Şükürler olsun ki ruhumuz ölmüyor. Cebimizdeki altı patların hesabını yapmıyoruz. İstediğimiz kadar buffalo öldürebiliriz tren yolculuğu sırasında? Beyaz adam bu topraklara kan dökerek geldi sanırım.

Artık kuzeyde buffalo kalmadı. Sıkıntılı ve yoluculuk yıkım getirebiliyor. Şaman kültürü böylesine bir kaybı kaldıramaz. Yazıklar olsun. Atalar kültü şimdi boşta. Ya da bir dakika? Hafta sonu bir workshop ile yaparız bu işi. Zaten oturan boğa bunların hepsini öngörmüştü vizyonunda, gitmeden önce.

Acımız büyük. Anlaşılabilir olanın ötesinde bir duygu halindeyiz. Şimdi de insanlık ailesi olarak yoluculuk yapıyoruz ancak vuracak buffalomız yok. Eh, karma böyle bir şey. Dünyanın da karması var, aynı ülkelerin insanların olduğu gibi hayvanların da karmaları var tabii ki. Ancak onların karması “bireysel” değil. Burada işler biraz değişiyor sanki?Aramız açılıyor hayvan krallığı ile. Evimizde kedilerimiz var, köpeklerimiz var. At besleyen bile var evinde. Bu iş hacim işi, mekan yaratabiliyorsanız evinizi hayvanat bahçesi gibi yapabilirsiniz. Sonuçta her şey ense damlasında bitiyor. İç ve dış. Ne harika, insan varlığına da böyle güzel şeyler lazım. Enseden olmak zorunda da değil, başka bölgelerden de uygulayabiliriz. Mesela alt batın diye bir yer var. Acaba neresi orası?

Latince sağ olsun bilim peşini bırakmadı ve bir harf devrimi ile kafamız döndü. Bir de bunlar için değişik uyarıcılar alırlar. Değişik bir şeyler görmek ne kadar da önemli bir beklenti. Çok normal. Hepimiz üzülüyoruz. Kafaların dönmesi için devrim yapıyoruz arkadaşlar. İçsel devrim yapıyoruz ve içimizdeki proletarya ile burjuvazi yer değiştiriyor. Şimdi proletaryanın da latinceden geldiğini belirtelim. Geldiği yer de şurası ” Proletarya (Latince proles kelimesinden gelir) alt sosyal sınıfı tanımlamak için kullanılan terim, bu sınıfa mensup kişilere proleter denir.” Burjuvazinin bir yeden gelmesine gerek yok, her yerden gelebilir ne de olasa dualite gereği bir şeylerin gelmesi gerekiyor.

Gelsin. Biz de gelelim. İçsel devrim dedik. Bir tanımlama getirelim, diyelim ki bizler (?) -kimse artık bunlar- spiritüel materyalistiz. Bu güzel oldu, OSHO’dan da duymuştum böyle bir şeyi belgeselinde. Aslında kavram Nicoll’lere dayanıyor. Ancak doğru, her şey madde ve fiziksel kurallara dayanıyor şimdilik bazılarına fizik ötesi diyoruz. Bu alem madde alemi dostlar. Flash & Black bu iş böyle. İçinde balamın da olduğu, D&R’ın da olduğu, ekolojik köylerin olduğu, starbucksların ve neroların olduğu bir dünya. Dostlar, daha da ileriye gidelim. Karşı kıyılara geçelim.

Don’t Know How To Keep Loving You – İlk şarkı yeterli. Steve Vai gelip geçti bir an stüdyodan.

Şimdi tarot destesinden sizin için bir kart çekeyim. Adı da değer farkı olsun, bunları bulmak kolay değildir. Yolunuzda hızlı aydınlanma yaratır. Evet, geliyor. Bir hal açıyor oktavda; ” Tamlık”. Hiçbir eksik yok fazlalık da yok. Ne öğrenme isteği ne günlük zihinsel akıl, ne merak. Hareket var, doğal, hareket kaynağının yukarıdan geldiği düşünmeden hareket etmek var. Bir saniye sonrasını düşünmek yok. Bir sonraki saniye eş zamanlılık içinde gizlenmiş halde. Plansız plan ile ilerlediğiniz anlar. İçinde ne haz var ne duygu. Derin bir mutluluk ve bağ.

Lafı uzatalım. Kartı kısa çektim, kalan kısımları siz doldurursunuz. Ne de olsa artık bir tanımımız var spiritüel marteryalist diye. Bir sonraki karşılaşmamızda masaya siz koyun Flash & Black örneğini.

Devam edelim.