Kadıköy Moda Sahnesi önünde susma eylemi gerçekleştiren üç oyuncu ile röportaj yaptım. Elbette önce onlarla oturup susarak… Sohbet edebilmemizi sağlayan kısa ara için teşekkür ediyorum. Geçinemeyen, devlet tarafından görmezden gelinen tiyatrocuların açlığını kanıksamayı reddeden ve ortaya bir tavır koyan bu üç yüreği yürekten destekliyor, yıllardır süregelen yok sayma halinin artık gerçekçi bir çözüme kavuşmasını diliyorum. İvedilikle!

Cenk Dost VERDİ: Oyunculuk mezunu olarak oyunculuk yapamayan halimle buradayım. Şimdiye kadar tüm zorluklara rağmen tiyatro yaparken pandemi süreciyle oluşan o kayıtsızlık ve içe kapanma sırasında haliyle ilk olarak tiyatrolar kapatıldı. Tabii ki halk sağlığı daha önemli ama maçlar yapıldı, birçok sektör işine devam etti. Tiyatrolarsa kapatıldı. Biz bunun yıllardır süregelen bir ideolojik yok sayma olduğunu anladık. Kapandığında bizim hem ekonomik olarak hem moral olarak hayat damarlarımız kesildi. İşini yapmayan bir yığın insan vardı ama bizim farkımız bunun artık normal olmadığını kabul etmek oldu. Bu yüzden önce kendimi dönüştürmem gerekti. Başka işlerde çalışarak günü kurtarmanın normal olmadığını kabul etmem gerekti.

Çok çalışmayı vaaz edenler, çalışmayıp çok kazananlardır. Bunu hepimiz biliyoruz. Patronlar çalışanı uyutup sömürmeyi amaçlar. En azından tiyatroda bunu dönüştürelim istedik. Karşımızdaki tek merci devlet. Aldığım her nefesten vergi kesen devlet… Devlet artık bizim varlığımızı kabul etmeli. Bizim bir statümüz, mesleki tanımımız bile yok. Oyuncu Sendikası hukuki çalışmayı yürütüyor ancak net bir karşılık yok. Yapılan vergi açıklamasında bile kültür-sanat olarak değil birçok sektörle iç içe yer alıyoruz, o da geçici… Bu kadar belirsizliğin ortasında yarınımı göremediğim için çalışmayı bıraktım. Tiyatro dışında bir şey yapmayı bıraktım. Tiyatro yapana kadar, ne yapamıyorsam onu burada yapamamayı tercih ediyorum. Görünüşte pasif bir eylem olsa da bizi çok dönüştüren bir eylem biçimi. Bizi susturan öfkemizdi ama dile getirme biçimlerimiz bizi defalarca kez yarı yolda bıraktı. Örgütlenme çok kıymetliydi fakat karşı tarafın kayıtsızlığı bizi anlamlı olsa da ufak toplanmalara, etkinliklere mecbur bıraktı. Burada bir tehlike var. Ya bunu kabul edecektik ya da başka bir metot deneyecektik. Biz susarak yeni bir dil arıyoruz. Asıl suskunluk kafede çalışmak, bunu normalleştirmek olurdu. Bunu reddediyorum. Kiramı ödeyemiyorum. Kafede çalışırken hiçbir sorunum yokmuş gibi oluyordu. Hayır, elimden alınan her şey yine, her an kafamdaydı.

Bizim gibi çok insan var. Neredeler bilemiyoruz. Tiyatrodan kazanamadığını söyleyenler ailelerinden aldıkları parayla tatile nasıl gidiyorlar? Bu kandırmacayı ben kendime zûl görüyorum. Ben üstünü örtmeden, şartlar neyse onu yaşıyorum ve onu görünür kılıyorum. Artık başka türlü yapamıyorum. Bu kadar yok sayılmanın içinde kendi kişiliğimden taviz vermemeyi seçiyorum. Aynı çevrelerle aynı şeyleri konuşup duruyoruz. Hiçbir değişim olmuyor. Artık sorunlarımız çözülsün diye susuyorum. Kapalı kepenkli bir kültür varlığının karşısında susarak, belki bu sahnede oynadığım bir geceyi hayal ederek, kendi meşruluğumu anlatmak ve yeni bir dil bulmak istiyorum. Buraya gelenler de bizimle susuyor. Konuşurken neyi paylaşıyorsak susarken de onu paylaşıyoruz aslında. Sartre’ın bir sözü var: “Dilsizin sustuğu söylenebilir mi?”. Susmak başka bir dili aramaktır. Kayıtsız kalarak susmayı reddediyoruz. Önce en yakınlarıma bunu anlatmalıyım. İkinci dalga geldiğinde ne yapacağız, kimse bilmiyor. Artık geçici gündemlerle kendimi oyalamak istemiyorum. Tiyatrodan kaynaklanan mutsuzluğumdan mutlu olmaktan utanır hale geldim. Evet, soru işaretleriyle doluyum.

Burada durarak yeni bir dil keşfetmek ve susarak gürültü çıkarmak istiyoruz.

Deniz ELMAS: Yaklaşık altı yıldır Moda Sahnesi’nde çalışıyorum. Beş buçuk aydır işsiziz; sahne kapalı. Tiyatro İnisiyatifi taleplerimizi sundu. Epey imza toplandı. Yalnızca bir maddemiz kabul edildi; vergi ile ilgili.

Burada, kapalı olan, beş buçuk aydır hiçbir destek almayan bir özel tiyatronun karşısında susuyoruz. Yalnızca üç oyuncuyuz. Görünür kılmak istediğimiz şeylerden biri susan çok fazla oyuncu ve yönetmen olması. Belki de korkuyorlar, bilemiyorum. Ama arkasında durmamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum. Tiyatro benim işim. İşimi yapmak istiyorum. Tiyatroya ben sahip çıkmazsam kim sahip çıkacak? Bunların hepsi hafıza. Örneğin Moda Sahnesi’nde seminerler var, oyunlar var. O kadar özel bir mekân ki. Bunu göz ardı ettikçe bir şeyler kanıksanıyor. “Tiyatrocuysan zaten aç kalırsın” egemenin söylemi. Bunu kabul etmemeliyiz. Pandemiyle birlikte bir farkındalık oluştu: “Zaten yaşayamıyormuşuz ki” dedik. Mesleğim olmasına rağmen neden garsonluk yapmak zorunda kalıyorum? Şehir Tiyatrosu ya da Devlet Tiyatrosu oyuncusu değilsem neden maaşsız kalıyorum?

-Tiyatronun eğlence sektörü başlığı altında değerlendirilmesi ve ülkedeki en ufak problemde bile susturulan ilk sektör olması da aşılması gereken bir sorun bence. Sonuçta bu işle ekmeğinizi kazanıyorsunuz. Herkes işini yapmaya devam ederken tiyatrocuların açlığı önemsiz gösteriliyor.

D.E.: Evet. Tiyatro eğlence sektörü değil zaten. Alışveriş merkezlerine tıkılıyor artık tiyatro. Konservatuvar öğrencileri ve yeni mezunlar da birleşmeli ve tiyatroya sahip çıkmalı. Neden bu sistem böyle devam etsin? Güçlü durmalıyız. Şiddetsiz bir şekilde… Egemenin gösterdiği şiddetin aksine susmamız daha derin ve anlamlı. Tabii nerede sustuğumuz da önemli.

Ulaş KAYA: Kurulduğundan beri Moda Sahnesi’nde çalışıyorum. Hiç beklemediğimiz, tanımadığımız bir süreçten geçiyoruz. Tiyatrolar da çok olumsuz etkilendi bu süreçten. Örgütlenen tiyatro faaliyetleri ile birlikte isteklerimizi belirttik ancak yeterli karşılığı alamadık. Devlet tiyatroyu yatırım aracı olarak görmüyor ve tiyatro yapmamızı istemiyor. Bizler Ticaret Odası’na bağlıyız ve güvencemiz yok. Anayasanın 64. maddesi: “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır” diyor ama biz bunu hissetmiyoruz elbette. Bir tür tahakkümle karşı karşıyayız. Susan birçok insan varken ve bir şiddete maruz kalıyorken dedik ki: “En azından nasıl susmamız gerektiğine biz karar verelim”. Yeni bir dil arayışı içindeyiz burada. Birçok oyuncu kafelerde, barlarda çalışıyor. Bunun artık meselenin kendisinden uzaklaşmak olduğunu, ikiyüzlülük olduğunu düşünüyoruz. Tepki göstererek kendimizi, içimizdeki öfkeyi sağalttığımızı düşünüyorum. Tiyatro da böyle bir şey. Biz burada susuyoruz. Maruz kaldığımız şeyler karşısında en azından layıkıyla susalım. İsteğimiz yerde, istediğimiz şekilde…