Cinselliğin yaşamın ta kendisi olduğunu düşünürsek, var olmanın (İlkin fiziksel var olma) birinci şartı olarak var sayarsak, kendini ifade etmenin başlangıç dinamiği olduğunu söylersek bir de, felsefe yapmanın çıkış yerinin yatak odaları olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Nietzsche bu durumda ne der, Schopenhauer ne düşünür ayrıca bir yazı konusu elbet. Şunu biliyoruz; Marquise De Sade 1700’lü yılların ikinci yarısında yatak odasında felsefe fikirlerini ortaya koyduğunda (ve birebir de uyguladığında) henüz Nietzsche ve Schopenhauer doğmamışlardı. Felsefenin bu şekilde (cinsel yönden) kendine ifade alanları yaratmış olduğundan bir haberdiler.

Marquis De Sade’ın Yatak Odasında Felsefe kitabı birçok yazarı yazı masalarına oturdukları anlarda derinden etkiledi. Kendilerini daha iyi ifade etmeleri anlamında bu kitap onlar için bir rehber ve hazineydi. Madam De Saint-Ange’in cinsel eğitim vermek amaçlı evine davet ettiği on beş yaşındaki Eugenie ile geçirdiği iki gün içinde gerçekleşen yedi diyalog sahnesi metafiziğin, ahlakın, tarihin, estetiğin, cinselliğin ve felsefenin sık sık araya girdiği bir öğretiye dönüşür ki; geçirilen bu iki gün 1795 yılına aittir.

İthaki Yayınları tarafından yayımlanan ve geçtiğimiz ay kitapçı raflarındaki yerini alan Yatak Odasında Felsefe, aynı zamanda sadizmin de isim babası olan Marquis De Sade tarafından şu cümleyle açılır: “Her yaştan ve cinsiyetten şehvet düşkünleri, bu eseri sadece sizlere armağan ediyorum.”

İnsanın İnsanla İlişkileri

Varlığımızı belirleyen ilk çıkış yolunun cinsiyetlerimiz olduğunu ve insanın insanla olan ilişkisinin en ve ilk temelde buna dayandığının altını çiziyor De Sade, Yatak Odasında Felsefe kitabında. Şunu biliyor ve bunun da altını defalarca çiziyor: Yaratılışımızdan getirdiğimiz cinsiyetimizle ve cinsel yönelimimizle ilgili utanılacak hiçbir şey yok. Ve bu anlamda arzularımızın bizi yönlendirdiği dürtülerimize kulak vermeliyiz.

Madam De Saint-Ange ilk gençlik yıllarına giriş yapmakta olan Eugenie’e cinsellikle ilgili söylediği öğretilerin temelde felsefe değil aslında. Erotizm, istek ve arzu tatminin nasıl sağlanacağı ile ilgilidir tüm mesele. Akıp giden diyaloglarda bazı yerlerde felsefeye, bazı yerlerde metafiziğe, bazı yerlerde tarihi bilgilere, bazı yerlerde ahlaka yaklaşılır sadece. Temel alınan tek şey cinselliktir.

Yatak Odasında Felsefe kitabının en dikkat çekici noktası şudur. De Sade cinselliği temelde kadın karakterler üzerinden anlatıp, kurgular. De Sade’ın böyle bir şeyi tercih edişi tabii ki tesadüf değil veya öylesine bir tercih değil. Doğaya en yakın olan ve doğurganlığı bulunan kadının etrafa yaydığı cinsel enerji ilişkinin dinamiğidir hiç şüphesiz. Madam De Saint-Ange kitabın başından sonuna Eugenie’e aktardığı bilgiler, duygu durumları insanları cinsellik söz konusu olduğunda ne tür doğal bir ilişki içerisinde olduklarını dişil cinsellik odağında anlatmakta.

Hayal Gücü Düzenin Düşmanıdır

Diderot ve Rousseau’nun natüralizmini benimseyen, Pascal’ın açtığı yoldan ilerleyerek metafizik öğretileri örnek alan Marquis De Sade için kendini cinsel yollarla ifade etme ve cinsel özgürlük her şeydir. Ona göre “Hayal gücü düzenin düşmanıdır.” Bu düşüncesini sonuna kadar savunan De Sade yalnızca cinselliği alt üst etmekle kalmaz etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder, şiddet de dahil her şeyin doğal olanını savunur.

Sadece cinsellik üzerinden algılansa da Yatak Odasında Felsefe baştan sona mizah duygusun da hakim olduğu, kendisinden sonra gelen birçok yazarı duygularını ifade ediş bakımından yol gösterici olmasıyla da fikir ve sanat dünyasının baş yapıtı olma özelliğiyle ilk sırada şüphesiz. 1700’lü yıllardan başlayarak tüm çağlara seslenen, ahlaki suçlardan dolayı kapatıldığı hapishanede dört yıllık sürenin sonunda ölen De Sade’ın dikkatimizi çekmek istediği şeylerin günümüzde de sürüyor olmasına hayret ederek söylediklerine kulak verelim. “Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak da bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum!”

Yatak Odasında Felsefe kitabını okuyun. De Sade bu kitabı onu anlayalım diye yazmadı. Kurduğumuz sahte ilişkileri, bu yüzden keşfedemediğimiz ve yaşayamadığımız cinselliğimizi biraz da olsa bizlere gösterebilmek ve yaşatabilmek adına, bu yolda kendimizi anlamamız için rehber olması açısından Yatak Odasında Felsefe doğru bir kitap. Okuyun lütfen.

Yatak Odasında Felsefe

Yazar: Marquis De Sade

Yayınevi: İthaki Yayınları

Çeviri: S. İpek Ortaer Montanarı

Yayın Tarihi: 2019

Sayfa: 257