Okuma süresi: 4 dakika

Kitle iletişim araçları beğenilerimiz, düşüncelerimiz, ön yargılarımız, yaşam stilimiz üzerinde belirleyici bir konumdadır. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte, kitle iletişim araçlarının bir örneği olan sosyal medya günlük pratiklerimizin içerisinde yer edinmiştir. Artık gündelik hayatımızın rutini içerisinde sosyal medyada görünür olmak da bulunmaktadır. Pek çok kişi sosyal medya kullanıcısıdır ve bu kişilerden çoğu günlük olarak burada vakit geçirmekte, yazı, fotoğraf veya video paylaşarak sanal arkadaşlarıyla iletişim içinde bulanabilmektedir. Sosyal medya kullanıcıları bir bilgi akımı yaratmaktadır. Ancak bunu yaparken bilgi alıcısı konumlarından bilgi üreticisi konumuna da geçmektedir. Özellikle telefon teknolojilerin gelişimi sonucu mekân ve zaman sınırlaması sorunu da olmayınca sosyal medya kullanımı 7/24 etkileşim olanağı tanıyan, yaygın ve popüler bir rutin haline gelmiştir. Sosyal medya, sosyal ağlar sayesinde dijital bir kültür yaratmaktadır. Öyle ki, yeni medya araştırmalarında internet, dijital kültür tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Castells’e göre sosyal ağlar, toplumun kültürel süreçlerini kökten değiştirmektedir (2009: 500). Gelişen dijital kültür, siyasal, ekonomik veya sosyal süreçlerden etkilenmekle kalmamakta aynı zamanda bütün bu yapıları da yeniden üretmektedir. Üretilen bu söylemler arasında topluma ait kadınlık ve erkeklik normları da bulunmaktadır. Erkek ve kadın olmak toplumsal söylemin sürekli ürettiği, müzakere ettiği ve inşa ettiği bir süreçlerdir, günümüzde sosyal medya bu inşa sürecinin yer aldığı ortamlardan biridir. Toplumun kabul ettiği normlar kitle iletişim araçlarına, kitle iletişim araçlarının söylemi toplumsal kabullere yansır. 

Erkeklik, hiç farkında olmadan erkeklerin yaşamlarının her alanında tekrarlanan davranışlardır. İçerisinde yaşadıkları topluma bağlı olarak erkek birey, erkek olmanın gereklerini farkında olmadan içselleştirir. Connell (2005), hegemonik erkekliğin yanında, üç ilişki formunda ortaya çıkan erkekliklerden de bahseder: Tabi kılınan (subordinated masculinity), işbirlikçi (complicit masculinity) ve marjinalleştirilen (marginalized masculinity) erkekliklerdir. Bu kapsamda “sosyal medya delikanlılığı” diye adlandırdığım erkeklik biçimi bahsi geçen sınıflandırmalardan işbirlikçi ve marjinalleştirilen erkeklik tanımlamalarına uymaktadır. İşbirlikçi erkeklikler, hegemonik değillerdir ancak bu hegemonik erkeklik biçimlerinden yarar sağlarlar; ataerkil düzenle ilgili bir sorunları yoktur, kadınların tabi kılınması avantajını kullanırlar. Marjinal erkeklik sınıfsal, etnik, vb. yönden hegemonik erkeklikten ayrışan erkeklik türüdür. Bu anlamda “Delikanlı” olmak sınıfsal açıdan farklı bir erkeklik algısı yarattığı için marjinal erkek kategorisinde yer alır.

Erkeklik hallerini incelediğimizde, Türkiye’de sıklıkla karşımıza çıkan “delikanlılık”, “harbilik” anlatısı ile oluşan erkeklik halidir. Kaba kuvvet kullanan bir erkeklik halidir bu (hem fiziksel hem de söylemsel şiddet uygulayan erkekler). Gedik’in (2018) Sıfır Bir dizisini incelediği çalışmasında da belirttiği gibi delikanlı erkekler kendilerini “cici erkek”lerden ayırarak, kendilerini gerçek erkek olarak tanımlıyorlar. Öyle ki, Bourdieu’nun çalışmasında da (1984) benzer bir nokta vurgulanır, alt sınıflar kendilerini bu kaba kuvvet üzerinden üst sınıflardan (onları daha yumuşak, kadınsı, feminen, light, muhallebi çocuğu vb. bularak) farklılaştırırlar. Bu anlamda hem sınıfsal hem de erkeklik kodları olarak üst sınıflardan ayrılan erkeklik halleri sergilemektedirler. 

Bilgisayarların, internetin ve dijital teknolojilerin gelişmesine bağlı olarak toplumsal cinsiyet algıları da dijitalleşmiştir. İletişim teknolojilerinin kullanıcıya sağladığı kolaylıklar sonucu hepimizin katılımcı olabildiği sosyal ağlar yeni ifade alanlarına dönüşmüştür. Bu bağlamda çevrimiçi alanlar erkeklerin, gerek bir araya gelerek ağlar üzerinden örgütlenmelerine, gerekse bireysel hesaplar üzerinden içerik üretmelerine olanak tanımıştır. Bu içerik üretimin sonucunda ortaya çıkanlar, yukarıda da belirttiğim gibi, dijital kültür olarak adlandırılır.  Dijital kültürün en önemli taşıyıcısı ve üreticisi olarak sosyal ağlar görülmektedir. Kullanıcılar, günlük yaşam aktivitelerini, yaşam biçimlerini, alışkanlıklarını veya ilgi duydukları alanları bu sosyal medya sitelerinde paylaşmakta ve yeniden üretmektedirler. Bu açıdan bu ağlar erkekliğin de yeniden üretildiği alanlar olmuştur. 

Görüldüğü gibi sosyal medyanın günümüzde son derece etkin kullanımı, sosyal bir alan olarak hegemonik erkekliğin yeniden üretilip pekiştirildiği önemli bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Kullanıcıların toplumsal cinsiyet algısından, yaşından, toplumsal statüsünden, yaşam deneyimlerinden, dünyayı ve yaşamı anlamlandırma biçimleriyle dolu olan bu söylemler, hegemonik erkekliğin yeniden üretildiği kimliklerin yansıdığı alanlar olarak bu sayfalarda pekişir. Sosyal medya, erkeklerin kendilerini ifade etme çabaları taşıdıkları, anlam buldukları, farklı grupların kendilerini ifade ettikleri bir alandır. Buradan hareketle sosyal medya, içinde var olduğu toplumsal yapıyı yansıtır ve dönemin geçerli değerleri işleyerek ve yeniden üretir. Bu anlamda Türkiye’de genelde erkeklerin sosyal alanı olarak tanımlayabileceğimiz pek çok sosyal medya kanalı ile hegemonik erkeklik ilişkisi önemlidir. Sosyal medyanın etkileri ve toplumsal cinsiyet, belirlenmiş sabit bir yapı olmaktan çok her yeni durumda yeniden tanımlanan bir süreci ifade ederler. 

Delikanlılık algısının da sosyal medya aracılığı ile dijitalleşmesinden bahsedilebilir. Delikanlılık kültürü günümüzde dijital erkeklik ifadesi olarak kitle iletişim araçlarında yer almıştır ve popüler kültürel bir kavram haline gelmiştir. Pek çok sosyal medya kanalında kullanıcılar erkeğin nasıl olması gerektiğine yönelik taktikler vermekte, kadınlara ve diğer erkeklere ayar vermekte, erkekliğin dijital kodlarını yeniden ve yeniden yazmaktalar. Örneğin, ekşi sözlük gibi elektronik sözlüklerde birkaç başlığa göz atsak dijital delikanlılara rastlarız. Bu dijital erkekliğin en önemli vurgusu sosyal medyada yaygınlaştırılan “adam olma” algısıdır. Dijital ortamlarda erkek olmanın yeterli olmadığı erkekliğin en tepesinde yer alan “adam olma”nın yüceltildiğini görüyoruz. Özellikle kadına yönelik şiddet, LGBTİ tartışmaları, siyaset ile ilgili iletilerde, sosyal medyada adam olma/delikanlı olma vurgusu hashtaglerle, favlar ve likelar ile artmaktadır. Bugün sosyal medyada “Adam dediğin” vurgusu pek çok gönderide yer alır. Son yıllarda delikanlılık, “erkeksiliği”, buna bağlı olarak güçlülüğü ve korumacılığı da içerdiği için Türkiye’de milliyetçi ve muhafazakar erkek kimliğini de tanımladığını söyleyebiliriz. Yine Türkiye’de adamlık zenginlik ile ilgili değildir. Daha çok, delikanlı kavramında olduğu gibi, sınıfsal olarak alt tabakada yer alan erkeklerin bir özelliği olarak yansıtılır. 

Sosyal medyada performe edilen bu dijital erkekliğin bir yan etkisi de toksik erkekliğin sosyal medya aracılığı ile yaygınlaşmasıdır. Toksik erkeklik var olan erkeklik algılarına ve normlarına bağla kalmanın erkekler üzerinde yarattığı baskıdır. Bu baskı aynı zamanda bu erkeklerin kadınlar üzerindeki baskısını da artırmasına neden olur. Bu anlamda sosyal medyada giderek artan anti-feminist eril söylemlerin de dijital delikanlılığın bir dışa vurumu olduğunu söyleyebiliriz. Kadın hareketi veya feminizm ile ilgili sosyal medya paylaşımlarında bulunan kullanıcılara feminazi gibi tanımlamaların yapılması, bu konuda yazı yazan erkeklerin “light” erkek olarak suçlanması, kadınlarla ise dalga geçilmesi veya sembolik şiddet içeren iletilerle dijital linç edilmesi toksik erkekliğin sosyal medyada örnekleri arasında sayılabilir. Bunun en yakın deneyimini #erkekyerinibilsin hashtag çalışmasında yer alan iletilerde görmem mümkün. 

Sonuç olarak, dijital kültür kendisine ait bir gerçeklik kurgulamaya başlamıştır. Bu kurgu aynı zamanda var olan toplumsal cinsiyet rollerini de sanal aleme taşır. Var olan erkeklik ve kadınlık algılarının sosyal medyaya yansıması bu algıların dijitalleşmesine neden olmuştur. Sosyal medya aracılığı ile geleneksel delikanlılık algısı da sosyal medyanın bir tıkla her yere ulaşabilme ve yaygınlaşabilme gücünden etkilenmiş yeniden üretilerek dijital bir form almıştır. 

Kaynaklar:

Bourdieu, P. (1984). Distinction London. UK: Routledge and Kegan Paul.

Castells, M., Fernandez-Ardevol, M., Qiu, J. L., & Sey, A. (2009). Mobile communication and society: A global perspective. Mit Press.

Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic masculinity: Rethinking the concept. Gender & society19(6), 829-859.

Gedik, E. (2018). Homososyal Birliktelik Örneği Olarak Mahalleyi Korumak: Sıfır Bir1 Dizisinde Erkeklik Halleri. Fe Dergi10(2), 60-70.

Lévy, P. (2001). Cyberculture (Vol. 4). U of Minnesota Press.