İstanbul Kadın Orkestrası, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa, türcülüğe, mizojeniye, homofobiye, transfobiye, şiddetin ve istismarın her türlüsüne karşı gerek sahnede gerekse kişisel hayatlarımızda bir tutum sergileyen kadınlardan oluşmuş bir orkestra… Henüz bir yıllık bir geçmişleri olan grup, kısa sürede seslerini duyurarak geniş kitlelere ulaştılar. Müziğin birleştirici ve iyileştirici gücünden faydalanan İstanbul Kadın Orkestrası, dinleyicilerinin hayatlarına dokunmak ve neşe katmak istiyorlar. 27 Aralık’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahne alacak grup ile çiçek gibi bir röportaj gerçekleştirdik.

Kadın Orkestrası çok güzel bir oluşum. Bir müzik grubu olarak nasıl bir araya geldiniz? Kurulma hikâyenizi anlatır mısınız?

Necla: Özellikle coğrafyamızda kadına yönelik şiddetin her gün bilincimize yerleşen görüntülerini, anlarını yaşadıkça ne yapabilirim, nasıl ses olabilirim sorusu fazlasıyla kendini hissetirmekteydi. Ben müzik yapıyorum, diğer kadın arkadaşım da öyle, sonra bir diğeri bir diğeri derken 15 kadın olduk sesimizi türkülerle yükseltmek isteyen. Kulaktan kulağa gibi düşünün:) Zaten istiyormuşuz meğer. Böyle bir araya geldik sahnelerde şiddete karşı ses olan 15 kadın olduk.

Ela: Biz  İstanbul Kadın Orkestrası olarak ilk 7 kadının bir araya gelmesiyle kurulduk. Kuruluş aşamasından önce farklı müzik gruplarında beraber sahne alan yahut birbirimizi tanıyan arkadaş olan kadınlardık. Kadının müzik ve sanat alanındaki görünürlüğünün yok denilecek kadar az olması fikri hepimizde sabitti. Kendi bireysel deneyimlerimizden de bu edilgenliği ortadan kaldırmak ve müzik alanındaki bu kocaman boşluğu doldurmak, anlam katmak, bu alandaki kadın emeğini görünür kılmak için ilk etapta yanyana gelmiş kadınlarız. İlk başlarda mütevazi bir çalışma alanı bulup haftalık çalışmalar aldık.

Repertuvara alacağımız şarkıları hep beraber kararlaştırdık ve bu süreç içinde kendi beşeri ilişkilerimizle diğer müzikle ilgilenen veya müzisyen olan kadınlarla iletişim geliştirdik, çalışmalarımıza davet ettik, orkestraya dâhil olan ya da destekçimiz olan kadın arkadaşlarımız oldu. Ama orkestrayı duyan tüm kadınların gözlerindeki ışık ve umut aynıydı. Resmen bir ağ ördük her gün, başka bir desenin dâhil olduğu çok emek verdik, şartlarımızı zorladık, birbirimizi daha iyi tanıma fırsatımız oldu. Ama en önemlisi kadınların bir araya geldiğinde ortak amaçları uğruna hiçbir zorluktan kaçmadığını ve ne kadar yaratıcı olduğunu deneyimledik. Her orkestranın kuruluş aşaması sancılıdır, bizim de öyle oldu ama biz birbirini çok seven ve birbirine emek vermiş, gün geçtikçe de çoğalıp büyüyen sesini daha güçlü duyurmayı hedefleyen bir orkestrayız.

Dilek: Grubumuzu Ocak 2016’da kurduk birbirini tanıyan kişilerin aynı düşüncede buluşması ve bir araya gelmesi ile başladı. Herkesin genelde ilk sorduğu soru fikrin nasıl ortaya çıktığı oluyor; Kadın Orkestrası kurma fikri anlık alınan bir karar değil, birikerek çoğalmış hatta geç bile kalınmış bir karar. Bu sorunun cevabını günlük hayatımızdaki olaylarda, gazete ve televizyonlarda neredeyse her gün karşılaştığımız kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, taciz, tecavüz haberlerinde bulabilirsiniz. Ayrıca Türkiye’deki müzik gruplarına bakıldığında bir çoğu tamamen erkek üyelerden oluşuyor. Bu durum da bizi etkileyen faktörler arasında önemlidir.

İlk etkinliğimizi çalışmaya başladıktan yalnızca üç ay sonra 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde gerçekleştirdik; üç ayda bu noktaya gelebilmiş olmamız tamamen kadınların kadınları sahiplenmesinden kaynaklanıyor.

Müge: Bir kısmı birbirini daha önce tanımayan, bir kısmı önceden tanışık 7 kadın ortak arkadaşlar vesilesiyle bir araya geldik. Hepimizin tanışık olduğu cins eşitsizliği, bitmeyen baskılar, şiddet, talan, her alanda sömürmeye bir türlü doyamayan, hepimizi yıpratan, dünyayı tüketen “eril zihniyet” bizleri bir araya getirdi ve bunca karanlıkta, sessizlikte birbirimize el verip, aydınlık yaratacak sesleri de yükselterek güçlenelim, güçlendikçe sesimizi duyuralım ve bu ses her geçen gün daha da çok artsın, “ses verenlerimiz eksik olmasın” istedik 🙂 8 mart 2016’da verdiğimiz ilk konserde 7 kadın sahnedeydik ama sesi çıkan, el veren çok kadındık. Şimdi daha da kalabalığız. Bu orkestra müziğin birleştirici gücünü kullanmak, melodilerle kenetlenmek için kuruldu ama bizi var eden ve şu anda da orkestramızın devamını sağlayan, müziğimizi ve sesimizi duyan, anlayan, sesini güçlendiren, sahnede görmediğiniz, çalgı yerine yüreğini, emeğini, umudunu ortaya koyan tüm kadınlar aslında. Ve bu duyguları paylaşabilen tüm insanlar…

Müzikal olarak altyapınız nereye dayanıyor? Grup üyelerinden daha önceden profesyonel olarak müzikle ilgilenen var mıydı yoksa bu oluşum sayesinde mi ağırlık verdiniz? Kısaca grup üyelerinden bahseder misiniz?

Zeynep: Grup üyelerimiz arasında profesyoneller de var, amatörler de. Okullular da var alaylılar da… Misal ben grupta bas gitar çalıyorum fakat yaz başında başladım gruba ve daha önce ne bir müzik eğitimim ne de bir enstrüman geçmişim var. Gruba girmeden 6 ay evvel bir heves ve çok kıymetli dostlarımın desteği ile bas gitar alıp müzisyen bir dostumdan birkaç ders almıştım sadece. Geçen sene bu zamanlar biri bana birkaç ay sonra bir orkestrada bas çalacağımı söylese gülüp geçerdim. Aynı şekilde amatör olup ilk defa bizimle birlikte sahneye çıkan ya da enstrüman çalmaya başlayan arkadaşlarımız var aramızda. Bu şekilde olduğunu, olabildiğini, insanlar görüp ilham alabilmeli bence. Hayatta istediği şeyi yapabilecek ilhamı ve cesareti bulan insanlar dünyayı da değiştirebilir.

Şebnem: Hem ruhsal hem sosyal bağlamda müziğe yakınlığım vardı. Müzikle beslenen bir ruha sahibim. Arkadaş ortamlarında da türkü söylemem için ısrar ederlerdi. 2008 yılında temel müzik eğitimi ile şan dersi almaya başladım, bir yıl devam ettim. Bazı şartlardan dolayı daha fazla imkân yaratamadım. Amatörlüğümü Kadın Orkestrası’nda işleye işleye daha iyi hale geleceğine olan inancımla bu yolculuğa başladım ve devam ediyorum.

Necla: Grup üyelerimiz farklı mesleklerden farklı yerlerden bir araya gelen kadınlardan oluşuyor. Profesyonel olarak müzik ile uğraşan da var öğretmen, muhasebeci öğrenci vs gibi mesleklerden olan da var. Amatör ruhun heyecanının önemini biliyoruz ama müzikal olarak kendimizi geliştirmenin öneminin, ihtiyacının da farkındayız. Bu sebeple düzenli olarak stüdyo çalışmaları yapıyoruz.

Çok farklı coğrafyaların şarkılarını, türkülerini söylüyorsunuz. Repertuvar oluştururken özellikle dikkat ettiğiniz konular var mı?

Zeynep: Biz klasik müzik enstrümanları ile etnik sayılabilecek bir müzikal repertuvar oluşturduk. Yaptığımız müzik şimdiye kadar, çoğunlukla içinde bulunduğumuz coğrafyadan toplayabildiğimiz seçtiğimiz hoşumuza giden müzikleri, çaldığımız enstrümanlara göre düzenleyerek oluşturduğumuz bir repertuvar. Şarkıları repertuvara alırken de mümkün mertebe sözlerine dikkat ederek alıyoruz. Farklı dillerde olan şarkıların da sözlerini kendi imkânlarımızca araştırıp bir elemeden geçiriyoruz. Yazılırken ayrıştırıcı veya eril dil kullanılan şarkıları tercih etmemeye özen gösteriyoruz.

Müzik dünyasında artık müzik türleri de birbirlerine girmiş, karışmış durumda. Bir bakıyorsunuz rock grubu arabesk şarkıları alıyor repertuvarlarına, bir bakıyorsunuz türküler caz düzenlemeriyle coverlanmış. Biz de bugün şu tür müzik yapıyoruz demekten ziyade şu anda repertuvarımız ağırlıklı olarak şu tarz müzik içeriyor diyebiliriz. Ama skalayı olabildiğince geniş tutmaya çabalıyoruz. Mesela The Mekan Cosmos konserimizde repertuvarımıza Leonard Cohen ve Joan Baez şarkıları da koyduk.

Ela: Biz müziğin evrensel dilini kullanıyoruz. O yüzden tüm dünya dillerinden repertuvara şarkı almaya gayret göstermeye çalışıyoruz. Telaffuz ve en iyi şekilde icra etmek önemli bir şeydir. Bu konuya hassasiyetle yaklaşıyoruz şarkının hakkını vermek açısından. Seçtiğimiz şarkılar hangi dilde olursa olsun mutlaka çevrisini yapıp eserde anlatılan durumu algıladıktan sonra repertuvara koyuyoruz. Ayrıştırıcı, cinsiyetçi, kadını aşağılayan en ufak bir söz veya değinme varsa repertuvara almıyoruz.

Necla: Kısaca klasik müzik altyapılı etnik müzik yapıyoruz diyerek özetleyebiliriz. Etnik müzik kavramı; çok geniş, çok renkli, çok farklı duyguları bir araya getirebilen son derece zengin bir alan. Dolayısıyla repertuvarımız çok renkli diyebiliriz 🙂 Kadın orkestrasıyız, dolayısıyla kadın ağzı, kadını anlatan şarkılar seçmek istiyoruz, derlemek, bestelemek istiyor buna yönelik çalışmalar yapıyoruz. İlerleyen dönemlerde sizler de göreceksiniz.

Konserleriniz nasıl gidiyor? The Mekan’daki konserinizde gördüğüm kadarıyla, kadın olduğu kadar erkek dinleyicileriniz de fazla. Dinleyicilerinizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Zeynep: Konserlerimiz iyi gidiyor. Dinleyicilerimizden aldığımız tepkiler çok güzel ve destekleyici. Elbette konserimize erkekler de dâhil olmak üzere tüm cinsiyetlerden bireyler gelmeli, öyle olmasaydı bir yerlerde yanlış bir şeyler yapıyor olduğumuzu düşünürdüm ben. Toplumda ayrıştırılmanın tavan yaptığı bu dönemde biz kapsayıcı, bütünleştirici olmaya çabalıyoruz. İnsanlarla kurulan organik temas çok önemli. Biz de bu organik temasları şimdilik konserler aracılığıyla kuruyoruz. Sesimizi duyurup daha fazla insana temas edebilirsek anlatmak istediğimiz şeyler daha fazla insana ulaşır.

Ela: Konserlerimiz gittikçe daha coşkulu, dinamizmi daha artarak devam ediyor. Biz de orkestra üyeleri olarak dinleyicilerimize daha güzeli, daha iyiyi nasıl sunabiliriz diye yoğun bir mutfak çalışması yapıyoruz. Erkek dinleyicilerimiz ve destekleyicilerimiz var elbette. Niçin müzik yaptığımızı, bu kadar emek verdiğimizi, niçin o sahnede olduğumuzu çok iyi bilen dinleyicilerimiz cinsiyeti ne olursa olsun bize destek verebilirler. Ayrıştırmanın bu kadar derinden yaşandığı, bu kadar zarar verdiği bir çağda bu dilden ve tutumdan ne kadar uzak olursak o kadar iyi olacağını düşünüyoruz.

Necla: Konserler sonucunda aldığımız tepkiler çok olumlu yönde. Bu da bizi son derece olumlu motive ediyor. Sonuçta biz erkeğe değil erkek egemen anlayışa ve onun sonuçlarına karşıyız. Bu sebeple elbette erkek dinleyicilerimiz de oluyor. Bunu iyi anlatabilmişiz demek ki 🙂

Şebnem: Orkestra olarak yarattığımız sinerji bizi dinlemeye gelenlerde pozitif etki bırakıyor. Bizi ilk konserde yalnız bırakmayan, annesi kanser olan arkadaşımı hastanede ziyaret ettiğimde, ağlaşırken teselli edecek söz bulamazken çaresiz bekleyişte “orkestra nasıl gidiyor”u sorması, bunu orada konuşmak, o anki atmosferi solurken bir amaca bağlılığı, “her şeye rağmen yaşam devam ediyor”u söze getirişimizi sağlamıştı. Bu durumdan sonra orkestranın ne kadar önemli görevi olduğunu, yaptığımız işin sorumluluğu daha iyi anlamış oldum. Her temas ettiğimiz kişilerde hayatı dönüştürmeyi, umudu yeşertebiliriz.

Hedefleriniz neler?

Zeynep: Müzik dünyası içinde özellikle bu coğrafyada kadın katılımı erkeklere oranla çok daha az. Çok ciddi bir erkek dayanışması var ve erkek olmayan tüm öznelerin hayatın her alanında olduğu gibi burada da var olabilmesi için ekstradan çaba sarf etmeleri gerekiyor. Bu erkek dayanışmasına rağmen bizim bir şeyler başarabilmemizin, sesimizi duyurup biz de buradayız diyebilmemizin çok insana ilham olacağına inanıyorum ben.

Bunların yanı sıra hâlâ kurulum sürecimiz tamamlanmadı, teknik ve müzikal açıdan eksiklerimiz de var. Rayına oturtmaya çalışıyoruz şu an. Bu süreci bir an evvel tamamlayıp eril sistem tarafından ezilen, şiddet gören bütün canlılara destek olmak, zorla sokuldukları kalıpları kırmalarına yardımcı olup hayatlarına bir nebze de olsa ferahlık ve özgürlük getirebilmek istiyoruz. Bunu hem müziğin özgürleştirici ve güçlendirici tarafını kullanarak hem de gerek kendi oluşturacağımız gerekse dışarıdan dâhil edileceğimiz çeşitli sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yapmayı hedefliyoruz.

Necla: Hedefimiz özetle ve çok net olarak kadına yönelik her türlü şiddetin yok saymanın ötekileştirmenin karşısında  sahnelerdeki isyan sesi olmaktır.

Kendini özgürleştiren kadın dünyayı değiştirebilir!

Tarihten günümüze kadınlar hep bastırıldı, susturuldu. Sizlerin özellikle şarkılarla seslerinizi yükseltmeniz, aynı zamanda politik bir duruş gibi. Özellikle son dönemde ülkemizde artan kadına yönelik şiddet ve kadın üzerinde oluşturulmaya çalışan baskı ve korku psikolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Zeynep: “Erkek” egemen sistem kendinden olmayan her şeyi yakıp yok etmeye hazır. Dünya genelinde artan bir faşizm dalgası var son zamanlarda. Hep tepede eril bir zihin, etrafındaki herkesin kendisine biat etmesini talep ediyor, talebi karşılanmayınca da sonucu yıkım oluyor. Buna makro düzeyde devletleri, mikro düzeyde klasik kalıplaşmış ataerkil aile düzenini örnek verebiliriz. Sonuçları yine makro düzeyde baktığımızda savaşlar, ambargolar ve terör; mikro düzeyde baktığımızda da aile içi şiddet, kadına, çocuğa, transa, eşcinsele, hayvana kısaca kendisine benzemeyen her şeye baskı ve şiddet olarak devam ediyor. Bunun üzerine bir de kapitalizm eklenince doğayı, yaban hayatı talan da dâhil oluyor bu listeye…

Ela: Toplumun genel muhalif kesimi üzerinde açık bir faşizm uygulandığını artık hepimiz biliyoruz. Kadın üzerinde tarihsel bir baskılanış söz konusu. Bu durum her açıdan kadının erkeğe göre, muhalif de olsa, iki kat daha fazla baskıya maruz kalması anlamına geliyor. Egemenlerin kullandığı dil, kadının kahkahasından rahatsız olan, kaç çocuk doğurması gerektiğini hesaplayan, kadın erkek eşitliği kavramını fıtrat dışı sayıp, kadının hak arayışına bağnazca ve akıl dışı çözüm bulan bir dil geliştirmişler. Zeynep’in de dediği gibi üst yapıdaki bu beyanlar toplum alt yapısında taciz, tecavüz, saldırı, şiddet, cinayet gibi birçok durumun vuku bulması ile sonuçlanıyor. Kadının kendini özgürleştirmesini istemiyorlar. Kendini özgürleştiren kadının dünyayı değiştireceğini bildikleri için istemiyorlar.

Şebnem: Bozulması gereken çok ezberlerimiz var. Toplumun genelinde bilgiye dayalı doğru değerlendirmeye başvurmadan toplumsal ve kültürel normlarla hareket ediliyor. Kendi sınırları çerçevesinde kendi doğrularının dayattırdığı haz ve istemeleri ölçü olarak alıyorlar. Doğal olarak da yaşananlar şiddeti artıyor. Maruz kalanlar, zayıf gördükleri tarafın güçlenmesini istemediklerinden manipüle ettikleri oluyor. Oysa kimse kimsenin yaşamına müdahale hakkı yoktur. Kimse bir başka kişiye esir hayatı yaşatamaz.

Necla: Kadına yönelik şiddetin her türlüsü ve son zamanlarda artış göstermesi… Tüm bunların hepsinin politik olduğunu düşünüyoruz. Yani bir anlayışın kadına bakış açısının pervasızca saldırısıdır bu. Egemen erkek anlayışın, kadının özgürleşme isteğine, bağımsızlaşma arzusuna tahammülsüzlüğünün en ilkel şekli; şiddet… Bizim sahnede kadın olarak var olup şarkılarımızı inatla söylememiz ve söyleyecek olmamız da bu zihniyete isyandır… Kadınlar artık susmayacaklar!

Varoluşumuz başlı başına bir örgütlenme, bir başkaldırış

Müzik yapmanın yansıra aktivist bir yanınız da var. Kadın hakları ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Ela: Ayrım gözetmeksizin kadın hareketleriyle iletişim halindeyiz. Konserlerimizde bizi yalnız bırakmıyorlar. Ben ve grup üyesi bir arkadaşımız daha kadın mücadelesini aktif biçimde yürütüyoruz. Zaten varoluşumuz başlı başına bir örgütlenme, bir başkaldırış. Kadın hakları ile ilgili toplumsal duyarlılığı ve hassasiyeti yapmış olduğumuz müzikle daha görünür hale getirmek hedefimiz zaten. Orkestra olarak elbette 8 Martlarda, 25 Kasımlarda alanlardayız. Onun dışında ileriki zaman için hedeflediğimiz kadın tutsaklar için cezaevi konseri hedefimiz var.

Zeynep: Ayrıca geçtiğimiz 25 Kasım’da Maltepe Meydanı’nda bir konser verdik. KASİMER’in başlattığı “Bebekler Duvarı-Şiddetin Sokak Sergisi” isimli bir projeydi. Bu proje “Kadın Cinayetlerine Karşı Türkiye’yi Geziyoruz” sloganı ile 12 ili gezecek ve biz de orkestra olarak aktif bir şekilde bu projenin bir parçası olacağız.

Necla: Kadın örgütlülükleri ile iletişimimiz var ve etkinliklerinde de yer almaya gayret gösteriyoruz. Kimimiz aktivistiz bazı kadın örgütlülüklerinde. İsim vermeyelim reklama girmesin 🙂 Sonuçta kadın orkestrasıyız ve sahnede kadınların sesi olma hedefindeyiz, kadınların olduğu her yerde olacağız.

Şebnem: Yaşam savunucusu olarak varoluşumuzla orkestramızla da erkeğin eril gücüne karşı kadın emeğini görünür kılarken farkındalık yaratıyor. Müzik yapmanın aynı zamanda sosyal boyutu ile ilgiliyiz. Kadın haklarının öne çıkması bu amaçladır. Cinsiyet ayırımına, şiddete, bütün kötü muameleye karşı sanatsal hassasiyetle yaklaşıyoruz. Kadının olduğu yerde sevginin, güvenin kazanmasını, kadınların güçlü olmasını önemsiyoruz. Müziğin iyileştirici motive edici gücünü bu yönde ortaya çıkartıyoruz. Çocuklarımıza, dünyamıza iyi bir gelecek bırakmak için adım attık. Birlikte uyum içinde çalışmamızı yürütüyoruz. Ön yargılardan uzak değer harcanmaması, insan değeri ve değerlerinin korunması için daha çok sanata ve duyarlılığa ihtiyacımız var.

Bundan sonra sizleri nerelerde göreceğiz? Sıradaki konserleriniz neler?

Zeynep: 18 Aralık’ta Ankara’da Fikrim Bar sahnesinde olacağız. İlk şehir dışı konserimiz olacak. Ondan sonra 27 Aralık Salı akşamı Kadıköy Halk Eğitim’de, 13 Ocak’ta yine Taksim’de The Mekan Cosmos’da ve 29 Ocak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde sahne alacağız.

Yani en yakın İstanbul içi konserimiz 27 Aralık Kadıköy Halk Eğitim’de olacak. Sizin aracılığınızla da bizi ilk defa duymuş olan kişiler olacaktır muhakkak. Umarım biraz merak uyandırabilmişizdir de gelip bize destek olurlar.