21. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olarak gösterilen Değiştirilmiş Karbon’un ikinci kitabı, Düşmüş Melekler çıktı. İthaki Yayınları’nın okuyucuyla buluşturduğu Richard K. Morgan’ın Takeshi Kovacs Serisi’ni Aslıhan Kuzucan’ın çevirisiyle okuyoruz.

Değiştilmiş Karbon önce kitabıyla, sonra Netflix’in Altered Carbon adıyla diziye uyarlamasıyla hem okuyucuyu hem izleyiciyi çok etkilemişti.  Haliyle, ikinci kitabı merakla bekliyorduk. Düşmüş Melekler sonunda raflara çıktı, Takeshi Kovacs’ın dünyasına yeniden girmiş olduk. Bu kez karşımızda bir savaş, askerler, askeri suçlular, güçlü kadın karakterler, Marslılar ve arkeologlar var.

Protektora Savaşın İçinde

Kitap savaş ile başlıyor, bütün Protektora savaşın içinde. Bu kitabın evreninde savaş nasıl oluyor, askerler nasıl kullanılıyor ve Dünya’da yaşadıklarından 30 yıl sonra Takeshi Kovacs ne işlerle uğraşıyor görüyoruz. Değiştirilmiş Karbon’da en son insan bedenlerinin değersizliğini konuşmuştuk, Düşmüş Melekler’de ölümün ne demek olduğuna bir bakış atıyoruz. Savaşın içinde ölen askerlerin ne anlama geldiğini ve ölümün ne olduğunu görmek iç ezici. Çünkü bu kez, bedeni ölen kişinin yeniden kılıflanmasını bıraktık ve büyük patlamalarda bellekleriyle birlikte gezegenden silinen askerlerle karşı karşıyayız.

Yeniden kılıflanmaya değer bir asker olmak için, ilk olarak hayattayken savaştığınız tarafa iyi hizmet etmiş olmanız gerekiyor. İkinci olarak da ruh sağlığınızın yerinde olması gerekiyor. Tabii, belleğinizin havaya uçmadığını sayarsak… Bir avuç bellek arasından ayırt edilebilmek ve buna değip değmemek savaştaki temel problemlerden. Belleğiniz yok olmamışsa, birçok bellek arasından ayırt edilmişseniz ve yeniden kılıflanmışsanız bile hala yeniden kılıflanma sendromuna yakalanma ihtimali var. Takeshi Kovacs, yeniden kılıflanlanma sendromuna yakalanan bir askeri şöyle anlatıyor: “Bebek gibi yerde oturup ağlıyor ve parmaklarını artık oynamaktan sıkıldığı bir oyuncak gibi algılıyordu.” Bu kişi tekrar tekrar kılıflanıp en sonunda bozulmuş. Etkileyici ve ürpertici, öyle değil mi? Önceki kitapta tekrar kılıflanmayı incelemiştik, bu kitapta konu daha ileriye taşınıyor ve tekrar tekrar kılıflanan askerlerin psikolojisini inceliyoruz.

Bir Asker Olarak Takeshi Kovacs

Takeshi Kovacs serisini okutan en güçlü etki, hiç şüphesiz, Takeshi Kovacs’ın ta kendisi. Biraz deli, her daim mantıklı, gözlemci, çevresini en iyi şekilde anlatan biri. Çekici bir adam, bir kordiplomat. Takeshi, artık ruhsal buhranlarını geride bırakmış iyi bir anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor. Değiştirilmiş Karbon’da Elias Ryker’ın kılıfındaki adamla, askeri üniforma içindeki bu adam aynı kişi mi? Takeshi Kovacs yaşamaya ve kılıflarına adapte etmiş, değişmiş, ve daha güçlü biri olmuş.

Kitabın başlarında Dünya’yı ve neredeyse aşık olduğunu hatırlayan Kovacs, hala Dünya’da yaşananları düşündüğünü ve hayalini kurduğu bedenin neredeyse 60 yaşında olduğundan bahsediyor. Bu kısım, gerçekten tüyleri diken diken ediyor. Çünkü Kovacs Dünya’dayken insan bedenlerinin ne kadar değersizleşebildiğini görmüştük ama yine de insanların ve Kovacs gibi bir ölüm makinesinin bile duyguları olduğunu okumuştuk. Değiştirilmiş Karbon’da bedenler harcanıyordu, Düşmüş Melekler’de ruhlar harcanıyor. Ve savaş, her zaman aynı savaş. Medeniyetler ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, yine de silahlar var. Yine, insanlar ölüyor ve geride kalanlar acı çekiyor.

Değiştirilmiş Karbon’u okuyan, Netflix’in Altered Carbon’unu seyredenler, Düşmüş Melekler’i kaçırmasın. Takeshi Kovacs’ın bambaşka bir kılıfla yeni maceralara atıldığı kitabı soluksuz okuyacaksınız. İyi okumalar herkese!