Annemin eski fotoğraf albümlerine göz atmak sonsuzluk sözcüğü üzerine düşündürdü beni. Sonsuzluk denildiğinde gözümün önünde uçsuz bucaksız bir yol canlanırdı bazen hiç durmadan uzayıp gittiğini düşünürdüm o yolun. Bazen de denizle göğün bir olduğu ufuk çizgisine benzediğini düşünürdüm sonsuzluğun. Evrenin tanımı için kullanıldığını duymuşluğum da oldu fakat düşündüğümde derinlerinde bir yerde bambaşka bir anlam yattığını fark ettim.

Annemin eski fotoğraflarla dolu albümleri var. O fotoğraf albümleri annemin, annemin kardeşlerinin, annesinin, babasının ve birçok akrabasının yüzlerce anısının ölümsüzlüğe dikilmiş anıtları. Arada açıp bakıyordum onlara zaman öldürmek için. Geçen yine baktım ama farklı bir bakıştı bu. İlk bakma amacım zaman öldürmekti tabii yine ama baktıkça farklı anlamlar çıkarmaya başladım, birbiri ardına gelen bambaşka düşünceler arasında kayboldum.

Birbirinden güzel anılar, bakıp hatırlanmak için, belki tekrar yaşıyormuş gibi hissetmek için güzel amaçlarla fotoğraflanmıştı. Bu amaca ulaşanlar vardı elbet ama amacından şaşmışları da gördüm maalesef. Aranızdan ayrılmış, çok sevdiğiniz bir insanla olan güzel anılarınızı hatırlamak, yeniden yaşıyormuş gibi hissetmek istersiniz elbet ama bir daha asla o karedeki gibi yanınızda olamayacağını bilmek nasıl hissettirir?

Ölüm diye bir gerçek var hayatta. Bugün olan yarın yok demek bile zor artık şimdi nefes alıyorsam 1 saniye sonra nefesimin tükenmeyeceği ne malum? Bilemiyorum. Büyük bir karmaşa ve telaş içine giriyorum sonra. Bu yaşıma kadar yaşamış olduğum iyi kötü her anı gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Geri gitmek, tekrar yaşamak istiyorum bazılarını. Bazılarını da yaşanmışlıktan silmek istiyorum. Yapabilir miyim ki? Geri gidip tekrar yaşayabilir miyim? İstediklerimi yaşanmışlıklarım arasından çıkarabilir miyim? Yapamam.

Diye düşünürken ananemin gençlik fotoğrafı çarptı gözüme. Yavaşça elimi uzatıp elime aldım. Otuzlu yaşlarında genç bir kadın gördüm fotoğrafta yanında iki çocuğuyla. Kahkaha atarken çekilmiş bir fotoğraftı. Şimdi seksen küsür yaşında ve felçli ananem. Bir yatakta öylece yatıyor. Soru sorarsan cevap veriyor bazen, bazen de hiçbir şey demeden, öylece bakıyor yüzüne. Fotoğrafı yatağımın kenarına bıraktım. Kitlendim öylece bakakaldım halının bir desenine. Kötü hissettim. Bundan bir otuz, kırk, elli yıl sonra ben de aynı durumda olabilirim düşüncesi miydi kötü hissettiren yoksa o fotoğraf karesinden şu anki durumuna kadar geçen sürenin nasıl da hızlı geçmiş olduğunu fark etmem mi karar veremedim. Fotoğrafları toplamaya başladım. Toplarken de Hasibe Yengemin eniştemle fotoğrafına takıldı gözüm. Eniştemle evlilik fotoğraflarıydı bu, Hasibe Yengem de yirmili yaşlarında genç bir kadındı bu karede. Mutlulukları, gülümsemeleriyle yanaklarında oluşan ince çizgiden okunuyordu. Fotoğrafa ilk baktığımda bu fotoğraf karesiyle başlayan birlikteliğin elli yılı aşkın süredir devam ediyor olduğunun verdiği tarifsiz hisle beraber gülümseme belirdi benimde yüzümde. Çok sürmeyen bir gülümsemeydi çünkü birkaç gün önce Hasibe Yengemin Alzheimer olduğunu ve yaşamına dair hemen hemen her şeyi unuttuğunu öğrenmiştim. Şimdi bu fotoğrafa baksaydı en mutlu olduğu anlardan biri olan hayat arkadaşıyla birlikteliğinin ilk gününü hatırlar mıydı ? Muhtemelen hatırlamazdı.

Hayat gariptir işte diye düşündüm. Herkesin farklı hayatları, farklı anıları vardır.Birçok an yaşanmıştır, birçok an yaşanacaktır. Hepsi toprağa damlatılan bir damla suya benzer. Toprağa karışıp yok olur sanırız fakat bir bitkiye can verir ve o bitkinin içinde yaşar aslında. Anılarımız da milyonlarca saniyeden oluşur ve bu saniyelerin her biri sonsuzluğa karışır, geçip gider. Sonsuzluğun derin anlamı buradadır işte. Evren değildir sonsuz olan. Anlamda sonsuzluk, evrenin midesidir. Milyarlarca insanın milyarlarca saniyesini sindirir ve evrene can verir. O kadar çok saniye sindirmiştir ki sonsuzluk da evren de başı sonu görünemez bir hal almıştır. Ondan evrene sonsuz deriz. Ondandır sonsuzluk dendiğinde akla ilk gelenin uçsuz bucaksız yollar olması.

Bir günde tam 86.400 saniye geçiriyoruz. Bu saniyeler boşuna geçmesin. Geçen saniyelerimizle evreni beslemekle beraber iyi kötü birçok anıyla dolup taşan rengarenk bir hayat oluşturalım. Bir gün unutabilme ihtimalimiz de varken sevinciyle, hüznüyle her bir anımızı dolu dolu yaşayalım. Bu gün de bitsin işte deyip gün geçirmek için yaşamayı bırakıp yeni umutlarla, yeni amaçlarla yarını bekleyelim.

Yeni yarınlara, güzel anılara ve renkli hayatlara…