• En son ne zaman boşaldın?
  • Bir hafta falan oluyor hocam.

Ailesinden saklayarak gidiyordu kontrollerine. O sabah İzban, Çin’deki görevlinin insanları metroya tıkıştırdığı sahneyi hatırlatacak şekilde kalabalıktı. En az ter kokacak yeri hesaplamış, o boşlukta yerini almıştı. Her yaklaşan durakta etrafına bakıyor, yakınlarında bulunanlar inmesin diye dua ediyordu. Her inmeye çalışan kişiye hunharca yer vermeye çalışırken, geride kalanları eziyordu. Garip biriydi. Bir şeyi yaparken bozardı. Bu bozduklarına “iyi niyetten olur öyle şeyler” tanımlaması yapmayı severdi. Her inen kişi onda şok etkisi yaratıyor; kalabalığın, biri inerken ki muazzam şekilde ikiye bölünmesi onda hayranlık uyandırıyordu.

İzban’da olmak
bir mucizeyi anlamaktır,
İzban’da olmak
Musa’ya inanmaktır

Bu düşünceler arasında yakınından küçük bir kız çocuğu inmek için ayaklandı. Ona yer vermek için farkında olmadan yanı başındaki kadını sıkıştırmış, kadını rahatsız etmişti. Metro perondan kalkarken kadın hemen yanı başına genç bir kadını çekmiş Gel ezileceksek kadın kadına ezilelim, demişti. Çok utandı bizimki resmen tacizcilikle suçladı kadın beni diye hayıflandı. Kadına tepki vermek istedi. Hatta Sana mı kaldık abla demeyi bile içinden geçirdi. Sonra ne yani güzel bulsan kadına taciz etme hakkının mı olacağını söylüyorsun, diye düzeltti kendini. Beklemeye devam etti.

Gideceği hastanenin durağına geldiğinde ise İzban çoktan boşalmıştı. Belediyenin, İzban açıldıktan sonra o hat üzerindeki otobüsleri neden kaldırdığını çok daha iyi anladı. 10-12 durak balık istifi gitmenin bir sakıncası yoktu çünkü. Belediyeler zekiydi, ileri görüşlüydü. Halk, mavişehir – karşıyaka duraklarında kalabalıktan isyan ederken onlar sonraki duraklardaki boşluğu görebiliyordu.

Kemer durağında rahat rahat indikten sonra, geneleve yakın olan hamamların kıyısından hastaneye doğru yürümeye başladı. Hamamların önüne kurulan tezgâhlardan birinde, renkli atletler gözüne ilişti. Beyaz atlet giydiği için kaçırdığı fırsatlar aklına gelmiş çok pahalı gelmesine rağmen paraya kıyıp bir adet gri renkte atlet almıştı kendisine ve içinden geçirdi, şimdi onlar düşünsün!

İzban kalabalıktı, hastanenin de ondan geri kalacak yanı olmadığını düşünmüştü ama yanıldı. Harbiden aldığı randevu saatinde muayeneye girmişti. Doktor sordu ona:

  • En son ne zaman boşaldın?
  • Bir hafta falan oluyor hocam.
  • 5 gün mü 7 gün mü?
  • Hmm… Vallahi emin olamadım.
  • Kendi kendine mi yaptın biriyle mi yattın?
  • Vallahi onu da hatırlamadım.
  • Tamam çok önemli değil zaten bunu meraktan sormuştum. Şimdiki sperm miktarınız çok yüksek çıkmış geçen yıl böyle değilmiş ama. Sperm sayısı yüksekmiş ama miktarda bir sıkıntı olmuş.
  • İlk başta tecrübesizdim hocam deliği tutturamadım. Şimdi de zorlandım hatta deliği tutturacağım diye. Kaplar yeterli genişlikte değil.
  • Olur mu canım sen yapmayı bilememişsin. Hemşire hanım bir kap getirin ve sonra dışarı çıkın lütfen… Şaka şaka oturun hemşire hanım. Oğlum senin hiçbir şeyin yok neden uğraşıyorsun böyle şeylerle?

Sahi ne zaman başlamıştı hastane odalarında, bir kabın içine duygusuz, ruhsuz bir şekilde boşalmaya. Neden yapıyordu bunu? Doktor ona geçen yılda gerek yok dememiş miydi?

Nedenini biliyordu. Ailesinde sabah erken kalkan kişiye kanser teşhisi konulduğu bir dönem yaşamışlardı. Kendisinde de çıkmasına korkuyordu ama bu korkusunu kamufle etmenin de güzel bir yolunu bulmuştu; Ya ben kendim için değil de bana bir şey olursa ailem çok üzülür diye endişeleniyorum önermesiyle kontrollere başlamaya karar vermişti.

Hastaneden çıktıktan sonra, doktorun niye böyle şeylerle uğraşıyorsun söylemi aklına gelmiş, ulan bir daha girmeyeceğim kontrole falan diye içinden geçirmişti. İki üç gün rahat bir şekilde dolaşsa da ufak bir baş ağrısından, karın ağrısından korkar duruma gelmesi için çok geçmesi gerekmedi. Hastalık hastası olmuştu. Aynı şekilde ailesinden birinin bir yeri ağrısa; hemen doktora gidelim, acaba bir şey mi çıktı diye korkuyor, uykuları haram oluyordu. Kanserdi bu, tespit etmesi, teşhisi çok zordu.

Bu korkusu belli bir süre daha bu şekilde devam etti. Ta ki internette okuduğu “kanserli hücrelerin sesini duyan mikroskop” başlıklı haberi görünceye dek. Kendi de fizikçi olmasına rağmen fizikçilerin bu buluşu karşısında şaşkınlığını gizleyememiş vay arkadaş böyle şeyler nasıl geliyor bunların aklına, diye sormuştu.

Onu şaşkınlığa sokan bu buluş Boğaziçi Üniversitesi fizik bölümünde hayat bulmuştu. Haber onu kansere karşı umutlu hale getirmişti ancak mezun olduğu üniversitenin de böyle bir potansiyeli olduğuna inanıyordu. Kendi bölümünden böyle bir buluş çıkmadığı için de hafif bir kıskançlık duydu.

Mikroskobu geliştiren Doç Dr. Burçin Ünlü’nün adını beynine kazıdı. Okuduğu haberde, “Herhangi bir yerimize çimdik atıldığında irkiliriz. Biz bu çalışmada biyolojik dokulara yani normal veya kanserli hücrelere dokunuyor, çimdik atıyor ve bir anlamda bu dokulara çığlık attırıyoruz.

kanserli-hucrelerin-sesini-duyan-mikroskopBildiğiniz gibi, insan kulağı normal sesleri frekans olarak duyabilir ancak dokuların ve hücrelerin sesini duymanız imkânsızdır. Biz dokunun sesini duyabilmek için özel bir mikroskop geliştirdik. Geliştirdiğimiz mikroskopta kısa atımlarla enerji gönderen bir lazer var. Lazeri gönderdiğimiz doku, lazer etkisiyle oluşan ani sıcaklık artışı nedeniyle genişliyor ve işte tam bu anda bir ses dalgası oluşuyor. Oluşan bu ses dalgası ile biz kanserli hücre ile kanserli olmayan hücrenin sesini duymak ve ikisini birbirinden ayırt etmek istiyoruz” diye ne de güzel anlatmıştı cihazın çalışma şeklini ve eklemişti Ünlü:

Bu mikroskobun ardındaki teknoloji Türkiye’de şu anda kullanılmıyor ancak bu teknoloji son 10-15 yılda dünyada çok hızlı ilerliyor. Biz lazer ile sıcaklığı artırarak dokuda ses dalgaları oluşmasını sağlıyoruz. Bir başka deyişle ışığı sese dönüştürüyoruz. Işığı dokuya gönderdiğinizde ışık dokuda düz bir çizgi halinde gidemiyor ve dağılıyor. Ancak ses dalgası doku üzerinde daha uzun mesafeler kat edebiliyor. Bu nedenle sesi kullanmak mikroskopta daha derinlikli sonuçlar almamızı sağlıyor.

Ayrıca herhangi bir boyama veya işaretlemeye de gerek kalmıyor. Biz bu yöntemle Türkiye’de bu alanda çalışan tek ve öncü grup olarak dünyada kimsenin kullanmadığı özel lazerler kullanıyoruz. Bilkent Üniversitesi’nden birlikte çalıştığımız bir ekiple birlikte tamamen yerli fiber lazerli foto-akustik mikroskop teknolojisi geliştirdik.

Bir gün onunla çalışacağım diye yine tutamayacağı sözler vermişti kendine. Ünlü’nün ekibinde yer alan Esra Aytaç, Aytaç Demirkıran, Nasire Uluç, Şirin Yonucu, Defne Yılmaz, İrem Demirkan, Ayşegül Tümer, Mert Tüzer, Çağrı Şenel, Serhat Kaya, Canberk Şanlı, Alican Kartal’ın isimlerini büyük bir kıskançlıkla okudu ve onlara seslendi doktora arkadaşlarım hepinizi şimdiden çok özledim.

Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi Haberler