Buralarda öğrendiğimiz etrafımızı algılamakta da sıklık kullandığımız, yanlış düşmüş bir duygu olan “yalnızlık” üzerine sohbet edelim. Belki, balkon konuşması yapan zihin biraz geride durur ve geri kalan iki dostumuz ile bağın bahçenin içinde dolaşma fırsatımız olur?

Hayatında hiç yalnızlık hissetmedim diyen var mıdır aramızda? Hele hele lise dönemindeyken. Anlaşılmaya/anlaşılmamaya dair birçok an orada oluştu. Çoğu gerçek dostluklar o zamandan günümüze kadar geldi. Lise döneminde oluşturduğumuz izlenimlerle etrafımızı algılamaya devam ediyoruz. Bu çok değişik bir şey, bir olay yaşanıyor sen de bir şekilde dahil oluyorsun ya da olmuyorsun ortada öyle bir şey yok ama sen olayı o şekilde görüyorsun. Gördüğümüz şeylerde çoğunlukla egomuzun gördüğü şeyler. Bu normal gelse de daha yüksek fikirlerin bize gelmesine engel çünkü senin keyfin yerinde ve bir eksiklik inşa etmemişsin. Tam deli işi biliyorum güzel dostlar dönüşüm burada başlıyor işte. 

Neden yalnızlık hissediyoruz? Soru burada. Daha iyi ya da daha kötü hissedeceğimiz psikolojik bir hal değil bu. Bu sağlam bir kırıklık. Bir testi düşünün ve bu çatlak noktadan her gün su sızdırıyor. Yatıyorsun kalkıyorsun testi doluyor sonra tekrar boşalıyor, nerede o enerjiler? Bu çatlakları nasıl sağlamlayacağız? İşte soru burada gizli. Önce “testiyi” fark edeceğiz. Testinin içine nasıl su koyuyoruz ve nerelere harcıyoruz bu suyu ona bakacağız ve neden gece eve geldiğimizde suyumuz bitmiş oluyor? Beden üzerinde gözlenebilen bir olay olduğu için yazdım. Buradan yola çıkarak bazı dostlar kandida diyeti yapabilir. Kandida da bizim testideki bir çatlağımız olabilir, daha sağlam çatlaklar da olabilir. Onlardan bir tanesi de “yalnızlık” duygusu. 

Kuantumcu arkadaşlar evren aslında yok diyip işin içinden çıkıyorlar. Biz nasıl çıkacağız işin içinden, nasıl kaçacağız bu hapishaneden dostlar? Lıkır lıkır gidiyor enerjilerimiz, daha iyi bir noktaya gelmemiz beklenirken tüm yaratılış tarafından. Geçenlerde bir haber okudum, hayvanlara da anti-depresan ilaçlar yazılıyormuş reçetelerde. İnsanın sorumluluğu üzerindeki bir sonuç daha. Kendimizle bütün doğayı aşağıya çektiğimizi görüyor muyuz dostlar? Biz yapmamız gereken işleri yapmayıp, olayları erteledikçe bize bağlı realitelerde kırıklık ortaya çıkıyor. Bu çok değişik bir bağ konusu. 

Yolda olanların da ara sıra düştüğü yalnızlık illüzyonu acı çekmek isteyen benliklerimize iyi geliyor. Bundan haz alıyoruz içte bir yerde. Aşağıların aşağısına düştük, buralarda takılıyoruz kafalarına giriyoruz. Bhagavad-gita’da da böyle bir an var. Aynı hikaye farklı farklı yerlerde de işlenmiştir diye düşünüyorum. Nasıl olacak peki bu iş? Yaratılıştan ayrı olmadığımızı nasıl anlayacağız dersek kadim bilgeliğin çalışıldığı yerlerde olmalıyız. Birçok kavramın daha görünür olduğu bu zamanlarda varlıksal ihtiyacımızın ne olduğunu anlamaya gayret etmeliyiz. Bir araya gelip daha temiz ve daha ince olanları davet edelim …