Haydarpaşa Tren Garı yolcularına kapılarını açmadan önce, Kadıköy’ün ilk sahaf festivali için okurlara kapılarını açıyor. 18 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek olan Haydarpaşa Sahaf Festivali, çeşitli semtlerden katılacak sahafları, okurlarla ve meraklılarıyla buluşturacak. Çok fazla kitap ve kaynak seçeneğinin yer alacağı festivalde, sahaflık anlayışının canlandırılması ve hak ettiği değerin yeniden anlaşılması hedefleniyor.2010 yılında kurulan Beyoğlu Sahaflar Derneği, tekrardan mesleki bir örgütlenme aracı olarak sahafları, okuyucularla bu festivalde buluşturuyor. Festival boyunca, Haldun Taner Sokağı peronlarında Haldun Taner imzalı 30 kitap da sergilenecek.

(Haldun Taner imzalı kitap örneği)

Festivalin düzenleyicilerinden biri olan Ümit Nar, Beyoğlu Sahaf Festivali heyetinde yer alırken 2 yıldır Üsküdar, 1 yıldır da Beyoğlu Sahaf Festivali’nde yer alamıyor. Bu festivallerin çehresinin değiştiği için artık kendisinin de yer almak istemediğini söyleyen Nar, kendilerinin düzenlediği festivaller ile mikro direniş mekanizmaları oluşturduklarını söylüyor.

Aslıhan Pasajı’nda Hermes Sahaf’ın sahibi, festivalin düzenleyicilerinden Ümit Nar ile sahaflık ve Haydarpaşa Sahaf Festivali üzerine konuştuk.

”Usta sahaflarımız katılıyor, Osmanlıca belgeleri elinde bulunduran arkadaşlar katılacak. Gelen arkadaşların nitelikli kitapları olacağını inanarak söylüyorum. Sahafların yalnızca ‘ucuz kitap satan yerler’ olarak algılanmasını değiştirmek istiyoruz. Fiyatlar yine makul olacak ama seç-al kitaplara yer vermeyeceğiz. Festivallerin kitap yığını olarak akıllarda kalmasını, sahafların da ucuz kitapçılar olarak anılmasını istemiyoruz.”

Sahafların konumlandığı yerlerde mekansal bir bütünlük görüyoruz.

Osmanlı’dan bugüne gelen şehir geleneği var, suya atılan taşın yarattığı merkezler gibi. Bunun benzeri olarak, lonca sistemi olduğu için esnaf hep aynı yere toplanmış. Başlangıçta 16. yüzyıl gibi kayıtları var. Medrese ve camilerde, istinsah denilen kopyalama işiyle uğraşanlar var. Zaman içerisinde ilk derli toplu toplaştıkları yer, Kapalıçarşı. Bu hem kontrolü sağlıyor, esnafın birbiriyle ilişkisini pekiştiriyor, hem de gelen insanın kitaba erişimini kolaylaştırıyor. Ayrıca cadde üzerinde olmak her zaman daha iyidir ama bir sahafın Beyoğlu caddesinde dükkan kirası ödemesi zordur. Pasajlar bu açıdan da uygun bir ortam sağlıyor.

İnternet satışlarının mesleğinize ve mekansal öneme nasıl etkileri oluyor?

Beyoğlu üzerinden söylersem, mekanları zaten yitiriyoruz. Hızlı bir rant politikası yürütülüyor. İnşaatların uzaması bile mekanları madden değersizleştirme politikası olabilir. 6-7 Eylül olaylarına da bakarsak, bu sermaye değişiminin bir parçasıdır bana kalırsa. İttihat ve Terakki’den beri gelen Türkiye’deki Türkleştirme politikasıdır. Buradaki Ermeni ve Rum vatandaşlara ait malların yani sermayenin el değiştirmesidir. Mekanlar el değiştiriyor, pasajlar kapanıyor. Bir arkadaşımız, bulunduğu bina otel olacak diye dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Bir arkadaşımız, aşırı kira yükselmesi nedeniyle dükkanını kapattı. İnternet bir anlamda iyi. İnsanların kitaba ulaşmasını kolaylaştırdı. Ben Bartın’a da, Çin’e de kitap yolluyorum. Tuhaf bir şekilde Karaköy’e de yolluyorum. İnsansızlaştırma süreci olarak da görüyorum ben bunu, ne kadar iyi yönleri olsa da. İstanbul’daki kart dolum makineleri bile insansızlaştırma sürecinin bir parçası geliyor bana.

Bu 21. yüzyılın hastalığı gibi bir şey bence. İnsan, insandan eksiliyor, bu pek iyi bir şey değil. Ben şu anda internet satışı yapmıyorum ama insanlara daha rahat geldiği de bir gerçek. Satıcılar açısından şöyle olumsuz tarafı var, herkes kitap satabiliyor. Popüler birkaç kitap sitesi var, onlarda bile 350 400 satıcı var. Türkiye’de bu işi hakkıyla yapanlar 50 kişiyi geçmez. Sitelerdeki bu hizmeti sağlayanlar sadece para kazanmayı düşündüğü için çok da umursamıyorlar. Yat, don, kitap yan yana satılıyor. Bartın’daki insana ulaşabilmem açısından benim için kıymetli ama biraz mesleğin içini boşaltıyor. Kültür endüstrisinin bir parçası haline dönüyor ve metalaşıyor. Son dönemde festivallere ağırlık vermemizin bir nedeni de bu. İnsana ulaşmadaki sıkıntıyı gidermeyi amaçlıyoruz.

Mesleğinizde kadın sahaf sayısının düşük olmasını neye bağlıyorsunuz?

Aslıhan Pasajı’nda 30 dükkan var, 4-5 kadın esnaf mevcut. Oransal olarak çok düşük gerçekten. Keşke yarı yarıya olsaydı. Bu işin hamaliyesi çok fazla ama bu sadece göz korkutuyor. Teorik kısmı böyle olunca biraz uzak duruyor olabiliyorlar. Osmanlı’da da son zamanlarda hep erkekler yapmış bu işi. Usta çırak anlayışı da var, erkekler erkeklerle çalışmış. Kadınlar bu mesleğin dışında da kalmış diyebiliriz. Aslında içine girince yapamayacakları bir durum söz konusu değil. Bizim aramızda en çalışkan esnaflardan birisi de kadın sahaf arkadaşımızdır. Zorluk açısından zaten fiziksel bir fark yok. Sadece böyle bir algıdan dolayı uzak kaldıklarını düşünüyorum.

Türkiye’de koleksiyonerlik nasıl bir yerde duruyor?

Türkiye’de pek koleksiyoner yok aslında. Koleksiyonerlik burjuvazinin işidir. Avrupa’da Rönesans ile birlikte resim sanatına yatırım olarak bakmışlar mesela. Biz de burjuvazinin oluşması çok geciktiği için, 20-25 yıllık periyotlarla yeni zenginler türetildiği ve içi doldurulmadığı için burjuvazimiz yok. En büyük koleksiyoner Ömer Koç, onun dışında da bir iki isim varsa da fazla yok. Ustalarımız daha iyi bilirler. Sahaflar koleksiyonerlikle alakalıdır. Elimize geçen efemeraları, kitapları varsa bildiğimiz insanlara ayırır, ulaştırırız. Burjuvazi çok matah bir şey değil en başta ama o yüzden yakındığım bir konu değil ama yapılacaksa da düzgün yapılmasında fayda var ve bizde daha tam yapılmıyor. Bu olayın da kültürel zemininin olması lazım.

Yurt dışında durum nasıl?

Batı’da bu işin değeri daha yüksek. Türkiye’de ilgi de eksik. Amerika’da bir mezatta, Hayyam’ın el yazması kitabı bilmem kaç bin dolara satılmış. Bu kitap Türkiye’de ”pazarını” bulamadığı için Amerika’ya gitti. Mesela kişi veya kurumlara onlarla ilgili elimdeki kitabı ulaştırmaya çalışıyorum ama almıyorlar, ilgilenmiyorlar. Bilinçli toplayanlar çok az ve kitaplar hakkını bulmuyor. Bir arkadaşımız sadece yurt dışına satıyor örneğin. Osmanlıca çıkan dergilerin takım olarak en güzel bulunduğu yer Japonya. Türkiye’de çıkmış, fanzinler dahil, bütün dergilerin birinci sayılarını Kaliforniya Üniversitesi topluyor. Bu yine Reform ve Rönesans ile yakından alakalı.

”Bizim mesleğimizin özü, kitabı doğru insana ulaştırmaktan geçiyor.”

Kitapların, bir kütüphanelerde halka açık bulunması, bir de sahaflarda gerçek alıcılarını beklemesi durumu var. Hangisini daha değerli görüyorsunuz?

Kamuya mal olması beni de çok mutlu eder ama İlber Ortaylı’nın Galatasaray Üniversitesi’ne hediye ettiği kitaplara ne olduğunu hatırlatırım. Yandılar veya yakıldılar. Bazı kurumlara kişiler kütüphane

hediye ediyor. Hediye edilen kitaplar depoda çürüyor. Keşke çok iyi kütüphanelerimiz olsaydı. İnsanların kitaba ücretsiz ulaşabilmesi çok daha kıymetli ama bu kırık dökük yürüme hali bu konuda da devam ediyor. Bazı kütüphanelerin kitaplar eski diye değer vermediği bile oluyor. Bizim mesleğimizin özü, kitabı doğru insana ulaştırmaktan geçiyor. Piyasa kitapları satmak değil aslında. Bu anlamda bizim işimizi kıymetli buluyorum. Kamusallık çok önemli fakat hakkını bulamıyor.

Kadıköy’de ilk defa böyle bir festival yapılıyor. Daha önce niye festival mekanı olarak seçilmedi?

Biz hep belediyeler ile yapmayı hedefliyoruz bu festivalleri. Maddi anlamda kısıtlıyız ve mekan çok önemli. Mekan teminleri de belediyelerin elinde oluyor. Kadıköy Belediyesi için, tamamen benim fikrim, bir zamanlar çok etkili olan korsan kitap sebebiyle hep uzak durdu diye düşünüyorum. Bu festivallerde de korsan kitap satılır mı diye tedirgin oldular sanırım. Bu anlamda onları çok iyi anlıyorum. Beşiktaş ve Kadıköy, Beyoğlu civarındaki sorunlardan kaynaklı yeni merkez olmuş durumda. Mekanlar, tercihler bu taraflara akınca kitle de aynı yerlere taşınmış oldu. Bu sürecin devamı olarak Kadıköy bu tür etkinliklere ev sahipliği yapması gereken bir yer oldu. Belediye için de, bu festivalde bizim ne yaptığımızı görecekler ve bundan sonrası için daha sıcak yaklaşacaklar diyebiliyorum.

Festivaller nasıl şekilleniyor?

Beyoğlu festivali çok şenlikli geçiyordu. İşin ticari boyutu elbette oluyor ama o kalabalık, okurla buluşma daha keyif vericiydi. Artık o havası kalmadı. Ben ve birkaç arkadaşımız daha bu festivallerin dışında bırakıldık. Gezi süreci sonrası uygulanan filtreler buraya da yansıdı.

Haydarpaşa’dan önce Beylikdüzü Belediyesi’nde düzenledik, koordinatörlüğünü ben yapmıştım. O festival de çok nitelikli ve verimli geçti. Sahaflar ve okurlar için çok keyifliydi. Bu yansıma halinde gelişiyor. Başkan kitap okuyan bir Belediye Başkanı, çevresi de kitaba ve kültüre değer veriyor. Etkileşim halinde olmamızla ortaya harika bir festival çıktı. Sergiler düzenledik, mezatlarımız oldu ayrıca söyleşiler de düzenlenmişti Şimdiye kadar görmediğimiz bir muamele gördük ve bu da ortama yansıdı. Okur da bu enerjiyi alıyor ve arayı ısıtmış oluyoruz. İşimizin kültürel bir tarafı var. Bu yüzden buna özen gösteren insanlarla çalıştığınız zaman boyutu da keyfi de farklı oluyor.

Haydarpaşa Sahaf Festivali düzenlenirken nelere dikkat edildi?

Beylikdüzü Belediyesi aslında olması gerekeni yaptı ama biz alışık olmadığımız için çok etkilendik. Beklentimiz de bundan sonrası için yükseldi doğal olarak. Haydarpaşa Festivali için çerçeveyi biraz geniş tuttuk. Beyoğlu Sahaflar Derneği’ni canlandırdık. Garı kiralamaya uzun süredir niyetim vardı. Ne zaman ki yargı, gar olarak kalmasına karar verdi o zaman festivali orada yapmaya karar verdim. Kadıköy Belediyesi’ne ve gelecek okura bir profil sunacağız diyerek yol aldık. Mahcup olmayacak adımlar atmaya çalışıyoruz. Bizim yaptığımız festivalden Devlet Demir Yolları’nın, sahafların, okurların ve Kadıköy Belediyesi’nin memnun kalması lazım. Çok hassas davrandığımız bir festival. Okurlar da geldiğinde görecek, kısıtlı imkanlarla bir düzen oluşturmaya çalışıyoruz. Kargaşa ve dağınıklığı önleyeceğiz. Herkesin getireceği kitaplar belli ve sahaflardan değerli kitaplar çıkacak. Ucuz kitap mutlaka olur ama kötü kitapların elden çıkarılmaya çalışıldığı bir ortam olmayacak. Sadece dükkanı olan arkadaşlar katılıyor o yüzden kitapların seviyesi yüksek olacak. Usta sahaflarımız katılıyor, Osmanlıca belgeleri elinde bulunduran arkadaşlar katılacak. Gelen arkadaşların nitelikli kitapları olacağını inanarak söylüyorum.

Sahafların yalnızca ‘ucuz kitap satan yerler’ olarak algılanmasını değiştirmek istiyoruz. Fiyatlar yine makul olacak ama seç-al kitaplara yer vermeyeceğiz. Festivallerin kitap yığını olarak akıllarda kalmasını, sahafların da ucuz kitapçılar olarak anılmasını istemiyoruz. Festival sayısı çok arttı ve ticari tarafı ağır basıyor. Beylikdüzü’nde bu kötü algıyı değiştirmek için bir adım atmıştık, Haydarpaşa kırılacağı yer olacak gibi duruyor.

Okurlar niteliksiz kitap görmeyecek, kitabiyat bilgisi yüksek sahaflar ile birlikte olacaklar. İlginç diyebileceğimiz, her yerde karşılarına çıkmayacak çeşitli konulardan kitaplar olacak. Festivalin merkezinde kitap olacak, bu sefer başka bir şeyin kitabın önüne geçmesine izin vermeyeceğiz. Sahaflığın özünü de sergilemiş, tanıtmış olacağız. İstanbul’un yapılabilecek en güzel yerinde festival yapıyoruz ve yüksek ihtimalle bizden sonra gar hızlı tren inşaatı için kapanıyor. Bundan sonra daha da güzel olacak, yolcularını ağırlayacak ama böyle bir anı biriktirmek için son fırsat olabilir. Çok emek verdik karşılığını bekliyoruz.