Asırlardır kadın mücadelelerinin en akıl almaz efsaneleri yazıldı Anadolu coğrafyasında. Tarih şeridindeki en mücadeleci ruhlara ev sahipliği yaptı bu topraklar. Kendine yaftalanmış “güçsüz, savunmasız, muhtaç” sıfatlarını çiğneyip dim dik durdu Anadolu kadını. Dik durdu kendisine karşı tüm haksızlıklara ve dik durdu doğayı sömürene.

Amazon Kadınları’nın Truva’yı savunmasından tutun, Kurtuluş Savaşı’ndaki kadın rolüne kadar direniş ruhunu yaşatmışlardı ve neden yaşatamasınlar hâlâ?

Günümüzde gündemimizden düşmeyen ekoloji mücadelelerinde yine en önde yeşil bayrağı kadın taşır. Doğu Karadeniz’in katledilen derelerinde o kadın tutar nöbeti, Yırca’da o siper olur zeytinine.

Ve işte yakın geçmişimizden en cesur yeşil kadın direnişleri

Bir önceki yıl Erzurum’un Tortum İlçesi Ödük Vadi’sinde yapılacak hidro elektrik santrallerine karşı düzenlenen eylemlerin sembolü olmuştu Leyla Y., cesareti ile hepimizin sesiydi. Ardından “Leyla, görücü usulü evliliğe de direniyor” manşetleri ile gördük onu gazetelerde. Daha 18 bile olmadan ailesinin istediği kişi ile evlenmesi zorunluluğuna tabi tutulan Leyla, mevcut erkek egemen sistemin, bozuk gelenek yapısının şiddeti ile yüz yüzeydi. Evden kaçarak, kendi hayatı üzerinde bir tek kendi kararlarının geçerli olduğunu gösterdi herkese.

Bundan birkaç ay sonra, geçtiğimiz mart ayında, Edirne’nin 1. Murat Mahallesi’nde bir parkın yıkılmasını engellemek için makinelerin önünde oturan Kıymet Teyze, sonuçlanan mahkeme kararıyla mücadelesini kazanmıştı. Tüm Türkiye’yi hayran bırakan kararlılığı, kadının ekolojik mücadeledeki öncülüğünü kanıtladı.

Ve Karadeniz’in dik başlı, akıllı ve çalışkan kadını…

Bölgenin senelerdir hidroelektrik santrallerine (HES’ler) karşı yürüttüğü mücadeleyle derelerini, doğasını korumaya yemin etmiş bu güzel kadınlar.

Her biri direnişçi.

Can suyumuz dedikleri Çağlayan ve Arılı derelerini, doğalarını korumak için mücadelenin hep en ön saflarında yer alırlar.

O isimlerden biriydi, yaşı 70’i aşkın Melahat Alişan. Rize’den Fındıklı’dan. Gençlere taş çıkaran azmiyle, masmavi gözleriyle oralarda her direnişin içindeydi… “Annem beni dere kenarında doğurmuş. Yaşım geldi 70’e… İki kemik kalana kadar uğraşacağım.”, “Eğer istedikleri paraysa iki evim var satarım, oradan buradan toplar Başbakan’a gönderirim. Yeter ki bu dereleri bize bağışlasın.” dedi ve günlerce çadırlarda kalıp, nöbet tuttu.

Sinop Gerze’deki termik santrale direnişte de kadınlar en öndeydi. Altın madenlerinin önü açılmasın diye Bergama Hareketi’ne emek verdiler yıllarca. Ve daha bir çok hikaye… Hepsinde kadın, hepsi kadın. Evine, ona yemek veren deresine, havasına ağacına, hakkına sahip çıkan kadın.

Kadın için ekosistemin devamı kendisinin varlık nedeniyle eştir. Ekonomik statü, inanç, dil ve ırk ne olursa olsun kapitalist endüstriyalist patriyarkal sistem altında kadının ve doğanın yaşadıkları ortaktır. Anadolu kadını kabullenmemiştir, kabullenmeyecektir; betonlaşmayı, kesilmeyi, sömürülmeyi, öldürülmeyi.

Başlık Fotoğrafı: Yusuf Yavuz / Ulusal Kanal