Okuma süresi: 5 dakika

Karşımda pırıl pırıl, gencecik ve hem avukat hem de sinemacı bir kadın var: Aslı Akdağ! Sevgili Aslı ile tanışmamız, aslında 52. Antalya Film Festivali’ne dayanıyor. 7 yıl geçmiş bile, hepimiz bu sektörde birçok yol kat etmişiz… İlk tanıştığımızda sevgili Aslı yapım ekibinde yer aldığı “Genç Pehlivanlar” belgeselini temsil ederken, ben de ilk şehir dışı festivalimi deneyimliyor ve sektöre adım atmaya çalışıyordum. Aslı bu kez yönetmen koltuğuna geçmiş ve “Bekleyiş” adlı ilk uzun metrajlı belgeselini çekmişti. Biz de tam 7 yıl sonra 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Bekleyiş” vesilesiyle bir araya geliyoruz. Hamile olduğunu öğrenen genç bir kadının yalnız başına çocuk büyüme hikayesine takın oluyoruz filmde… Sizler daha fazla bekletmeden, bu belgeselin öyküsüne bir bakış atalım diyoruz. Bu arada bizi bir araya getiren Bkz İletişim’den sevgili Hande Harmandalı’ya da ayrıca teşekkür ediyorum…

“Belgeselde belirli bir senaryoya bağlı değilsiniz, biraz daha keşif tarafı fazla”

Aslında sen bir hukukçusun, ama sinemaya 2016 yılında “Genç Pehlivanlar” belgesel filminin yapımcısı olarak adım attın. Senin için belgesel sinema ne anlam ifade ediyor?

Belgesel sinema benim çok geniş bir anlatı imkanı sunan ve gerçekliği kimi zaman kurmaca olarak da sunmanıza olanak sağlayan bir alan. Uzun metraj bir filmin gerçek bir hikayeye dayandığını bilsek dahi kurmaca bize sonuçta senaryoya dayalı bir evren sunuyor. Bekleyiş gibi bir sürenin takibiyle yapılan belgesellerdeyse belirli bir senaryoya bağlı değilsiniz; biraz daha keşif tarafı fazla, sürprizi olabilen çalışmalar ve bu bana çok keyif veriyor.

Yönetmenliğini üstlendiğin ilk film olan “Bekleyiş” Antalya Altın Portakal’da Belgesel dalında “Jüri Özel Ödülü” aldı. Filmde aslında kendi hayatından bir dönemi anlatıyorsun. Hamilelik dönemini belgesel yapma fikri nasıl ortaya çıktı?

Gerçekten çok iyi yapımlarla birlikte Antalya’daydık bu çok umut verici bir durum belgesel sinemaya dair. Böylesi bir seçkide aldığımız bu ödül çok onurlandırıcı oldu. Anlatmak istediğimin izleyiciye geçtiğini görmekse paha biçilemez bir deneyimdi.

Bu fikrin ortaya çıkış noktası derdimi anlatma ihtiyacı. Önce Aren’e anlatmaktı ihtiyacım; büyüdüğünde süreci onunla paylaşmak isteğiyle yola çıkarken görsel bir günce tutmaya başlamıştım. Ardından burada derdin çok daha büyük olduğunu ve de benim gibi hikayeleri olan benzer kadınların varlığını gördüm; yaşadıklarımı daha kapsamlı bir izleyiciye ulaşabileceğim bir belgesel şeklinde dökümante etmek istedim.

Aslında anlattığın hikaye, bir birey için hem mahrem hem de özel diyebileceğimiz derecede zor bir hikaye diye düşünüyorum. Belgeselde yaşadığın birçok şeyi tüm çıplaklığıyla görüyoruz aslında. Bu hikayeyi anlatmak, seni ne derecede zorladı?

Tabi, zor olduğuna katılıyorum. Ancak tek başına girdiğim bir sürecin zorluğu gibi bir yere takılıp kalmak yerine böyle bir misyonla yola çıkıyor olmak bana güç verdi. Manevi olarak beni zorlayan daha çok insanların anlayışsızlıkları oldu. Kendilerinin sizin için planladıkları geleceği size dayatmaları ya da kendi doğrularından yola çıkarak benim adıma karar vermeye çabalamaları. Halbuki ben kendi kararımla kendi yolumdayım. Bu gibi boş laflar yorucu olabiliyor ancak o noktada da dış dünyayla bağımı kesebildim neyse ki.  İstediğim kişilerle dilediğim kadar muhatap oluyorum artık hayatta.

Çekimlerin en zor tarafıysa bu gibi anları yakalayabilmek oluyordu. İnsanların kafasında hep şu var; “İstanbul’da, modern çevredeki bir kadın neden zorluk yaşasın?” Hayır ama öyle değil, ülkenin gerçekleri hiç de öyle değil ve benim belgeselimde aksettirebildiğim yaşadığım zorlukların ancak onda biridir.

“Sürekli kendi içsel sorgulamamı yaşadım.”

Film boyunca biz aslında Aren’i bekliyoruz, beklediğimiz süreçte de aslında babasız çocuk büyüten bir annenin yaşadığı sorgu suale de tanık oluyoruz? Kimi zaman duygusallaşabiliyorsun da. Senin için nasıl bir başa çıkma süreci oldu?

Elbette, bu çok insani bir durum. Sanırım belgeselin izleyiciye geçme nedeni de bu. İnsan olarak iniş çıkışlarım; kendimi sorgulamalarım da oldu. Bu çok doğal. Her şeyden evvel kendi kararı dışında dünyaya getirdiğiniz bir çocuk var ve onun için en doğrusunu, en iyisini yapabilmeyi arzu ediyorsunuz.

Toplumdan soyutlanarak yetişmiş bireyler değiliz günün sonunda. Bu toplumun dinamikleriyle büyüyen kişilerden birisi olarak ben de sürekli kendi içsel sorgulamamı yaşadım. Ancak bu insanların beni manipüle etmesine izin vereceğim bir duygusal karışıklık değil. Ben duygularımdan, yaptığımın doğruluğundan, kararımdan şüphe duymadım. Ama keşke dediğim anlar oldu; ya da neyi nasıl çözmem gerektiğini bilemediğim zamanlar…Bu gelgitleri aksettirme nedenim de biraz da şundandı; “toplum olarak dayattığınız değer yargılarıyla ne kadar zorlayıcı, insanın varoluşuna aykırı hassasiyetler yarattığınızın farkında mısınız? diye de sormak istiyorum diğer taraftan topluma. Çünkü toplum bir bireyin başına gelebilecek en doğal olayları dahi kutsallaştırdığı normları korumak adına dışlıyor ve de görmezden geliyor.

Film boyunca girip çıkan ve senin hayatında yer edinmiş insanlar, birer karakter olarak beliriyor. Birkaç kamerayı garipsiyor aslında ama bir süre sonra alışıyorlar. İnsanlara kamera ve belgesele konu olduklarını söyleme sürecinde nasıl bir yol izledin?

Yakınlarım, arkadaşlarım izlediğim yoldan haberdardılar. İlk olarak bu fikrimi kadın yönetmenler buluşmasında hem cinslerimle paylaştım ve sonra Banu Sıvacı bir anlamda yoldaşım oldu tüm süreçte. Ailemle de paylaştım ancak bunu sadece ev içinde izlenecek bir belgesel olacak gibi hayal etmiş olabilirler.

Daha uzak olanlar ya da kameradan çekinebilecek olanlarlaysa bunun Aren için hatıra olduğunu paylaşarak çekimlere başlıyordum. Ancak çekim bitince belgesele dönüştüreceğimizden de bahsederek onaylarını bu bilgi dahilinde alıyordum.

“Banu’nun varlığı çok kıymetliydi.”

Genel olarak sen filmi izlediğinde dışardan bir izleyici olarak neler hissettin? Çevrendeki insanlar nasıl yorumlarda bulundu?

Filmi çok dışarıdan izleyemiyorum korkarım. Prömiyer gününde de biraz panikledim açıkçası izleyiciye geçmezse diye. Elbette anlamayanlar da var, olacak…Herkes görsel bir dünyadan kendi anlamak istediğini alacak. Fakat vermek istediğim mesajı kimseye geçiremediğimi görsem çok üzülürdüm. Neyse ki bu korkumun da yersiz olduğu anlaşıldı gösterim sonunda. Hiç beklemediğim insanlardan çok olumlu dönüşler aldım. Misal, yadırgar mı dediğim uzak bir akrabam “benim hikayemi anlatmışsın.” Dedi. Çünkü onun da bambaşka ancak benzer dinamiklerle büyüdüğü bir süreci olmuş ebeveynleriyle.  İşte o zaman insan iyi ki diyor. İyi ki yaptım.

Biraz da “Bekleyiş” in yapım ekibinden bahsedelim, “Güvercin” filmiyle tanıdığımız genç sinemacı Banu Sıvacı ile beraber çalışıyorsunuz, adeta bir kadın dayanışması var filmde…

Evet belirttiğim üzere ilk projeyi paylaştığım andan itibaren bana destek olan çok güzel sinemacı dostlarım oldu etrafımda. Ve özellikle Banu’nun varlığı çok kıymetliydi. Gücümün olmadığı, vazgeçtiğim anlarda onun da desteğiyle yeniden yola koyulabilecek cesareti buldum.

Ailemden bahsetmiyorum çünkü onlarla sürecim zaten belgeselde yer alıyor. Belgesel de olsa fazla spoiler olmasın…

“Aren için güzel bir anı olacak”

“Bekleyiş” in Antalya Altın Portakal’da Belgesel dalında “Jüri Özel Ödülü” almasıyla beraber çok şahane bir an yaşadın. Sahnede Aren’in ödülü alma çabasını hala gülümseyerek hatırlıyorum. Sen neler hissettin?

Gerçekten çok keyifli bir andı. Aren bu işin mimarı olan kişi olarak yanımda olsun çok istiyordum. Tabi şu anda pek bir şey anlamadı belki ama onun için güzel bir anı olacak eminim. Ödül zaten dolayısıyla da onun ödülü, anladı da almaya çalıştı diye düşünüyorum. Neler hissettim? Heyecan, mutluluk, gurur…değdi diyebilmek ne kadar da güzel bir hismiş! Mikrofonu da ona uzatmadığıma hayıflandım sadece sonradan, eminim beylik laflar ederdi.

Bekleyiş, şimdi ise 32. Ankara Film Festivali’nde yarışacak. Filmin ilerleyen festival süreci hakkında nasıl bir plan var?

Filmimizin Uluslararası Prömiyeri halen yapılmadı. Daha evvel Antalya Film Forum’a da Bekleyiş ile katıldığımız için burada filmi açmak önemliydi benim için. Yurt dışından da Work In Progress platformlardan kabul aldığımız ama maalesef pandemiyle iptal olan platformlar oldu. Halen net şurası var hedefte diyemiyorum ancak Avrupa’dan çok filmin Asya ve Afrika’da istediğimiz etkiyi yaratabileceğine inanıyorum.

Sinemada bundan sonra nasıl hikayelerle yol almak istiyorsun? Belki hukuk okuduğun için o alanla ilgili bir belgesel de izleyebiliriz senden?

Hukukla ilgili olabilir tabi neden olmasın. Şu anda bir uzun metraj kurmaca bir hikayeyi geliştiriyorum. Korku türünün farklı bir örneği olacak. Belgeseller için de yine karakter odaklı hikayeler seçtiğim için uzun ön çalışma süreçleri bizi bekliyor. Çok teşekkürler.