Gün geçmiyor ki ülkemizde yeni haberler ortaya çıkmasın. Her çıkan haber içimi daha da acıtıyor. Ölen kadınlar, çocuklar; bir hiç uğruna, belki evrimsel sürecin getirdiği bir içgüdü ile birbirine yok etme pahasına saldıran insanlar…

Ülkemiz Mustafa Kemal Atatürk ile belki de diğer ülkelerin tahayyül bile edemeyeceği inkılaplar yaptı. Öylesine hızlıydı ki bu devrimler belki halk içselleştirmekte zorluk çekti. Ve hatta algılayamadı, zaten dahili ve harici bedbahtlar ülkenin selamete erişmesini istemiyordu. Belki de kendi çıkarları sarsıldığı içindi. Belki de kararlar artık insanların belirli genlere sahip olduğu için alınmayacaktı. Artık hanedanlık yoktu. Yeni bir kavram türeyegelmişti. Demokrasi… İlkokulda sürekli bu kavram üzerinde duruldu. Gayet önemliydi. Artık insanların hayatını etkileyen kararlar, devlet işleri, savaş ve barış, ekonomi, eğitim, yer gök, bugün yarın, kısacası insana dair her şey çoğunluğun teveccühünü kazanmış insanlar tarafından alınacaktı. Kulağa ne de hoş geliyor değil mi?

tek adamlık ile ilgili görsel sonucu

Şimdinin Demokrasisi

Peki ya şimdi neler oluyor? Şimdi ülkemizde kötü şeyler olmaya başladı. Tarif edilen demokrasi kavramı bozulmaya başladı. Çoğunluğa sahip olan insanlar kendinde tüm yetkileri toplama çabasında, bu demokrasi kavramının ruhuna aykırı, daha doğrusu kuvvetler ayrılığı ilkesine… Birazcık anayasa hukuku dersi almışlığım var. Bu ders çok hoşuma giderdi. Günümüzde olan birçok olgu geçmişe dayanıyordu. Geçmiş bugünü öylesine fazla etkiliyordu ki şimdinin şimdide yaşandığına inanmak çok ama çok güçtü. Anayasa sistemlerinde hükümetler hakkında birçok fikre sahip oldum. Anayasalar hakkında, İngiltere Kraliyeti hakkında, avamlar ve lortlar hakkında, çift dereceli meclisler hakkında, oligarklar hakkında, Roma hukuku hakkında, teamüli ve kazuistik anayasalar hakkında… Bu fikirler zaman geçtikçe ve gözlem yaptıkça daha fazla anlam ifade etmeye başladı. Ülkemizi gözlemledim, yurtdışına baktım; insanların arasında siyaset tartıştım. Televizyonlarda siyasete dair acı ifadeler gördüm. Ve sonunda ülkemizin içinde bulunduğu durum hakkında bir yazı karalamaya karar verdim. Bilmiyorum yetkinliğim buna elverir mi? Ben yine de denemeye çalışacağım.

Bizim gibi ülkelerde, sanırım bu ifadeyi çok fazla kullanacağım amacım ülkemizi kötülemek değil, amacım eleştiri ile aksayan yönlerimizi geliştirmek, demokrasi kavramı seçimlerden ibaret maalesef. Bu da halkın iradesinin yalnızca sandıkta tezahür etmesine yol açıyor. Sandık dışında demokrasi bilincine sahip değiliz, sahip olanları tenzih ediyorum, çoğunluk hakkında çok keskin yargılara sahibim bunun için bilinçli insanlardan özür dilerim. Bizim gibi ülkelerde ülkeyi yönetme işi siyasetçiler tarafından yapılır. Bu insanlar yönetme yetkisini sandıktan alır, sandığa hesap verir; kulağa yine çok hoş gelen bir cümle. Halk kendini yöneten insanlara hesap sorabiliyormuş gibi görünüyor. Bu hesap sorma kısmı doğru fakat hesap günü öylesine geçiyor ki ödenen hesabın hiçbir hükmü kalmıyor. Sandık… Siyasilerin tek korkusu, yasalar ve diğer her şey dahil. Padişahlaşan siyasetçiler sadece ve sadece sandıkta çoğunluğu kaybettikleri zaman tahtlarını bırakıyorlar. Bu cümle demokrasimizin nasıl bir halde olduğunu ortaya koyuyor. Padişahlık ve oy kullanma, meclis ve tek adam… Çoğunluğun alması gereken kararları alan tek bir zümre. Sadece çoğunluğu sağladığı için toplumun tamamına hükmetme yetkisi. Ve işin enteresan kısmı ülkemiz padişahlarının, Mustafa Kemal Atatürk’ü tenzih ederim, dünyanın bütün bilgilerine sahip olması. Yediden yetmişe, ekonomiden hukuka, mevsimlerden geleceğe, geçmişten günümüze, sınavları, vergileri, yolları ve köprüleri, matematiği, insanlığı, dinleri, yalanları ve doğruları, vatanperverleri ve vatan hainlerini onlardan iyi bilen başka biri daha yok(!) (Bilmeyenler için söyleyeyim bu ünlem işareti söylediğim bütün cümlelerin aksini iddia ettiğimi belirtiyor) Ne muhteşem bir kapasite, Tanrısal bir olgu neredeyse. Fakat demokrasini ruhuna aykırı. Demokrasi tek adamlıktan kurtulmak, gücü kısıtlamak, yetkileri parçalamak ve işi işin ehline teslim etme amacı taşır. Halkı çoğunluğun gücünden korumak için oluşturuldu.- Açıklamak gerekirse sandığın kötü bir huyu vardır. Sandık belli bir oy oranı ile bir kesimi iktidara getirir fakat yetkiyi kullanma sırası geldiği zaman yetkililer belli bir kesim tarafından seçildiklerini unutarak ülkenin tamamının oyunu almışçasına kararlar almaya başlarlar. Yakın zamanda seçim de yoksa hiçbir şey akıllarına gelmez. Öylesine hoyratça kullanılır ki bu yetki neredeyse kendine oy veren insanların dahi canı yanar.

Siyaset Edebiyatı

Yukarıda bahsettiğim konu ülkemizin içinde bulunduğu durumun sistem açısından incelenmesidir. Neden biz muasır medeniyetler yolundan ayrıldık? Neden siyasiler ve tebaa arasındaki makas bu kadar açıldı.- Yine bir karmaşa, tebaa tabi olan demektir. Fakat demokrasiler tabiiyet barındırmaz, sahibidir halk siyasilerin. Bu kavramlara değiniyorken Franz Kafka’dan bahsetmemek olmaz. Davasında da Şatosunda da günümüzü yansıtmış. George Orwell’ı hiç saymıyorum zaten. 1984 ve Hayvan Çiftliği başucu kitaplarım arasındadır ve ufkumu üçe beşe katlamıştır. Franz Kafka’nın Şatosu bürokrasileri ve iktidarın ucundaki yetkileri çok güzel betimler. Eğer Şatoda çalışıyorsanız en yüksek dereceli insansınız. Günümüz milletvekillerine çok benziyor değil mi? Ve her şeyin en iyisine sahipsiniz. İnsanlar sizi el pençe divan durumda karşılar. Fakat seçim zamanlarda bu durum tam tersi yönde değişir. Siyasiler halkın önünde eğilir ve hatta tüm palyaçolardan daha komik hale gelirler. Bizim ülkelerin demokrasi şölenidir bu günler. Geçmişte bu durumu şöyle açıklardım. Demokrasi bizim gibi ülkelerde dört yılda bir geçen kuyruklu yıldız gibidir. Dört yılın sonunda bir günlüğüne gezegenimizin kenarından geçip gider. Geriye kalan üç yıl üç yüz altmış dört gün boyunca maalesef tek bir insana kalır yönetme yetkisi. Hesap sorulmazlar, hesap da vermezler. Ödeme yapmazlar, maaşlarının basamaklarını saymak çok uzun sürer. Saraylarda yaşarlar, lüks tüketim yaparlar-Çünkü itibardan tasarruf edilmez diye süregelen bir geleneğe sahiptirler(!)

demokrasi ile ilgili görsel sonucu

En lüks araca binerler, meclis sadece belirli gün ve haftalarda çalışır. Diğer günlerdeyse çalışıyormuş gibi yapılır. Devam zorunluluğu yoktur onlar için. Meclisteki ceylan derisinden koltuklar sadece halkın gözünü boyamak içindir. Burada siyasiler iktidar ve muhalefet olarak iki kesime ayrılır. Muhalefetin neredeyse hiçbir yetkisi yoktur. Çoğunluk iktidarda olduğu için ve alınması gereken kararlar çoğunluk tarafından alındığı için muhalefet mecliste sadece konu mankeni durumundadır. Hiçbir konuda uzlaşamazlar. Fakat uzlaştıkları sadece bir konu vardır. Bunu herkes bilir, bu meclisin yazısız kuralıdır. Her milletvekili bu oylamada aynı tarafta bulunur. Vekil maaşlarına yapılması beklenen yüzde epey çokluk zam. Hiç tartışılmaz, hiç sorgulanmaz. Tek konu acaba maaşı ikiye mi katlasak yoksa üçe mi(!)

Eşitsiz Refah

Bizim gibi ülkelerde meclisin işleyişi yukarıda belirttiğim gibidir. Eminim demokratik ülkelerin siyasileri de bu gibi bir sisteme sahip olmayı isterdi. Dokunulmazlık diye bir kavrama sahiptir bu insanlar. Vatana ihanet dışında hiçbir suçtan dolayı yargılanamazlar. Fakat vatana ihanet kavramını bilen bir hukukçu yoktur. Acaba asgari ücretin çok katı bir maaşa sahip olmak vatanperverlik sayılabilir mi? Halkın belini bunca verginin altında bükmek vatanseverlik midir? Fil dişinden saraylarda neredeyse yemeği ağzına koyan birilerine sahip olmak vatan için ne demektir? Halkın içinde bulunduğu durumu görmezden gelmek nasıl oluyor da vatandaşlıktan sayılıyor?

Bu yazıyı asgari ücrete getirilmesi planlanan zam üzerine yazdım. Fakat çok uzun zamandır bu olgulara değinmek istiyordum. Halkın bir an önce bilinçlenmesi gerekmekte. Demokrasi ile padişahlığın, meclis ile tek adamlığın, hukukun üstünlüğü ile üstünler hukukunun karıştırılmaması gerekiyor. Şöyle bir önerim var asgari ücret vekil maaşının çeyreğinden az olamaz. Eğer vekil maaşını artırmak isterlerse asgari ücreti de artırmak zorunda kalsınlar. Bu yazıyı burada sonlandırmak istiyorum fakat gelecekte bir yerde devam niteliğinde bir yazı daha yazmak istiyorum. Zihnimde hala demokratik kavgalar oluyor. Ve büyük ihtimalle söylemeyi unuttuğum ve paylaştıktan sonra aklıma gelecek şeyler de olacaktır. Saygılarımla…