“Uzay Operası” terimi maceralı bilim-kurgu hikayelerini tanımlamak için kullanılır. Bu terimi 1941 yılında yazar Wilson Tucker, aşağılayıcı bir terim olarak “Le Zombie” isimli bilim-kurgu fanzininin 36. sayısında kullanmıştır. O dönemlerde Amerika’da seri halindeki radyo tiyatroları da “soap opera” (sabun opera)  olarak bilinmeye başlanmıştır, çünkü birçoğu sabun fabrikaları tarafından sponsorluk almışlardır. Tucker, uzay operası terimini, “özgünlükten yoksun, berbat, modası geçmiş uzaygemisi hikayelerine” eşdeğer bilim-kurgu yapımlarına yönelik kullanmıştır. Hatta daha öncesinde “at operası” terimi de kalıplaşmış western filmler için kullanılmıştır. Fanlar ve eleştirmenler uzay operalarının planlarının bazen at operalarından alındığını ve basitçe uzay çerçevesi içine transfer edildiğini belirttiler. 1920’lerin sonlarından 1930’ların başlarına kadar, hikayeler bilim-kurgu dergilerine basılmakta iken, genellikle “süper-bilim destanları” olarak anılacaktır.

1960’ların başlarında ve 1970’lerde Brain Aldiss’in “Space Opera” adlı 1974 tarihli bilim-kurgu antolojisini takriben uzay operaları “eski ve güzel ürünler” olarak yeniden tanımlandı. Özellikle Judy-Lynn del Rey ve kocası Lester del Rey, uzay operalarının modasının geçtiği iddialarına karşı koydular ve Del Rey Yayınevi, Leigh Brackett’in yeni baskılarını uzay operası olarak etiketledi. 1980’lerin başlarına kadar, uzay operaları yeniden tanımlandı ve etiketler Star Wars gibi başlıca popüler kültür ürünlerine sabitlendi. Uzay Operası terimi sadece 1990’ların başlarında “bilim-kurgu’nun legal ve meşru olan türü” olarak tanındı.

Bilim-kurgunun bir çok elementini içeren alt türlerin öncesindeki erken dönem işler şuan “proto-space opera  ” olarak biliniyor. Erken dönem proto-space operalar çeşitli 19. Yüzyıl Fransız yazarlar tarafından kaleme alındı, örneğin 1802 çıkışlı Nicola-Edme Retif’in “Les Posthumes”i, 1854 çıkışlı C. I. Defontenay’dan “Star ou Psi de Cassiopee: Historie Merveilleuse de l’un des Mondes de l’Espace”ve 1872 çıkışlı Camille Flammarion tarafından yazılmış “Lumen” gibi. Yoğun şekilde popüler olmamakla birlikte yine de Victorian ve Edwardian bilim-kurgu dönemlerinde yazılmış proto-space operalar vardı. Örnekleri Percy Greg, Garrett P. Serviss, George Griffith ve Robert Cromie’nin işlerinde bulunabilir. Bleier Everett, 1930’larda Genre Magazin’deki eleştirisinde Robert illiam Cole’un “The Struggle for Empire: A Story of the Year 2236”nın ilk uzay operası olduğuna değinir. Roman, Dünyalı güneş adam ile Sirius merkezli azılı bir humanoid ırkının arasındaki yıldızlararası çatışmayı tasvir eder. Ancak romanın fikri, 1880’den 1914’e kadar popüler olan “gelecek-savaş kurgusu” olarak adlandırılan bilim-kurgunun milliyetçi türü içerisinde ortaya çıkmıştır. Bu apaçık eski örneğe rağmen, uzay operalarının düzenli olarak dergilerde gözükmeye başlaması için uygun hale gelmesi 1920’lerin sonunu bulacaktı. Sinemada, bu tür muhtemelen 1918 çıkışlı Danimarka filmi “Himmelskibet” ile başladı.

Uzay operasının, J. Schilossel’in “Invaders form Outside” (Weird Tales, Ocak 1925), “The Second Swarm” (Amazing Stories, 1928 İlkbaharı.) ve “The Star Stealers” (Weird Tales, Şubat 1929) ; Ray Cummings’in “Taranto the Conqueror” (1925) ve “Edmond Haliton’ın “Across Space” (1926) adlı erken dönem eserleri de dahil olmak üzere, farklı yazarlar tarafından benzer hikayeler 1929 ve 1930’lu yıllara kadar devam etti. 1931 yılı ile birlikte uzay operası bilim-kurgunun önemli türlerinden biri olarak kendisine iyice yer edinmişti. 

Bununla birlikte, Dozois Gardner ve Strahan Jonathan, 2007 yılında “Yeni Uzay Operası” adlı yapıtlarında çoğunlukla bu türün babasının “Edward Elmer Smith” olduğuna değindi. Lee Hawkins Garby ile birlikte ortaklaşa kaleme alınmış olan Edward’ın ilk basılı eseri “The Skylark of Space” (Amazing Stories, Ağustos – Eylül 1928) çoğunlukle ilke güzel uzay operası olarak anıldı. Kitap, geleneksel bir bilim insanının icat ettiği uzay arabası ile gezegenler arası romantizmi birleştirir. Smith’in daha sonraki “Lensman” serisi ve Edmond Hamilton, John W. Campbell, Jack Willamson gibi isimlerin eserleri 1930’lar ve 1940’larda okuyucular arasında popülerdi ve başka yazarlar tarafından çokça taklit edildi. 1940’ların başlarında bu hikayelerin sürekli tekrarlılığı ve savurganlığı bazı hayranlar tarafından karşı çıkışlara yol açtı ve uzay operası teriminin anlamı en baştaki küçümsenici anlamını edindi. Ancak daha sonra, bu türün en iyi örneklerine yönelik ilgi, terimin yeniden değerlendirilmesine ve alt-kültür geleneklerinin dirilişine yol açtı. Poul Anderson ve Gordon R. Dickson gibi yazarlar geniş ölçekli uzay maceralarını 1950’lere kadar canlı tuttu. M. John Harrison ve C. J. Cherryh gibi yazarlar da 1970’lerde arkalarından geldi. Bu süreçte “uzay operası” bir çok okuyucuya göre küçümsenilen bir terim değil, belirli bir bilim-kurgu türü hikayelerinin basit tanımıydı.

Yazar Paul J. McAuley’e göre 1970’lerde birçok İngiliz yazarı uzay operasını yeniden yorumlamaya başladı. 1975’de M. John Harrison’ın “The Centauri Device” eserinin basılması ve Star Wars’un finansal başarısı bu alandaki önemli süreçlerdir. Cyberpunk akımının ortaya çıkışı ile aynı dönemde gelişen ve ondan etkilenen bu “yeni” uzay operası, daha karanlıktı ve eski uzay operalarındaki “insanlığın zaferi” şablonundan uzaklaşmıştı, yeni teknolojiler içeriyordu ve eski uzay operasından daha güçlü bir karaktere sahipti. Yıldızlararası genişliğini ve geleneksel uzay operası kapsamını korurken aynı zamanda bilimsek olarak da daha titizdi.

Kaynaklar: wikipedia.com/spaceopera, simonandschuster.com/books/Space-Opera, gestion.pe, http://controversialdocumentaries.blogspot.com/2014/11/the-youth-of-my-era.html