Belki şehre bir film gelir, bir güzel orman olur yazılarda…” Sezen Aksu’nun Gülümse şarkısının bu dizeleri, sinemanın umut ve hayat dolu olduğunu; büyük şehirlerde bizim filmlere daha ulaşabilir olduğumuzu ama sineması bile olmayan kentlerin film izlemek için heyecanlı olduğunu bir kez daha hatırlatır.

Mardin, ilk başta düşüneceğimiz gibi sinemanın ulaşması zor şehirlerden bir tanesi olarak düşünülür. Ama 11 yıl önce bu tabu tamamen ortadan kaldırılmış. Sinema Genel Müdürlüğü, Mardin Film Ofisi ve Ankara Cermodern’in girişimleriyle Sinemardin, 2007 yılından bu yana yaşatılıyor. Bu sene bu festivali ayakta tutmak için elini taşın altına sokan Zihni Tümer ve Münevver Helün Fırat başta olmak üzere tüm festival ekibini ayakta alkışlamak gerek. Festival, Mardin’in tanıtılması açısından da özel bir girişim olarak yer almakta. Ayrıca Mardin’de sinema sektörünün de bir araya gelmesi sinema açısından da büyük önem taşımakta.

Uluslararası Mardin Film Festivali, aslında kendi küçük halinde ve butik bir havada gerçekleşti bu sene. Ama bu butik havaya Mardin halkının ilgisi bir hayli yoğun. Pek çok film festivalinde bunu görmemiz zor, çünkü halkı salonlara sokup, birçok tabirle bağımsız ve sanat filmlerini göstermek zor ve zahmetli bir iş durumunda. Ama Mardin halkı, filmlere çocuklarıyla veya eşleriyle birlikte girip, çıt çıkartmadan doğru bir şekilde izliyor. Bazı filmlerin sonrasında gerçekleştirilen söyleşilerde ise filmin yönetmenine veya oyuncusuna farklı sorular sorup, bambaşka bir bakış açısıyla yorum yapıyor. Yönetmenler de filmleri için başka anlamları hissediyor. Birkaç söyleşiyi özellikle takip ettim ve yöre halkından gelen yorumları büyük bir keyifle dinledim. Bu durum, Mardin’de yapılan festivalin doğru bir kitleye hitap ettiğini ve film seçimlerinin başarılı olduğunu ve festivalin halka doğrudan ulaşmakta hiçbir sıkıntı yaşamadığını açıkça gözler önüne seriyor.

Mardin, bugüne kadar birçok film ve diziyle hayatımıza, evlerimize konuk olmuş bir şehir. Hayatımda ilk kez Mardin’e gittim ve keyifle o şehri tadımladım. Hep merak ederdim, bu şehrin özel sinematografik özelliği nedir diye. Çünkü birçok film burada çekiliyor ve çekilmeye de devam ediyor: Festival ekibinden öğrendiğim bir şey oldu: “Mardin ışığı”. Mardin’in bir çok kentten kendini ayırdığı söylenen ışığı, sinema literatürüne bile geçmiş durumda. Ayrıca Mardin Film Festivali’nin de film çekimleri için; film yönetmenlerini getirip, tüm Mardin’i gezdirip burada yeni projeler çıkması için katkıda bulunma gibi bir girişimi de var.

Mardin’e gitmişken, ben durur muyum? Tabii ki durmam. Fotoğraf makinamı elime aldığım gibi, festivali de tadarken bir yandan şehrin önemli noktalarını da gezmeye başladım. İlk durağım Midyat oldu. Ünlü dizileri çekildiği konak, şimdilerde Midyat Konuk Evi müzesi olarak kullanılıyor ve gezilebiliyor. Ayrca Midyat sokaklarındaki çocuklar da sizlere Midyat’ı anlatıyor. Midyat’a gittiğinizde her yerde gümüşçülere de denk geleceksiniz. Orası adeta bir gümüş diyarı…

Eski Mardin’i hem gece, hem de gündüz olmak üzere iki kez gezdim ve kesinlikle tavsiye ederim. Akşam saatlerinde muhteşem donatılmış ışıklarla muhteşem bir havada geziyorsunuz. Tepedeki mekanlarda oturunca, karşı tarafınızdaki boşluğu, ışıklarla birlikte bir boğaz havasında izleyebilirsiniz. Gündüz ise Mardin Ulu Camii, Mar Hırmız Kelmani Kilisesi, Zinciriye Medresesi ve dar sokaklarda gezmek keyif verici. Deyrulzafarân Manastırı ise kesinlikle görmeniz gereken yerlerden bir tanesi. Biraz yolu sürse de, o tarihi dokuda kendinizi kaybetmek bile muhteşem.

Ve yemek kültürünü de es geçmemek gerek. Eski Mardin’de dolanırken, karşınıza çıkan Bağdadi Restaurant’ta içkinizi yudumlarken muhteşem lezzetleri de tadabilmeniz mümkün. Ve bir diğer mekan, Şahin Tepesi – Kabadayı Beşir’in Yeri. Muhteşem yemekler ve içki keyfinin yanında, mekanın enteresan dekorasyonu ve terasından Mardin şehrine panoramik bakışlar bile efsane hissetmenizi saplar cinsten.

Mardin Vlog’umu izlemeden geçmeyin:

Hangi filmleri izledim?

Festival için ulusal ve uluslararası anlamda hakikaten güzel bir seçki hazırlanmış. İşe Yarar Bir Şey, Taş, Sarı Sıcak, Ekşi Elmalar, Sessizliğin Kardeşleri, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok gibi festivallerden ve yerli dokulardan filmlerin yanı sıra Dağların Ardında, Kutsal Geyiğin Ölümü, Bahçeden Kaçan Tavuk, 93 Yazı ve Mutlu Son gibi kült ve ülke sinemasının yer aldığı bir seçki bizlerleydi. Bence bu festivalin daha erken zamanlarda, prömiyer festivali haline gelip sektörden daha çok ismin bulunması gerekiyor. Bu durum, festivale daha büyük bir anlam katacaktır eminim ki…

SARI SICAK / Yön. Fikret Reyhan

Filret Reyhan’ın ilk uzun metrajlı filmi olan “Sarı Sıcak” ı, Mardin’de yakalama şansım oldu. Sermayenin el değiştirmesiyle bu durumdan etkilenen göçmen bir aileye inen filmin asıl ilgilendiği, ailenin genç oğlu İbrahim. Genç oyuncu Aytaç Uşun’un performansı da görülmeye değer. Başarılı oluşturulan senaryoda İbrahim karakteri, merkezde doğru kurgulanıyor. Tabi İbrahim’in yalnızlığı ve kendini ifade etmekte zorlanması, koruyamaması bunlar aile içindeki feodaliteden de kaynaklı hala bir tabu. Ama tabulu İbrahim’in yeri gelince babasını korumaya geçmesi, bir anlamda kafada küçük bir erozyona da yol açmıyor değil. Filmin kaplumbağalı giriş sahnesi, izleyenlerde ağır bir hal yaratırken olmasa da olur dedirtebiliyor. Görüntü işçiliği ise çekim alanlarına göre müthiş muazzamlıkta.

BENİM VAROŞ HİKAYEM / Yön. Yunus Ozan Korkut

Adana’nın bilinmeyen hikayelerine ve farklı kişiliklerine yolculuk ediyorsunuz Benim Varoş Hikayem’de. Sokak aralarında gizli kalmış hikayeler, futbolseven gençler, kuş çalma üstadları, telefoncu rapçiler, hapse girmiş çıkmış mahalle abileri bu belgeselde büyük halleriyler yer alıyorlar. Enteresan bir hikayeden yola çıkan yönetmen Yunus Ozan Korkut, bilinmeyen ve fark yataracak uzun bir yolculuğa çıkarıyor izleyenleri. Filmi izlerken, bunu daha üst ekipmanlarla daha da başarılı yapabilirdi de demek içinizden gelmiyor değil…

SESSİZLİĞİN KARDEŞLERİ / Yön. Taylan Mintaş

Doküdrama diyebileceğimiz Sessizliğin Kardeşleri, Kars’ın dağ köylerinden bir tanesinde yönetmen Taylan Mintaş’ın akrabaları olan sağır ve dilsiz olan iki kardeşin yaşamına odaklanıyor. Aslında ilginç bir yöntem ve hikayenin üzerinden yola çıkan yapım, çekim vasatlığı ve plansız ilerleyişiyle uçuruma doğru gitmiş durumda. Yer yer güldüren sahneler, yer yer de durumun vahametini iyi anlatan yer alsa da belgeselde, plansız çekim halleri belgeseli dibe çekiyor. Bence bu hazırlanan belgesel, ileride bu hikâyenin uzun metrajlı film hali için iyi bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Yapım için söyleyebileceğim, ilerleyen zamanlarda iyi çekilmiş bir uzun metraj haline gelebimesi umudu olabilmesi…

AĞUSTOS BÖCEKLERİ VE KARINCALAR / Yön. Erhan Tuncer

Erhan Tuncer’in 23.Adana Film Festivali’nden bu yana adını sıkça duyduğu Ağustos Böcekleri ve Karıncalar’ını Mardin’de yakalayabildim. Filme ilgili bir çok olumsuz eleştiri duymuş bir şekilde uzak kalmıştım. Film, enteresan ilerleyen senaryosu ve kurgu tekniğiyle fark yaratır durumda. Senaryoda iyi huylu yer alan metaforlar, farklı bir dille izlememizi sağlıyor yapımı. Erdem Akakçe, Bennu Yıldırımlar ve Gün Koper’in oyunları da ciddi anlamda başarılı. Filmin vasata kayan tarafı ise teknik anlamda üstüne düşülmemesi olmuş. Kötü olan ışık kullanımı, görüntüyü izlenebilir kılmada zorlanmamıza neden olmuş. Ayrıca ses tasarımında da sıkıntılar olduğunu düşünüyorum, çünkü filmin sesi fazla yanık geldi bana.

DAĞLARIN ARDINDA / Yön. Vatche Boulghourjian

Fransa ile Lübnan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ortak yapımı Dağların Ardında, görme engelli müzisyen bir genç olan Rabih’in ailesini arayış hikayesini konu alıyor. Film aslında ülke sistemlerine doğru bir eleştiri geliştirse de, kimlikle ilgili sorun yaşayan ve geç öğrendiği aile gerçeğiyle bir arayışa doğru giden genç üzerinden başarılı bir senaryo doğrultusu gösteriyor. Finalde izleyenin varmak istediği noktaya gelemese de film, oyunculuklarla ve özellikle final sahnesindeki müzikle göz kamaştırıyor. Rabih’in kör olmasına aldırmadan, gerçek ailesini aramak için dünyayı dolaşacak kadar kendini aşması, filmden belki de güzel bir ana fikir çıkarılmasını sağlıyor.

“11. Sinemardin Uluslararası Mardin Film Festivali” hakkında neler dediler?

“Sarı Sıcak” filminin yönetmeni Fikret Reyhan: “Mardin Film Festivali’nin kendi küçük havasını çok sevdim. Yarışmanın olmaması ve sadece gösterimlerin olması çok güzel, daha rahat gelmeni de sağlıyor. Burası çok özel bir şehir ve bu özel şehirle bu sıcak ekip buluşunca, daha başka bir şey aramıyorsun. Filmimizin söyleşisinde, izleyiciler çok farklı sorular sordular. Benim bakmadığım pencereden bakmaları, beni çok heyecanlandırdı ve sevindirdi.”

“Benim Varoş Hikayem” filminin yönetmeni Yunus Ozan Korkut: “Mardin bana çok keyif veren bir festival oldu. Çünkü alışılmışın dışında bir festival ortamı vardı. İzleyicisi, hikayeyi anlamak ve kavramak yönünden beni çok etkiledi. Burada küçük bir havada olsa da başarılı bir organizasyon yapılıyor. Çok da kuvvetli bir film seçkisi hazırlanış bu sene, ben de izlemeye çalıştım. Umarım önümüzdeki yıllarda da hep var olur.”

“Murtaza” filminin oyuncusu İncinur Daşdemir Sevimli: “Ülke şartlarında Mardin Film Festivali’nin sürdürülüyor olması çok kıymetli. Çünkü öğrendiğim kadarıyla sadece bakanlık destekli bir festival, butik bir festival. Yalnızca halk için sinemayla daha uzaklara açılabilsin derdi güden bir festival. Yapılıyor olması bile çok iyi. Yalnız dediğim gibi, butik bir festival izlenimi verdiği için de bir çok konuda el yordamıyla olduğu kadar işler kotarılmış gibiydi. Mardin’de filmimizin izleyicisiyle buluşmak, çok keyifliydi.”