör soruşturması” açılıyor. Nazım Hikmet‘in dediği gibi, eğer televizyonlar, gazeteler, etrafınızdaki her şey ve her figür yalan söylüyorsa:

elleriniz isyan etmesin diyedir
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir

nazim-hikmet