İngiliz edebiyatının dünya edebiyatı için yeri diğer ülke edebiyatlarıyla karşılaştırılamayacak derecede önemli. Shakespeare’lerin, Arthur Miller’ların, Oscar Wilde’ların mensubu olduğu; Emily Bronte’nin, Jane Austen’ın, Virginia Woolf’un kadının adının dahi okunmadığı dönemlerde birbirinden güzel eserler verdiği; edebiyatın bir sanat dalı olarak en önemli yere konumlandırıldığı İngiliz edebiyatı, okuyucuyu her daim etkilemeye devam edecek. Özellikle 20. yüzyıla kadar gelen süreçte katı İngiliz geleneklerini ve adetlerini düşündüğümüzde kadın yazarların İngiliz edebiyatı adına tüm dünyaya kazandırdığı eserler şüphesiz ki çok kıymetli. Yazdığım cümleye istinaden ‘kadın yazarlar’ imleci mutlaka konulmalı. Özellikle 21. yüzyıla dek kadın yazarlar çok da özgür oldukları bir ortamda yazamadı çünkü. Yaşarken çok da tanınmadılar. Eserleri basılmayanlar oldu. Tabii ki istisnalar vardı fakat bunlar bir elin parmaklarını geçmedi. Jane Austen bunlardan biri.

19. yüzyılda modern roman dilini oluşturan, romanları ‘Dünya Klasikleri’ arasına giren Austen, bilinenin aksine ailesi tarafından desteklenmiş, bir akrabası tarafından okutulmuş, tüm romanları mutlu evliliklerle bitse de evlenmeyi hiç düşünmemiş, hayattayken şu an dünyada bilinen en önemli romanlarının basımı yapılmıştır.

Yabancı Yayınları tarafından yayınlanan bir Jane Austen romanı olan İkna (Persuasion) geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı. Kansere yakalanarak 1817 yılında ölen Austen’in İkna romanı 1818 yılında kardeşi Hanry tarafından yayımlatılmıştır. Yorumcular tarafından genelde melankolik aşk ilişkileri üzerine romanlar yazdığına dair bir kanı oluşturulsa da Austen romanları toplumsal gerçekçi yapısıyla döneminin ötesine geçebilmiştir. İkna, Sir Walter Elliot’un aristokrasi çizelgesini okumasıyla başlar. Eşi Leydi Elliot öldükten sonra hayatına bekar bir baba olarak devam eden Sir Walter kibirli, statüyü seven bir adamdır. Leydi Elliot ölümünün ardında ilk ikisi on altı yaşında küçüğü ise on dört yaşında üç genç kız bırakır. Korkunç bir mirastır bu çünkü, burnu havada, ahmak bir babanın idare ve yönlendirmesiyle kalakalmış olmaları onları iyi günlerin beklemediğinin işaretidir. Zira baba Walter büyük kızı Elizabeth’e maddi durumlarının kötüye gittiğini haber verir şekilde bazı kalemlerden kısıntı yapıp yapamayacakları konusunda bir takım şeyler söylemeye başlamıştır bile. Büyük kız Elizabeth babası gibi kibirli ve kendi hisselerinin içinde kaybolmuş biriydi. Evin yönetimi özellikle annesi öldükten sonra ondaydı, bundan da büyük bir zevk alıyordu fakat kişisel mutsuzluğu, gittikçe dibe batan aile ekonomileri Elizabeth’i tahmin ettiğinden daha fazla zorlamaya başlamıştı.“İlk evliliğinin rezaleti, belki, çocukla daimi hale geldiği için bir sebep olmadığından, atlatılabilirdi, fakat, kibar dostlarının alışılagelmiş müdahalesiyle öğrendikleri üzere, hepsi hakkında fazlasıyla saygısızca konuşmuş, ait olduğu soyun ta kendisi ve gelecekte kendisine ait olacak imtiyazlarla payeler hakkında ağır hakaretlerde bulunup aşağılayıcı sözler söylemişti. Bu bağışlanamazdı. İşte Elizabeth Elliot’ın görüş ve hisleri; birbirine karışan kaygıları, çeşitli telaşları, hayatının genel görüntüsündeki tekdüzelik, zarafet, refah ve anlamsızlık; taşradaki tek bir muhitte, geçen uzun, olaysız bir yaşama ilgi çekici bir yön katacak ev içinde de herhangi bir yetenek ya da başarı olmamasından kaynaklanan boşlukları dolduracak hassasiyetleri böyleydi.”

Jane Austen, Elizabeth karakteri üzerinden kadının dönemin şartlarına göre içine düştüğü zorluklarla nasıl mücadele edebildiğini işlemeye çalışırken Elizabeth karakterini davranış ve duygu olarak da çok iyi analiz etmekte. Soyluluğun, kibrin, ukalalığın parasızlık söz konusu olduğunda hiçbir işe yaramadığını Sir Elliot ve kızı Elizabeth üzerinden anlatan Austen sosyal yapının da bu bahsettiğimiz davranışlar üzerinden nasıl da kaygan bir zemini olduğunu bize göstermekte. Ki Sir Elliot bu sosyal yapı statüsünü korumak maksadıyla aile dostları avukat Bay Shepherd ile Leydi Russell’a onlardan tavsiye almak amaçlı danışır. Leydi Russel için de statü ve para her şeydir. Aileye verdiği tavsiyelerde hep bunun üzerinedir. Evin ortanca kızı Anne ile iyi anlaşmaktadır. Fakat baba Elliot ve büyük kız Elizabeth burunlarının dikine gittiklerinden verilen tavsiyelere kulak asmamaya devam etmektedirler.

Sonuçta aile maddi sıkıntılarını aşamaz ve malikanelerinden çıkıp İngiltere’nin o dönem yükselen değeri Bath’e taşınmaya karar verirler. Evlerini ise bir kaptana kiralamak durumunda kalırlar. Anne ise evli olan kız kardeşinin yanına gider ve burada bir zamanlar aşkı olan ama ailesi karşı çıktığı için bir araya gelemediği eski aşkı ile yeniden karşılaşır. Jane Austen bu romanında da sağduyulu, akıllı karakterlerini ödüllendirmeyi ve romanını mutlu sonla bitirmeyi ihmal etmezken geri kalanları da hayatlarını devam eder vaziyette bırakır.

Austen’ın romanlarına yer eden ironi dünyası, ironinin alışık olduğumuz tanımını yumuşatmaktadır. İçinde bulunulan durumu veya ruh hallerini anlatırken ironinin sert anlatım tekniklerini kullanmayan Austen böyle yaparak okuyucuyla aynı göz hizasına inebilmiş ender yazarlardan olup hem aristokrasi tabakası hem halk tarafından okunan bir yazar olmuştur.

21. yüzyıla gelindiğinde ise eserlerinin çoğu, başta Aşk ve Gurur olmak üzere, sinemaya uyarlanmıştır. Klasik tarzda yazılmış romanlar okumayı özlediyseniz ya da sevdiklerinize hangi kitabı hediye etsem diye düşünüyorsanız “İkna” tam da sizin aradığınız roman.

Okumanız dileğiyle.

İkna

Yazar: Jane Austen

Yayınevi: Yabancı Yayınları

Türü: Roman

Çeviri: Başak Bekişli

Yayın Tarihi: 2018

Sayfa: 322