Okuma süresi: 3 dakika

İnsanların doğadaki olumsuz değişimler hakkında ne kadar çok söyleyecekleri olduğunu Dünya Çevre Günü bize kısmen bile olsa gösterdi. Denizleri ve karaları kirleten atıklar, temiz suya erişimi olmayan, yaşamları tehlikede canlılar bol bol anıldı. Bütün bu tepkiler dışarıdan bir göz olarak gerçekleşirken, onlar çevre diye isimlendirildi. Doğadaki değişimlere dışarıdan bir çift göz olarak bakan insanlarda bıraktığı etki, ne kadar anlaşılır olmasından öte benimsenebilir: Hatta bu dışarıdan bakışın doğadaki sorunları oluşturanın tam kendisi olduğu görülebilir?

Evin, kafenin, işyerlerinin oluşturduğu duvarlar içindeyken akıllara, ormana gidince alınan havanın kokusundaki fark, deniz kenarında yanlarından yürürken -hatta içindeyken bile- bizi bulan atıklar gelmez. Ancak kirlenen alanların içindeyken -doğadayken- tam anlamıyla bunlar hissedilir. Üstüne üstlük duvarların oluşturduğu bu illüzyon evin bahçelisi, kafenin açık havalı ve ferah, içinde çiçekler bulunan, üniversitenin bol yeşillikli kampüsünü cazip kılan arzularla örtülmüştür. Arzuların tamamlanması, arzuya ulaşmakla mümkündür. Bunların kökeni doğanın içinde bulunulduğunda gerçekleşir ve hüsran -oraya varıldığında görülen olumsuzluklar- insanı karşılar. Sonrasında hüsranlar alınıp, arzu duvarlarının arasında Dünya Çevre Gününü yaratır. 

Elbette bedenlerin dışında olan bütün şeylerin anılmasını sağlayan bir gün, onları önemseyenleri heyecanlandırır. Fakat duvarın arkasından bu önem ne kadar sahiplenilebilir? Üstelik duvarın arkasındayken onu hatırlayamayan, bil(e)meyen bir haldeyken. Çevre kavramı arzu duvarlarının yarattığı bu sıkışıklığı kadim kılar. Çünkü bedenin doğa dışında olduğunu benimsemeye devam etmek, doğa ile bir olmamanın ilk koşulu olduğu gibi, Dünya Çevre Gününde anılan olguların listesini-hüsranları- yaratandır. 

Kaynak

Gerçekleşen her eylem kendinden dışarı atılan bir durum olmaktan öte, içinde bulunulan yere, doğaya bırakılandır. Çevrede kalmanın illüzyonundaki konum, kar topu dağın yamaçlarından aşağıya yuvarlanırken, büyümeye devam eden ve dağın eteklerinde olan insanın üzerine düşene kadar anlamının bilin(e)mezliği gibidir. Kar topunun dönüştüğü çığın insanın üzerine düşmesi, mecburi olarak doğanın içinde olunduğu hatırlanılır ve paniğin doğurduğu kriz oluşur. Bu noktada insanın çevresini oluşturan doğa anlayışının paniği ile çıkan kriz- aynı kriz kelimesinin içerisinde barındırdığı anlam gibi- çözüm üreten olmalıdır. Takip edilmesi gereken güzergah, doğayı etrafında barındıran insan anlayışı yerine, onun içindeki yerleşikliğini kabul etmektir. Yanlışların bulunmasına eğilimli -kritik olan- noktaysa yerleşikliklerin biçimindedir. Kutup ayısı kutuplarda yaşabilirken, boz ayısının farklı bir iklimde yaşamını idame ettirebilmesi, onların tenleri ve üzerlerinde bulunan kürklerin doğru yerleşiklikleriyle ilintilidir. İnsan tenlerinin değil, insanların teninin bilgisi ona ve içkin olduğu doğaya hizmet eden kürkünü, yani arzulara geçirgen duvarların oluşturanıdır. Dönemlere göre maddesinin halleri değişen arzu duvarlarının tekrar edilmemesi için yöntemi çok önemlidir. Çünkü duvarlar inşa edilir, yaratılır; fakat burada bahsedilen duvar oluşu, aynı köstebeğin akarsuda kurduğu baraj gibi doğa içinde ahenkli olandır.

Doğanın içinde olmaktan kaçamamayı çizebilmek için bazı kabilelerin yaşantılarına baktığımızda, insanların ihtiyaçlarından fazlasını tüketmediği görülür. Çünkü doğanın içinde olmak onu alıp, tüketip tekrar yerine koymasını beklemektir. Zaten tekrar ihtiyaç duyulduğunda onun yerinin bilgisi mevcuttur. Böylelikle doğa onu yeniden ürettiğinde, insan tükettiğini geri dönüp alabilir. Laptop ekranına bakan zihinlere marjinal kalabilecek örnek, meseleyi anlamlandırmaya yardımcı olduğu gibi ondan uzaklaştırmaya da sebep yaratır. Bu yüzden her sabah günü başlatan ve onu bitiren Güneş, insanın çevrede kalma direnişinin manasızlığını, yaşantısını oluşturan en temel fenomenlerden zamanı bile içinde barındırması daha anlaşılır kalır.  

Doğa ile kendine mesafe koyan insanın ürettiği çevre kavramı etrafında, iklim krizi, doğanın kirliliği, temel ihtiyaçların bile karşılanamaması hakkında değerlendirmeler yapmak, hiç kimseye hizmet etmeyen çözümlerin sürekliliğini sağlar. İnsan ile insan dışı canlıların arasındaki farkların bilgisine sahipken, onlarla olan ortaklıklarımız da- fiziksel, zihinsel paylaşımlarımız- hatırlanmalıdır. Ancak bu metodla Sapiens’in akıbetindeki doğaya bağımlı kadim katastrof, en az zayiatla atlatılır. Doğa da bu güzelleşmenin içinde asla es geçilmez. 

Başlık görseli kaynağı: https://www.facebook.com/photo?fbid=281178536699341&set=a.276001957216999