Öncelikle kendimize şu soruyu soralım: Kitap okumanın iyi bir şey olduğunu kabul eden ve çocuğunu kitap okuması için zorlayan ebeveynlerden acaba yüzde kaçı gerçekten kitap okuyarak çocuklarına örnek oluyor? “Zamanım yok” gibi işlevsiz nedenlerle ötelediğimiz kitap okuma alışkanlığını kazanabilmek için belki de çocuk kitaplarından başlamak en iyisi. Bu sayede hem çocuklara kitap okumayı sevdirebileceğimiz gibi hem de okuduğumuz kitaplar üzerine tartışarak aramızdaki iletişimi ve empatiyi en üst seviyeye çıkarabiliriz.

Özellikle 19’uncu yüzyıla genel olarak baktığımız zaman çocukların ve çocukluğun felsefe ve edebiyat alanında büyük önem taşıdığını görürüz. Dış dünyaya henüz açılmamış, tecrübeden yoksun ve bu nedenle her şeyi en basit anlamıyla benimseyen küçük çocuklar karşısında, hayata atılmış, tecrübeli ve en çok da bu sebepten olayların altında farklı anlamlar arayabilen yetişkinler arasındaki fark William Blake tarafından yazılan “Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları” adlı kitapta en çarpıcı haliyle göze çarpıyor. Aynı konuyu Masumiyet temasıyla çocuk gözünden anlatan Blake, Tecrübe temasında ise yetişkinlerin gözünden konuyu ele alıyor. İşte küçük dostunuzla okurken masumiyeti ve tecrübeyi birleştirebileceğiniz birkaç başyapıt:

1- Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupéry)

Aslında listeye Küçük Prens’i ekleyip eklememe konusunda kararsız kaldım. İlk olarak 1943’te yayınlanan bu kitabın 2015 Ocak ayında telifi hakkının kalkmasıyla popüler kültür malzemesi haline gelmesi beni düşündürmedi değil. Ancak yine de dayanamadım ve en başa ekledim. Bir çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyasının anlatıldığı kitap oldukça sembolik bir özelliğe sahip. Prensimiz gezegenindeki gülüne özenle bakar ve onu çok sever, ancak ona en iyi şekilde bakabilmenin yollarını bulmak için başka gezegenlere gider ve gittiği bu gezegenler aslında insan hayatından kesitlerin birer eleştirisi niteliğindedir.

kucuk-prensten-bir-sozKüçük Prens’ten alıntılar:

  • “Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden” dedi tilki.
  • “Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. “Sesi nasıl?” demezler örneğin, ya da. “Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?” diye sormazlar. Onun yerine. “Kaç yaşında?” derler. “Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?” Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.”
  • “İnsanlar hızlı trenlere biniyorlar ama ne aradıklarını bildikleri yok. Koşuyor, heyecanlanıyor, dönüp duruyorlar.”

2- Moby Dick (Herman Melville)

Yine Küçük Prens gibi sembolik okumaya oldukça açık bir kitap Moby Dick. Kaptan Ahab ve Beyaz Balina arasındaki mücadeleyi anlatan kitap doğa-insan, iyilik-kötülük ikilemlerini çocuk ve yetişkin gözünden görmek için oldukça harika bir örnek.

Moby Dick’ten alıntılar:

  • “Yaşam dediğimiz bu acayip, bu karmaşık işte, öyle garip anlar olur ki, insan şu koca evreni büyük bir şaka olarak görür. Bu şakayı pek anlamasa bile, kendisiyle alay edildiği kuşkusuna düşer. Gene de yürekli kalır, tartışmayı doğru bulmaz.”
  • “Gözle görülen şeyler mukavvadan maskeler gibidir. Ama her olan bitten şeyde, her canlı işte, her su götürmez olayda, bilinen her şeyin içinde, bilinmez bir akıl vardır. Bu akıl, kendi damgasını vurur o akılsız mukavva maskeye. Eğer insan vuracaksa, o maskeye vurmalı. Mahpus, zindandan kaçabilir mi duvarı delmeden? Beyaz balina benim dört bir yanımı saran o zindan duvarıdır işte.”
  • “Hangi büyü girmişti de ruhlarına kaptanlarının kini onların kini olmuş, Beyaz Balina onların da düşmanı olmuştu? Neden? Nasıl? Beyaz Balina neydi onlar için? Yaşamın denizlerinde yüzen koca bir iblis mi? Belki de, kendilerinin de anlayamadıkları nedenler yüzünden, Moby Dick ansızın öyle görünmüştü düşüncesiz kafalarına.”

3- Bir Noel Şarkısı (Charles Dickens)

Scrooge adındaki cimri, huysuz ve insanları sevmeyen kahramanımız Noel Arifesinde bir gece üç hayalet tarafından ziyaret edilir. Hayaletlerden ilki kahramanımızı geçmişe götürür, ikinci şimdiki zamanda dolaştırır, üçüncüsü ise geleceğe götürür. ini, geçmişini ve geleceğini dışarıdan bir gözle izleyen Scrooge pişman olur ve hayatına iyi bir insan olarak devam eder. Kitap, yalnızca Scrooge’un geçirdiği değişimle ilgilenmez, ayrıca dönem İngiltere’sinin ekonomik ve sosyal durumu hakkında da göze çarpar özellikler taşır

Bir Noel Şarkısı’ndan alıntılar:

  • “Hayatın tadını çıkarın, dostlarım! Daha önünüzde uzun bir ömür var.”
  • “Scrooge söylediğinden de iyiydi. Hepsini ve daha fazlasını yaptı ve ölmeyen Ufaklık Tim’in ikinci babası oldu. Şu bizim güzel şehrin ve hatta şu bizim güzel dünyadaki herhangi bir güzel şehir ya da kasabanın tanıdığı en iyi arkadaş, patron ve insanlarından biri oldu. Kimileri ondaki bu değişikliğe güldü, ama o aldırmadı; çünkü bu dünyada bazı insanların gülmediği hiçbir şey olmadığını biliyordu. Kendi kalbi gülüyordu ve bu ona yeterdi.”
  • “Hiçbir şey yoksulluk kadar ezici olamaz. Hiçbir şey de servet peşinde koşmak kadar aşağılanmamıştır.”

4- Martı Jonathan Livingston (Richard Bach)

Merakı ve hayalleri nedeniyle diğer martılar tarafından dışlanan Martı Jonathan Livingston’ın hikayesini anlatır bu kitap. Peşinden koştuğu uçma hayalleriyle dalga geçilmesine rağmen pes etmeyen Jonathan, en sonunda öyle bir başarıya ulaşır ki, eskiden onunla dalga geçenler bile sonradan onun dinleyicisi olurlar.

marti-jonathanMartı Jonathan Livingston’dan alıntılar:

  • “Bir kanat ucunuzdan diğerine kadar tüm bedeniniz, düşündüklerinizden başka bir şey değil. Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedenlerinizin zincirlerini kırın. İstediğimiz yere gitmekte, istediğimiz yerde bulunmakta özgürüz.”
  • “Jonathan,” dedi “sevgiyi sakın ihmal etme.”
  • “Yaşamın, sevincin, mutluluğun, bilgisizlikten kurtulmanın anlamıydı bu. Kendimizi bilgisizlikten kurtarıp akıllı, bilgili yaratık olarak yetiştirebiliriz. Özgür olabiliriz. Uçmayı öğrenebiliriz.”

5- Şeker Portakalı (José Mauro De Vasconcelos)

Fakir bir ailenin çocuğu olan Zeze oldukça yaramazdır ve hayal gücü fazlasıyla geniştir. Ancak bu, Zeze’nin kalbinin sevgi dolu olmasına engel değildir, Zeze okulunu ve öğretmenini çok sever. Bir gün Zeze ve ailesi taşınmak zorunda kalınca Zeze çok üzülür ve yeni taşındıkları yerde bir şeker portakalı fidanını kendine arkadaş edinir, onuna sık sık konuşur. Zeze’nin en sevdiği yaramazlık, Portekizli’nin arabasının arkasına takılmaktır. Ancak bir gün Portekizli ölür, yol çalışması nedeniyle bahçelerindeki şeker portakalı fidanının kesileceği haberini duyar Zeze. Öyle üzülür ki, üzüntüden hastalanır ve yatağa düşer.

Şeker Portakalı’ndan alıntılar:

  • “Daha çok anlat” dedim.
    “Hoşuna gidiyor mu?”
    “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
    “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
    “Gider gibi yaparız.” ”
  • “Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.”
  • “Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.”
  • “Bazıları için ölmek kolaydı. Uğursuz bir trenin gelmesi yetiyordu, tamamdı bu iş. Ama benim için göklere uçmak ne güçtü. Herkes engel olmak için bacaklarımı tutuyordu.”