Her yılın Eylül ayını, son yıllarda daha isteyerek ve severek bekliyorum. Çünkü Eylül ayında yepyeni filmler sinema salonlarına misafir oluyor, ayrıca film festivalleri de yeni sezonlarına merhaba diyor. Bu yıl yine yoğun olan festival takvimimi hazırlarken, geçen yıl gitmediğim ve ilk kez düzenlenecek olan festivallere daha yer açmayı düşündüm. Bu esnada karşıma “1. Kızkalesi Film Festivali” çıktı. İlk kez bu yıl düzenlenen festival, kısa film ve belgeselleri bir araya getirdi.

Benim kadrajımdan “Kızkalesi”

Festival nasıl geçti?

1. Kızkalesi Film Festivali, Erdemli Belediyesi ve Mersin Sinema Derneği (MERSİNEMA) ortaklığında düzenlendi. 306 gibi ilk yılına rağmen oldukça yüksek sayıda filmin başvuru yaptığı festivalde üç farklı kategoride toplam 30 film yarıştı. Uçakla Adana’da sımsıcak bir havayla karşılaşır karşılaşmaz, yaklaşık 1,5 saat süren Mersin-Kızkalesi’ne doğru güzel bir yolculuk başladı. Bu yolculuğu bilmesine rağmen kısa film yönetmenlerinin ve katılımcıların festivale yoğun ilgisi çok hoşuma gitti. Mersin’in tarihi Kızkalesi manzaralı bir yerde konaklamamız, gece gündüz onu her ışıklı haliyle görmemiz oldukça keyifliydi. Kaleyi de gezdim, tarihi dokusu muazzamdı. Sahilinin berrak kumuna bayılırken, masmavi deniz suyu da pamuk rahatlığına hayran kaldım.

Aslında ilk kez düzenlenen festivallerin bazı eksikliklerinin olması kaçınılmaz olabiliyor, ama bunları kimi zaman mazur görmek de gerekiyor. Fakat bu konulardan bahsetmemiz; bu festivallerin gelecek yıllarda çok daha iyi olup, bir öncekinin daha da üstüne koymasını da sağlayabiliyor. Otele geldiğimizde herkesin ikili kalacağını orada öğrenmesi, ufak bir krize yol açtı. Belki bu daha önce söylenseydi, daha sıkıntısız çözülebilirdi. Festival katılımcıları için festivale dair eşantiyonları içeren ufak bir festival çantası hazırlanabilirdi. Ayrıca festival filmlerini ve festivale dair bilgileri içeren bir katalog da yoktu, bunun olması bir festival için de çok önemli. Her bir katılımcıya, üzerlerinde herkesin isminin ve görevinin yazacağı bir festival kimliğinin olması da güzel bir fikir.

Festival filmlerinin gösterildiği “Erdemli Kültür Merkezi” oldukça güzel hazırlanmıştı. Duyduğuma göre yeni de olan bu kültür merkezinin, bir kısa film festivaline ev sahipliği yapması kadar muhteşem bir şey olamaz. Fakat salonlarda Erdemli halkını görememek üzücü. Festival salonları, daha çok davetlilerin ilgisiyle doluydu. Bu konuda hem festivale hem de belediyeye halk duyurusu anlamında büyük bir görev düşüyor. Film gösterimleri sonrası festival tarafından her yönetmene bir plaket verilmesi fikri de çok hoş. Fakat yönetmenlere filmleri hakkında bir söyleşi planlamasının yapılmamış olması üzücü. Film gösterimlerinin hemen aka bininde bir moderatörle filme dair sohbet yapılıp, soru cevap bölümü de olması çok iyi olabilirdi. Bazı filmler için bu durum anlık oluştu, ancak her film için sağlanabilir.

Ufak eksikliklere rağmen festival ekibi, davetlileri memnun edebilmek için uğraş içerisindeydi. Hele kapanış ve ödül töreninin hatasız ve çok uzamadan ilerlemesi büyük bir başarı. Ödül töreninin hemen ardından belediye başkanı Mükerrem Tollu’nun “Biz hangi filmleri en iyi seçtik, bir izleyelim mi?” demesi ve Açıkhavada “En İyi” ödülünü alan 3 kısa filmin izlenmesi o kadar iyi planlanmış ki… İyi ağırlandık, birkaç yeri gezdik ve bahsedilen eksiklikler festival ekibi tarafından not edildi. Dilerim ki “Kızkalesi Film Festivali”, kısa filmciler için güzel bir alan olmaya devam eder, hatta ilerledikçe uzun metrajlı filmleri de içine katarak uluslararası çapta kendini kanıtlayabilir.

Festivalde izlediğim “Kısa Filmler”

Bu yıl 18. İzmir Kısa Film Festivali’ni takip etmiş ve ROFİFE’de jüri üyeliği yaptığım için, aslında birçok kısa filmi izlemiştim, birçoğundan da haberim vardı. Anıl Güldoğan’ın “Hikayeci”si, daha önce büyük bir keyifle izlediğim ve hikayesine kapılık gittiğim muazzam bir iş. Üçüncülük ödülü alması sevindirici. Alkım Özmen’in daha önce birçok festivalde denk gelip bir türlü izleyemediğim “Bir İş Görüşmesi Hikayesi” filmi, oldukça vurucu ve günümüzün büyük sorunlarından olan işsizlik oranının artışına ve işsiz olan kesimin artık sabrının taştığına büyük bir vurgu. Nuri Cihan Özdoğan’a birincilik ödülü getiren “Sirayet” ise, oldukça kuvvetli senaryosuyla izleyicisine ters köşe yapmayı başarıyor. Güvercin filmindeki büyüleyici performansıyla kendine hayran kaldığım Kemal Burak Alper, Sirayet’te adeta şaha kalkıyor. Gökhan Kaya’nın yeni filmi “Ah Bir Ataş Ver” ise gerçek bir hikâyeyi kısa filme uyarlarken, gerçeklikten kaçınmadan neşesini de hüznünü de olukça düzeyli bir kalibrede izleyene sunuyor.

Burada izlediğim kısa belgesellerde dikkatimi çeken şey ise, sadece röportaj tekniğine ve tek bir hikâyeye bağlı kalmayıp ana hikâyeye bağlı diğer hikayelere de yer verilmesi. “Kurbağa Avcıları” bu anlamda başarısını belli ediyor. Merak ettiren hikayelere girdiğimiz belgeselde, merak ettiğimiz sorular da cevap buluyor. Bir diğer dikkatimi çeken şey, görüntü yönetimine dikkat edilmesi. Bu konuda “Saksak: Bir Tütün Belgeseli” de oldukça başarılı. Tabi belgeselin temel hikayesi de başarılı işleniyor. Deneysel kategorinin en iyisi olan “Rüyamda Ölü Gördüm” ise merak unsurunu zirvede tutan ve zihinleri düğümleyen bir yapım. İşin ilginci ise bu enteresanlığın hoşuma gitmiş olması. Filmin kendi içinde yer alan ‘Rüyamda ölü gördüm, uyanınca öldüm’ cümlesinin senaryosal anlamda hakkını vermesi, bu hoşnutluğun nedeni.

Festivalde bazı yönetmenlerle de “6. SEANS” bölümleri çekme şansımız oldu. “Ah Bir Ataş Ver” filminin yönetmen Gökhan Kaya ile görüntü yönetmeni Oğuzhan Kaya, “Kurbağa Avcıları” belgeselinin yönetmeni Batuhan Kurt ve “Noradrenalin” filminin yönetmeni Şükrü Özçevik ile sohbetlerimizi buradan izleyebilirsiniz: