“Tarih aslında, insanlığın ‘suçlarının, çılgınlıklarının ve felaketlerinin’ kaydından pek fazla bir şey değildir; ama tecrübenin bize öğrettiği odur ki, halklar ve devletler tarihten asla bir şey öğrenmemişlerdir.”

Baş döndürücü felsefe gelenekleri arasında, şüphesiz ki 18’inci ve 19’uncu yüzyıl Alman idealizminin ayrı bir yeri vardır. Her felsefe tarihçisinin uğramadan geçemeyeceği ama uğramak için kendini hiçbir zaman yeterli hissetmediği bir alan olan 18’inci ve 19’uncu yüzyıl Alman idealizmi, dönem felsefelerini hayli meşgûl etmiş ve hatta günümüz felsefelerini de hatırı sayılır ölçüde etkilemiş görünür. Geleneğin Immanuel Kant (1724-1804) ile başladığını söylemek çok yanlış olmaz. Ama geleneğin doruk noktasında duran filozoflar, Johann Gottlieb Fichte (1762-1814), Friedrich Schelling (1775-1854) ve elbette Georg Wilhelm Friedrich Hegel‘dir. Ölümünün 184’üncü yılında, bu filozoflardan Hegel’e ve onun felsefesine dair bazı dipnotlar paylaşacağız.

hegel 327 Ağustos 1770 tarihinde, Stuttgart’ta dünyaya gelen Hegel, bir dehâ yaşama nasıl başlıyorsa, o da öyle başlamıştır. Daha sekiz yaşında iken Shekeaspeare’in 18 ciltlik eserini okumaya başlayan, üzerinden çok geçmeden teoloji üstüne öğrenim gören, kısa sürede teoloji eğitimini tamamlayan ve üstüne de doktora veren Hegel’in bir dehâ olmadığını iddia edecek hiçbir dehâ yoktur. Doktorasını verdikten sonra hayatına özel öğretmen olarak devâm eden Hegel, babasının ölümüyle birlikte, ondan gelen mirasla da maddi açıdan rahatlamış gibidir. Bu sayede Jena’ya giderek üniversite hocası olabilmiştir.

Bir yandan üniversite hocalığına devam eden Hegel, belki de en önemli eseri Tinin Görüngübilimi‘ni 1807 senesinde yayımlamıştır. Bu seneden sonra şansı iyice dönen Hegel, önce Heidelberg’de, sonra ise Berlin Üniversitesi’nde profesörlük görevini üstlenir. Önlenemez çıkışı burada da süren Hegel, burada rektörlüğe kadar yükselmiştir. Sene 1829’dur. Fakat bu görevi çok uzun yıllar sürdüremeyecek olan Hegel, 14 Kasım 1831’de kolera salgınının kurbanlarından birisi olmaktan kurtulamamıştır.

Hegel’in felsefesinden bahsetmeden önce, şunun altını iyice çizmek gerekir ki; Hegel felsefe tarihinin en anlaşılmaz, en zor filozoflarından birisidir. Onun felsefesini anlayabilmek için felsefe terimlerinin hâkimiyeti ve detaylı bir felsefe tarihi analizi elzemdir. Ama en yalın biçimde özetlemek gerekirse: Hegel, öncelikle mutlak idealist bir filozoftur.

Mutlak idealizm, her şeyin Ben‘in içinde olduğu, bir başka ifadeyle Bilinç‘in dışına taşan hiçbir şey olmadığı ya da daha kabacası Tin‘in her şeyi kapsadığı yönündeki radikal bir düşüncedir. Hegel; Tin, Geist, Ben, Bilinç, Saltık gibi kavramları yaklaşık anlamlardan kullandığından, bu kavramların ayrımında zorluk yaşanabilir. Ama basit bir felsefe okuması için bu kavramlarının her birini aynı anlamda almak bizi Hegel felsefesine biraz olsun yaklaştırabilir.

hegel-phenomenologyHegel’in asıl derdi, özgür bilinci yeterince iyi kavrayabilmek ve ortaya koyabilmektir. Bu kavrayış için ünlü efendi-köle diyalektiğini ortaya koyan Hegel, iki farklı bilinç biçiminin egemenlik ilişkisi içinde kendilerini tanımaya çalıştığını ifade eder. Elbette bu kaba bir ifadeyle böyledir. Kezâ bilinç içerisinde kalan bu egemenlik çatışması çok daha karmaşık bir süreci ifade etmektedir. Ulaşılan nokta ise şudur: Bu egemenlik ilişkisi içerisinde kendisini tanıyan Ben, yabancılaşmadan kurtulur ve kendisini Saltık‘ın içerisindeki bir nokta olarak tanımlayabilir. Bahsedilen Saltık aslında çok da karmaşık değildir, ama Hegel felsefesi için muğlak bir kavramdır. Saltık, Hegel’in döngüsel tarih anlayışında her Ben’in kendisini tanımasının bir toplamına verilen isimdir. Aslında Tin ve Geist de bu tanımın hemen hemen aynısına denk gelir.

Hegel’in Geist teorisinin, üç ayaklı bir açımlama ayrıntısı gözden kaçmaması gereken bir husus olarak görülür. Geist, Hegel’e göre kendisini üç şekilde açar ki bu diyalektik yöntemin bir eseridir. Öncelikle Geist, kendisini Öznel Tin olarak açar. Bu kaba söyleyişle insan ruhuna denk gelen bir söylemdir. Bundan sonra, yukarıda basitçe bahsedilen efendi-köle diyalektiğiyle kendisini tanıyan Ben, Nesnel Tin olarak bedenselleşir. Nesnelleşen ruh için artık, hukuk, devlet, ahlâk, kültür gibi kavramlar Mutlak Tin’e varış sürecinde birer basamak olarak sıralanır. Mutlak Tin ise, üç aşamada ulaşılan bir noktadır Hegel felsefesinde. Birinci aşama sanattır ki, bu tezdir. İkinci aşama dindir ve bu da antitez olarak söylenebilir. Sentez ise, felsefedir. Hegel bu uslamlama ile Mutlak Tin’in bilgisine ancak ve ancak filozofun ulaşacağını da vurgulamış görünür.

schopenhauer_and_hegel
Schopenhauer ve Hegel

Hegel felsefesi mantıksal bir felsefedir, daha açığı önermeler birbirini mantıksal açıdan izlerler. Hemen her konuya dokunabilen bir felsefe olan Hegel felsefesi, siyaset felsefesinden ahlâk felsefesine, sanat felsefesinden kültür felsefesine, zihin felsefesinden varlık felsefesine birçok felsefe içi disipline dokunmayı başarır. Belki de bu yüzdendir, felsefe tarihi için Hegel’in birçok eleştiri oku yönelmiştir. Örneğin; Marx, Hegel diyalektiği için “baş aşağı” durduğu eleştirisini yapmış ve kendisinin diyalektik yöntemi ayakları üstüne oturttuğunu söyler. Ama, Marx’ın baş aşağı durduğundan Hegel’i baş aşağı görebileceği yönündeki karşı sav bu eleştiriyi kolayca savuşturabilir. Şu bilinmelidir ki, başlı başına bir sistem filozofu olan Hegel felsefesinin bir eleştirisini sunmak için en baştaki önermeyi çürütmek gerekir. Çünkü bütün diğer önermeler, en baştaki önermeyi mantıksal olarak izler. İlk önerme çürütülmedikçe, diğerlerine itiraz etmek anlamsız bir çaba olacaktır.

Bu yorucu yazının ardından şu basit cümleleri de eklemek gerekir: Hegel, felsefe tarihinin dönüm noktalarından birisidir. Onun felsefesi, ilgi çekiciliğini, esprisini ve güncelliğini sürdürmekte ısrar etmektedir. Ve öyle görünüyor ki, bundan sonra da onun felsefesi felsefe disiplinini oldukça meşgûl edecektir.

Dipnot: Saltık, Geist ya da Tin denilen şeyi “Tanrı” olarak basitleştirenler ekseriyettedir. Ama böyle bir kolaylığa kaçmak, Hegel’in dehâsına yapılan sağlıksız bir hakarettir. Günümüzdeki Hegel okumalarında hararetle sürdürülen “sağ Hegel” “sol Hegel” tartışmalarına ise girmek şu noktada anlamsız olacaktır.

“Sınırlamaların farkında olmak, şimdiden onların ötesinde olmaktır.”