Öyle bir alan ki hiçbir zaman ‘Ben oldum artık’ diyemiyorsunuz. Her zaman denenecek birçok açı, ışık değeri, film ve kamera oluyor. Dijital kamerada olduğu gibi çektiğiniz kareye bakıp, ikinci seferde onu daha iyi hale getirme gibi bir deneme daha da söz konusu değil.

Sokak fotoğrafçılığı, model, portre, manzara çekimlerine kıyasla daha çok çaba gerektiriyor ve sizi konforlu alanınızdan uzaklaştırıyor. Analog kamera ile sokak fotoğrafçılığı yapmak ise sizi bir üst seviyeye taşıyor. Tüm ayarlarını doğru bir şekilde yapmak ve ânı yakalamak gibi sınırlı bir zaman diliminiz var ve siz mükemmel kareyi istiyorsunuz…

1-Film Kullanmak Sizi Yavaşlatır

Dijital makineyle nasıl hızlandığınız düşünün; otomatik diyafram/enstantane ayarı, otomatik netleme, seri çekim… Fakat filmle çekim yaparken sadece 36 kareniz var. Bu sizi daha çok düşünmek ve en doğru açıyı bulmak için yavaşlatır. Sürekli hareket halinde olmak yerine, objenin hareketlerini takip edip daha iyi bir ânın gelmesini beklersiniz. Kimi zaman bu bekleme anlarında nefes alış-verişinizi bile bir dengede tutmayı öğrenirsiniz.

Dive, 1935. André Kertész

2- Fotoğrafınıza Konu Olan Objenizle Sizi Yakınlaştırır

Magnum kurucularından Robert Capa’nın da dediği gibi: ‘‘Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, olaya yeterince yakın değilsiniz demektir’’. Her kamera için genelleme yapmak doğru olmaz ama analog kameralar daha az farkedilir ve daha az ses çıkartırlar. Sokak fotoğrafçılığında başka insanların varlığınızdan haberdar olmaması, o ânın samimiyetini bozmadan çekim yapmanız için önemlidir.

One Red Glove, 1975. Mark Cohen

3- Sizi Daha Az Tehditkâr ve Görünür Kılar

Analog kameralar, dijital makinalara göre daha az ‘tehditkâr’dır ve çekim yaparken kolay farkedilmezler. Ayrıca vintage görünümde olduğu için insanlar tarafından sempatiyle karşılanır. Bu yüzden çekim yaparken daha rahat hissettirir. Fotoğraf çekiminin yasak olduğu, kapıda güvenlik görevlilerinin olduğu tarihi bir binayı fotoğraflarken, filmli bir kamera kullandığımı söylediğim görevlinin çekime izin vermesi, analog fotoğrafçılığın ‘saf bir hobi’ imajına sahip olduğunu gösteriyor.

China 1980. Bruno Barbey

4- Işık Konusunda Uzmanlaşmanızı Sağlar

Dijital kamerayla çekim yaparken exposure (fotoğrafın ışık alma aralığı), en çok önemsenen konu olmuyor. Çünkü kamera ayarları sayesinde ya otomatik olarak pozlama değeri giriliyor, ya da çekim sonrasında fotoğraf işleme programlarında kolayca ayarlanabiliyor. Bunun telafi edilebilir olduğunu bilmek, ışık konusu es geçmemize sebep oluyor. Ancak film kullanılan analog makinelerde ışık konusu çok çok daha fazla önemli hale geliyor, çünkü çekim sonrası telafi edilebilmesi daha zor. Sokakta çekim yaparken, ışığın durumu sürekli değiştiği için enstantane ve diyafram değerlerini tanımlamak, dikkat ve hız gerektiren bir konu. Eğer çekiminizde lightmeter (ışık ölçer) kullanmıyorsanız, belli başlı temel bilgilere sahip olmanız gerekir.

Dogs, 1974. Elliott Erwitt

Diyafram değeri f22, kameranızın daha az ışık almasını istediğiniz yüksek gün ışığı veya ışığı yansıtan zeminlerde (Çöl, kar, yazın güneş tepedeyken açık alan vb.) kullanılır. f22 değerinde çekilen fotoğraflarda alan derinliği azdır, yani objeyle beraber arka planı da net bir şekilde çekersiniz. f8 ve civarındaki değerler, açık bir şekilde aydınlatmanın sağlandığı veya açık-bulutlu gökyüzü için idealdir. f2,8 ve altı değerlerde kameranız en yüksek derecede ışığı alır. Gün batımı, iç mekan ve gece fotoğrafları için uygundur. Ayrıca maksimum düzeyde alan derinliği sağlayarak objenizi, arka plandan ayırmanızı sağlar (Bu objektifinize de bağlı bir durumdur. Odak uzunluğunuz arttıkça, alan derinliğiniz artar)

Filmle çekim yaparken ışığın daha çok farkında olursunuz ve çekim yapılabilecek en güzel saatleri yakalamaya çalışırsınız. ‘Golden Hour’ denilen gün doğumundan hemen sonra ve gün batımından hemen önceki saat, çekim için en ideal zamanlardır. Bulunduğunuz yere bu altın zaman dilimini gösteren telefon aplikasyonlarını kullanabilirsiniz.

Hell On Wheels, 1977-1984. Willy Spiller

5- Sinemasal Bir Bakış Açısı Kazanırsınız

Dijital fotoğrafları birçok işlemden geçirerek veya basit telefon uygulamaları kullanarak ‘analog’muş gibi gösterebilirsiniz. Fakat analog kameradan çıkan sonuçlar tam anlamıyla sinematografik görüntüler olacağından, hiçbir müdahalede bulunmadan en iyiye ulaşma isteğinizi perçinleyecektir.

Farklı filmler kullanılarak daha doygun, daha canlı renkler elde edebilirsiniz. Aynı zamanda çektiğiniz fotoğrafları birer ’yaşayan an’ olarak görüp nasıl kendine has atmosfer ve ruhu olduğuna da şahit olacaksınız. İyi bir fotoğraf karesi, bir filmin içinden alınan kesit gibi ‘yaşıyor’ olacaktır.