Aslı Tohumcu’nun Kötü Kalp romanı ile kadına dair, kadına şiddete dair, her gün ve her gün toplum içerisinde çoğalarak kendine yeni yaşam alanları bulan kötü düşünce, kötü muamele, kötü söz ve nihayetinde kötü kalplerin ürettiği kötü şiddete dair kalplerimiz ve hafızamız çok ciddi şekilde uyarıldı. Sarsıldık. Kötü Kalp hafızası gereğinden az çalışan bizleri omuzlarımızdan tutup kendine çekerek “Farkında mısınız gerçekten ne olup bittiğinden?” dedi ve unutmamamız adına tüm çıplaklığıyla ne var ne yoksa işte siz busunuz, işte biz buyuz tam olarak diyerek haykırdı.

Aslı Tohumcu ile yeni romanı Kötü Kalp üzerine bir söyleşi gerçekleştirdim. Tabii ki sadece Kötü Kalp’i konuşmadık. Edebiyat dünyasında neredeyse yirmi yılı bulacak olan, yayıncılık dünyasında ise yirmi yılı geçkin bir süredir çalışmalarına devam eden, özellikle kadının varlığına, kadın meselelerine, kadına uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddete tanıklık etmiş, insan varlığının yıkıcılığını tüm çıplaklığıyla görmüş Aslı Tohumcu ile kadına ve insana dair göremediğimiz tüm karanlıkta kalmış noktaları ele alarak çok kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdim.

Çünkü susmamalı, çünkü konuşmaya devam etmeli, çünkü unutmaya çok elverişli hafızalarımızı yenilemeli, çünkü yeri geldiyse eğer haykırmalıyız.

Buyurun lütfen.

Aynur Kulak: İlk olarak sizinle başlamak istiyorum. Edebiyat ile olan bağınız tam olarak ne zaman şekillenmeye başladı? İlk çocukluk yıllarınızdan itibaren mi başladı (aile içerisinde yani) yoksa daha sonraki zamanlarda okul dönemlerinizde mi şekillendi?

Aslı Tohumcu: Okumayla ilişkimi anneme, onun düzenli okumasına ve gayretine borçluyum. Annemin bana üşenmeden defalarca okuduğu resimli kitapları hâlâ hatırlarım. Kitaba mutlaka bütçe ayrılan, bütçenin aşılmasına seve seve izin verilen bir evde büyüdüm. Okumayı öğrendiğimde Bursa’da Ekin Kitabevi’ne (bugünün Ezgi Kitabevi) gider, istediğim kitabı alır, dönerdim eve. Odam çatı katındaydı ve yaz kış fark etmez, çatıya çıkar aldığım kitaplara kapanırdım.

Jules Verne’i keşfettiğimde işin rengi de değişti benim için. Verne’in Karpatlar Şatosu adlı kitabını okuyup bitirdiğim gün, o kadar etkilenmiştim ki, annemin karşısına dikilip “Anne ben yazar olacağım,” dedim, “Verne gibi insanları etkileyen hikayeler yazacağım.” Annem de ne yapsın, deli kızına ertesi gün Bursa Kapalıçarşı’dan bir daktilo ile bir top samanlı kağıt aldı. On beş yaşındaydım. Kapalıçarşı’dan eve döndük ve o gün bugündür yazıyorum.

Aynur Kulak: Kötü Kalp romanınıza geleceğim fakat öncesinde Aslı Tohumcu’nun şimdiye kadar yayınlanan romanlarına baktığımızda çok ciddi bir kadın hassasiyeti içerisinde olduğunuzu görüyoruz. Düşüncenizi ve dilinizi hiç esirgemeksizin kadına yönelik olumsuz ne varsa en ince ayrıntısını atlamaksızın anlatıyorsunuz. Abis’te, Şeytan Geçti’de, Durmadan Leyla’da. Bu hassasiyetinizin oluşum sürecini merak ediyorum. Ailenizdeki kadınlar nasıldı mesela? O dönemlerden itibaren mi oluştu bu hassasiyet ya da çalışmaya başladıktan sonra, dışarıda kadına karşı yapılan bin türlü taciz şeklini göre göre, şahit ola ola mı oluştu Aslı Tohumcu’daki bu kadın meselelerini odak noktaya taşıyan romanlar yazma mevzuu?

Aslı Tohumcu: Ailemde idealimdeki kadın-erkek eşitliği vardı diyemem ama kız çocukları çok kıymetliydi. Evlenip anne ve eş olmak için değil, okumak ve hayal kurmak için yetiştirildiğimi söyleyebilirim. Yani başıma ne geldiyse sonradan, ailemin evinden ayrılınca geldi. Bursa’da fantastik hikayeler yazan bir çocukken, kişisel deneyimlerim, kadınların maruz bırakıldığı katliam beni bambaşka bir insan ve yazar haline getirdi. Kadınlardan esirgenen insanlığı, eşitliği, özgürlüğü düşünürsek, bakışlarımı zaman zaman başka yerlere çevirsem de, kalemimi çevirmem zor.

Aynur Kulak: Kötü Kalp kadınlara yönelik işlenen aklımıza gelebilecek her tür suça dair birkaç ana damar üzerinden şekilleniyor. İçinde kadınlara yönelik yapılan her tür olumsuz davranışın şekillendiği bu büyük manzaranın içinde, suçu işleyenler, suçu işleyenlerin vicdanlarının sesi (bazen, her zaman değil), suçu işleyenlerin izini sürenler (polis teşkilatı) suçu işleyenleri savunan avukatlar, yargıçlar, savcılar ve suçu işleyenlere kendi adalet anlayışı üzerinden cezasını veren biri, yani Kötü Kalp. Kadına yönelik ortaya çıkan, her tür şiddeti ele almak istediğiniz böyle bir roman yazma fikri kafanızda nasıl oluştu?

Aslı Tohumcu: Kötü Kalp ağırlıklı olarak kadınlara yönelik kıyımı ele alıyor, evet, ama yakın dönemde yaşanmış, vicdan sahibi her insanı rahatsız eden, adalete inancını sarsan başka suçları da ele alıyor. Nefret suçlarını, hak yemeyi, çocuk tacizlerini… Kendi adaletini arayan bir baş kahraman, onun peşine düşen emniyet güçleri ve suçlular üzerinden, üç koldan, üç sesten ilerleyen bir roman. Tabii şunu belirtmek isterim, romanda duyduğumuz suçluların vicdanın sesi değil, suçluların iç sesi sadece. Kötü Kalp’te bir vicdandan bahsedeceksek, baş kahramanın vicdanından söz edebiliriz sadece, çünkü onun vicdanı bu ülkede eşitlik, adalet ve özgürlük içinde yaşamak isteyen insanların vicdanı. Romanı yazma fikrinin nasıl geliştiğine gelirsem… Durmadan Leyla’yı yazmadan aklıma düşen bir fikirdi bu. Nereden, nasıl yazacağım konusunda kararsızlığa düştüğümden bekledi üç sene. Bunca haksızlığın, kötülüğün, zalimliğin ortasında nahif protesto ve tepkilerle yaşayıp gidiyoruz. Bu suçların faillerine ve onların değişik mevkilerdeki destekçilerine, bu kötülükleri destekleyen dile, ifadelere, hatta eylemlere bakarken insan çileden çıkıyor. Özellikle kadın katliamı öyle bir hal aldı ki, bende ‘elimize bıçağı alıp sokağa fırlamadıkça bitmeyecek mi bu zulüm’ duygusu uyandı. Bu öfke ve hayal kırıklığını, benim yerime intikam alacak bir kahramanın yolculuğuna dönüştürmeye karar verdim. Böylece çıktı Kötü Kalp ortaya.

Aynur Kulak: Romanda kendi adaletini kurgulayan Kötü Kalp bize şunu mu söylemeye çalışıyor: Artık umutsuzum, bu toplumdan da, kamu oyundan da, sizlerin vicdanlarından ve adalet anlayışında da, eğitimlisiniz veya değilsiniz hiç fark etmez, umutsuzum. Katılır mısınız bu yorumuma? Hukuksal anlamda yasalar yenileniyor, cezalar uzuyor, emsal kararlar çıkıyor fakat genel kötülük hali tüm bunlara rağmen devam ediyor, bu romanda zaten o yüzden kendi adaletini yaratma amaçlı yazıldı mı dersiniz?

Aslı Tohumcu: Kötü Kalp, tecavüzcü müvekkilini yalan beyanlarla hapisten kurtaran bir avukatın dilini ya da hak yiyen birinin işçilere salladığı parmağını keserek, kadın ve lgbti düşmanı bir blogger’ın parmaklarını klavyesine çivileyerek söylüyor söyleyeceğini. Kısasa kısas mantığıyla kendi adaletini uyguluyor. Herkesin değil ama ürkütücü ve üzücü bir çoğunluğun aynı vicdana, aynı adalet, eşitlik ve özgürlük anlayışına sahip olmaması, yanı başlarında yaşanan ve insanları işsiz, güvencesiz, çaresiz bırakan politika ve yaklaşımlardan rahatsız olmamasına, insanların intihara sürüklenmesine, ortadan kaybedilmesine, öldürülmesine ses çıkarmamasına tepkisini böyle koyuyor ortaya. Adaleti ve demokrasiyi işletmesi gereken kurumların ısrarla aksi yönde çalışmasına isyan ediyor, bazılarımız gibi. Sadece bazılarımızdan farklı olarak isyanını şiddet eylemlerine döküyor. Ama o kötü kalbi taşıyan kahraman(ım) iyilikleri, sabırları ve mücadele güçleriyle vicdan sahibi insanlara umut veren isimlerin varlığını unutmuyor. Rakel Dink ve Emel Anne ilk akla gelenler. Bunun çelişkisini yolculuğu boyunca yaşıyor zaten. Tabii, en son Meksika’da yaşanan olay, Meksikalı kadınların Anayasa Mahkemesi’ni yakmaları, insanın aklına çılgınca fikirler getirmiyor değil. Deli deliyi görünce sopasını saklarmış diye boşuna dememişlerdir herhalde!

Aynur Kulak: Tecavüz eden (kadına veya erkek ya da kız çocuğuna) sözlü veya fiziki şiddet uygulayan (kadına veya çocuklara) hakaret eden, her tür kötü muameleyi yapan kişiler bunun yanlış bir davranış olduğunu düşünmeksizin, aksine sanki normal bir şey yapmışçasına bir algı ile aramızda dolaşıyorlar. Kötü Kalp toplumun her kesiminde yaygın olan bu algıyı tüm çıplaklığıyla, lafını hiç esirgemeksizin ortaya koyuyor. Yani avukattan tutun, savcıya, komiserinden tutun, polise, adli tıp görevlisine, doktora vb… Kamuda önemli yerlerde görev alan herkes bu kötü algıyı, kötü sistemi, kötü toplumu ucundan kenarından ya da direkt ortasından, ulu orta bir şekilde besliyor. Ne söylemek istersiniz?

Aslı Tohumcu: Bunun hakkında üzüntüyle, öfkeyle saatlerce konuşabilirim, ancak bu ne kadar umutsuz olduğumu ve umutsuzluğumun beni ne kadar karanlık bir yere yerleştirdiğini göstermekten başka bir işe yaramaz. Oysa karanlığımı zaten Kötü Kalp’le serdim ortaya, vurdum kağıdın üzerine. Edebiyat da dahil olmak üzere hayatın her alanında isyan etmeye, yanlışların doğrusunu göstermeye çalışmaya, kendi küçük mücadeleme devam etmeye devam….

Aynur Kulak: Romanda çok rahatsız edici şiddet sahneleri var. Okurken arada nefeslenip, tekrar okumaya döndüğüm yerler oldu. Sanki sizin bu normal olarak nitelendirdiğiniz ve yapmaktan çekinmediğiniz, duyduğunuzda duymazlıktan geldiğiniz, gördüğünüzde görmezlikten geldiğiniz tacizler, tecavüzler bakın görün işte tam da böyle oluyor diyorsunuz. Bu sahneleri gerçek, yaşanmış olaylardan alıntılayarak mı kurguladınız? Eğer böyle ise korkunç. İnsanın şiddeti böylesine rahat karşısındakine uygulayıp, hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor olması mı desem…; ne söylesem bilemiyorum.

Aslı Tohumcu: Romanda karşılaştığımız suçları işleyen suçlular ve onlara hak verebilen insanlarla bir arada yaşıyoruz. Bu ülkede, bu dünyada. Bu açıdan bakınca, bunları hayal etmek ve bir romana dökmek büyük bir yaratıcılık gerektirmiyor bence. Ne de olsa bu olayların bazıları yaşandı, bazıları şu an yaşanıyor, yakın zamanda yaşanacak ya da. Yaratıcılık gerekmiyor ama yazım süreci boyunca ruh sağlığınızdan ödün vermek gerek diyeceğim, o da ayıp kaçacak. Ayıp kaçacak çünkü insanlığını yitirmemiş bireyler için mesela, bir Emine Bulut cinayetini, Emine Bulut’un son sözlerini unutmak, o sözleri duymamış gibi mutlu mesut yaşamaya devam etmek mümkün mü? Ya da… Atanamadığı için intihar eden, ağaçlar kesilmesin istediği için dövülerek öldürülen insanları unutmak mümkün mü? Böyle böyle unutmayalım, kayda geçirelim, hiçbirini unutmayalım.

Aynur Kulak: Kötü Kalp sanki okuyucusuna, bir şeyleri sorgulamanız gerekiyor; susmamanız, konuşmanız gerekiyor, diyor. Hatta anlatıcı şöyle bir söz söylüyor; “Bırakıyor kötü kalbi konuşsun.” Bile bile susuyorsanız ve göz yumuyorsanız yapmayın konuşun ve bilinçlenin diyor bize Kötü Kalp. Sizce, Kötü Kalp’i dinleyip, okuyup, onu anlayabilecek miyiz?

Aslı Tohumcu: Romanın kendisinden göz yummayın, susmayın gibi bir mesaj çıkarmak isteyen çıkarabilir elbette. Bahsi geçen olaylar, yani erkek şiddeti, hak yemek, sivil ölüme terk edilmek sessiz kalınacak olaylar değil. Ama alıntıladığınız cümle, anlatıcının, baş kahramanın yani, kendini kötü kalbinin intikam isteğine bıraktığını ifade eden bir cümle. Her insanın aklından kötü, karanlık, tehlikeli düşünceler geçebilir ancak bir kısmı bunları fiiliyata döker. İnsanları birbirinden ayıran, onları olumlu ya da olumsuz sıfatlarla nitelememize neden olan da bu seçimlerdir. Ben de bir ekmek bıçağı kapıp sokağa fırlayarak, yakalanana dek doğrayabildiğim kadar adam doğrayabilirim mesela ama onun yerine roman yazıyorum. Ve elbette bu romanı, o korkunç suçları işleyen insanların okumayacağını, bana benzer, kardeşlik kurabileceğim insanların okuyacağını biliyorum. O kardeşlik duygusunu kurmak, yüreğimizin yangınında, acımızda, öfkemizde, umudumuzda ve umutsuzluğumuzda ortak olduğumuz duygusunu uyandırmak, kahramanımın eylemleriyle de birkaç saatliğine de olsa okuyanın yüreğini soğutmak istiyorum. Ama her roman gibi bu roman da artık okuyana ait, benim ne istediğimin, neyi amaçladığımın bir yerde önemi kalmıyor.

Aynur Kulak: Kötü Kalp polisiye unsurların da olduğu bir roman. Başkomiser ve yardımcılarının olduğu bir ekip bir takım mesajlarla dolu olayları bir türlü çözemiyorlar. Bu da romana farklı bir boyut, heyecan ve merak katıyor. Romanı kurgularken baştan beri var mıydı kafanızda bu bölümler yoksa salt yapılan suçları yazmak, kötü kalbin sesini dinlemek bunaltıcı olabilir düşüncesiyle mi bu bölümleri eklemek istediniz? Aslında dikkatimi çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu yozlaşmış bir kurumun kadınlara yönelik şiddeti nasıl çözeceği yönünde oldu. Biraz bu yönden okudum aslında bu bölümleri.

Aslı Tohumcu: Biri çıkıp da gerçekten adaletin terazisini dengelemeye kalkışsa, suçlulara mahkeme salonlarından çıkmayan cezaları kendi vermeye kalksa, bunun elbette emniyet güçlerinde bir yansıması olacaktır. Nasıl ki roman adalete inancımızı sarsan olaylar üzerinden, gerçekçi bir hattan ilerliyor, o gerçekliğin bir kısmı da, emniyet güçlerinin bu cezaları veren, bu şiddeti uygulayan kişinin peşine düşmesini gerektiriyor. Dolayısıyla Başkomiser ve iki yardımcısı bu amaçla, gerçekliğe katkıda bulunmak için.

Aynur Kulak: Artık kadına karşı yapılan her tür şiddete karşı seslerin daha fazla yükseldiği, farkındalıkların arttığı ve bu yönde romanların, öykülerin, hikayelerin yazıldığı bir dönem yaşamaktayız. Sosyal medya başta olmak üzere, ikinci sırada edebiyat bu yönde farkındalığımızı en fazla yükseltecek seçeneklerin başında geliyor. Biz fazla okuyan bir toplum değiliz maalesef fakat siz mesela inatla ve ısrarla bu konu ile ilgili yazmaya devam ediyorsunuz. Ne yapılması gerekiyor sizce edebiyatın bu anlamda değerinin gerçekten yerini bulması için?

Aslı Tohumcu: Herhangi bir edebiyat eserinin değeri önce yazanın, ardından okuyanın gözünde belirleniyor. Edebiyatın bu anlamda değeri derken kastettiğiniz, hayatta başka türlü bir karşılık bulması, hayatı değiştirmesiyse, maalesef bu mümkün değil. Ancak verilen mücadeleye katkıda bulunabilir sanırım.