Gündelik yaşamımızda çoğumuzun gündelik etkinlikleri mekanik bir şekilde işler. Yaptığımız etkinliğin çoğu zaman farkında olmadan sürecin içine karışmadan amaca doğru koşturur dururuz. Bir sonraki yapacağımıza konsantre olmuş biçimde anın içinde olmaktan çok uzak kalırız. Örneğin spora giderken, dışarıda yürüyüş yaparken bunu belli bir farkındalıkla yapmayız. Yalnızca sonuca ulaştırırız. Bir diğer yapacağımız şeyi düşünerek yaptığımız işte var olamayız. Hayatın gündelik etkinliklerinin farkında olma ve kendimizi verme zihnin açık olma pratiği ise Zen Budizminde önemli bir yer tutar. Zen ustası Thich Nhat Han bulaşık yıkama sürecini aktararak bu karmaşık duruma açıklık getiriyor:

Bulaşıkları yıkarken kişi yalnızca bulaşıkları yıkamalıdır; bu demektir ki, bulaşık yıkarken bulaşık yıkamakta olduğu gerçeğinin tamamen farkında olmalıdır. İlk bakışta, bu biraz aptalca gelebilir: Böyle basit bir iş için o kadar sıkıntıya ne gerek var? Ama mesele tam da budur. Burada ayakta duruyor ve şu kapları yıkıyor oluşum mucizevi bir gerçekliktir. Nefesimi dinleyerek, mevcudiyetimin bilincinde ve düşüncelerimin eylemlerimin ayrımında olarak, ben kendim oluyorum… Eğer bulaşık yıkarken sadece bizi bekleyen bir fincan çayı düşünür ve sanki bulaşıklar bir belaymış gibi aceleyle başımızdan savmaya çalışırsak… bulaşık yıkadığımız süre içinde yaşıyor olmayız… Eğer bulaşıkları yıkayamıyorsak, çayımızı da içebilme şansımız olmayacaktır. Çayımızı içerken başka şeyler düşüneceğiz ve elimizde tuttuğumuz fincanın çok az ayrımında olacağız. Böylece sürekli gelecek tarafından yutulacak ve gerçekte hayatımızın bir dakikasını bile yaşayamacağız.

Bu metinden anlaşılacağı gibi aydınlanma ya da farkındalık tam olarak bulunduğumuz yer ve zamanın içindedir. Her gün yapılan etkinlikler bir engel gibi görünse de her gün yaptığımız etkinlikler farkında olduğumuz ya da olabilceğimiz tek yerdir. Tam olarak bu konunun somut örneklerinden biri olan Japon çay seromonisi, yaşadığımız derinin içinde canlı olduğumuzu hissettiren nadir anlardan bir tanesidir.

Çay içme gibi bir gündelik pratiği sanat haline dönüştüren kişi, dönemin en önemli kişilerinden olan çay ustası Sen No Rikyu‘dur. Bu seremoni günlük etkinlik üzerinde muazzam bir yoğunlaşma sağlayarak ve onu salt kendisi için yaparak hayatı da sanat düzeyine yükseltir.

Bunu da hem ayrıntılı bir tören olmasıyla hem de son derece kendiliğinden olarak sağlamaya çalışır. Bu törenlerde davranışlar, çay hazırlama ve sunma yöntemi konuşulacak konular belirlidir. Töreni anlamak, eğitimini almak ve öğrenmek yıllar sürebilir. Eğitim derken yazılı bir kaynak bulunmaz ya da ders şeklinde öğretilmez. Sürecin içinde anlaşılır ve özümlenir.

Çay Seremonisi ve Yaşama Sanatı İncelikleri

Chadou yani çay seremonisi Çay ye Yol kelimelerinin birleşiminden oluşur. Chadou, ikamet edilen yerden uzak doğanın içinde küçük evlerde odalarda yapılırdı. Bu evlerin bulunduğu alanlar genellikle sessiz, doğayla iç içe bahçesi özenli alanlar olarak düzenlenirdi. Bu alanlarda doğallık ve sadelik çok önemliydi. Çay odaları estetik bakımından oldukça minimalist ve sadelikten yana düzenlenirdi. Bambu ve hasırın kullanıldığı odalar gündelik hayattan yalıtılmış ve sessiz yerlerdir.

Özellikle bu odalarda mükemmel uyumdan uzak durulmaya çalışılmıştır. Odalarda genelde bir vazo bulunur ve bu vazoda mevsime özgü çiçek düzenleme sanatı (tokonoma) olduğu dikkat çeker. Burada önemli nokta bu çiçeğin ya da doğadan herhangi bir nesnenin mevsime özgü ve doğal olmasıdır. Örneğin vazo içindeki çiçeğin aynı doğada durduğu gibi durması gerekmektedir. Gövdesi aşağı doğru düşmemelidir. Hem ayrıntılı bir düzenleme hem de oldukça kendiliğinden olan bu seromoni sessizliği, sabrı ve düşünmeyi öğreten bir kültür.

Çay içme anında ise yine mükemmellikten uzak kaba ve çatlak çaydanlıklar kullanılır. Bunun anlamı hayatı kusurlarıyla olumlama olarak geçer. Çayın sıcaklığı ve sunulan miktar havanın soğukluğu ve kişiye göre ayarlanır. Ritüel olarak belirlenmiş çay sırasında konuşulan konular vardır. Politikadan söz edilmesi yerine gündelik olandan bahsedilir. Ayrıca bu törende sosyal engeller ortadan kalkar. Herkes odaya alçak olan bir kapıdan dizlerinin üzerinde giriş yapar. Bütün konuklar eşit muamele görürler.

Bu tören yaşama sanatının en zarif ve uyumlu anı olarak karşımıza çıkıyor. Gündelik olanı sanatsal ve felsefi bir hale getirmenin önemini bir kez daha hatırlatıyor.

Var olun..

Kaynak: Sartwell C. (1995) Yaşama Sanatı: Dünya Tinsel Geleneklerinde Gündelik Hayatın Estetiği. İstanbul: Ayrıntı